İki Çeşit Hırsızlık

Hırsızlığın kelime anlamına baktığımızda, TDK’de çalma, arakçılık olarak yazar. Ama farklı farklı sözlüklere baktığımızda, sürekli bir mal, eşya kelimesi geçer ve otomatik olarak hırsızlığı, bir evi dikizleyen, gece yarısı benzin istasyonunu gezen veya çanta kapıp kaçan olarak tanımlarız. Aslında bu hırsızlık, herkesin aşina olduğu; hırsız deyince akla gelen imgelerdir. İkinci tip hırsızlıksa, genelde dürüst olduğunu düşünen insanlar tarafından yapılır. Fazla göze batmaz çünkü başkaları tarafından da pek hırsız gözüyle bakılmaz ve ilk tip hırsızlığa göre çok yaygındır. Şimdi ikinci tip hırsızlığa yakından bakalım.

İkinci tip hırsızlığı kafamızda tam oturtmak için birkaç örnek verelim. İşyerinizde çalışırken,  bir telefon geliyor ve eşiniz, kızınızın kalem istediğini söylüyor. Siz de işyerinizden ayrılırken masanızın üstünde, size ait olmayan işyerinin kalemini alıp çıkıyorsunuz ve bunu gönlünüz rahat bir şekilde yaparken, sizi kapıda bekleyen arkadaşınızın da hiç garibine gitmiyor. “Yok artık buna hırsızlık mı diyorsun?” diyebilirsiniz. Ama her yıl işyerlerinde çalışanların yaptığı hırsızlık ve dolandırıcılığın maliyetinin 600 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu az önce bahsettiğim ilk tip hırsızlıktan kat kat fazla (araba hırsızlığı, ev hırsızlığı).

Şimdi az önceki örneğe dönüp, bir ekleme yapalım. Bu sefer ihtiyacımız olan şey kalem değil, para olsun. İhtiyacımız olan para ne kadar düşük olursa olsun, işyerimizde içinde para bulunan bir kutuya elimizi daldırıp içinden bozuklukları almayı düşünmeyiz. Aslında buradan çıkarılan sonuç; yapacağımız hırsızlık, ne kadar paradan uzaklaşırsa, o kadar daha yatkın hale geliyoruz.

Üniversite profesörü olan Dan Ariely’nin yaptığı deneylerden çıkan önemli sonuçlar; insanlara hırsızlık yapacağı ortam yaratıldığında, hiç kaçınılmaz bir şekilde yapıyorlar. Bu hırsızlığı azaltmak içinse, dürüstlüğe bağımlılığı hatırlatan şeyleri, -On Emir, Kuran, İncil veya deneye bağımlı kalacağı bir söz- sunmak gerekiyor. Bu, insanlardaki hırsızlığı etkilemekte önemli oluyor. Bir diğeriyse, önceki örnekte olduğu gibi, insanların direk nakit parayla iş yapmalarını sağlamak. Böylece, insanların daha az hırsızlık yaptığı bir ortam yaratılabilir.

Aslında ikinci tip hırsızlığın daha yaygın fakat daha az göze batar olduğunu söylemiştim. Saatlerce karşısında durduğumuz televizyonların zamanımızı çalması, yine aynı şekilde avm’lerde bulunan ters yönlü yürüyen merdivenler, işyerinden çaldığımız eşyalar, yıllardır zararlı olan sigaranın veya çocukları şişmanlattığı söylenilen abur cuburun çokça satıldığı kantinler, göz bozukluğu ve içine kapanık yetişen çocukların olduğunu bildiğimiz halde, tabletin, telefonun üretiminin ve dolayısıyla talebin artması… Bir insan elini cebimize sokup, paramızı almaya kalkışsa çıldırırız. Fakat yıllardır bu somut olarak olmasa da, bir şekilde paralarımız, duygularımız, zamanlarımız, sağlığımız çalınıyor. Ama buna tepki gösteremiyoruz, çünkü normal karşılanıyor, karşılıyoruz.

Kısaca bireyler sadece, dürüstlük onların işine yaradığı ölçüde dürüstler. Dürüst olmayanlarsa, hile yapmaya kalkışıyorlar ve kendi çıkarını her şeyden üstün görüyorlar. Ardından bencillik ortaya çıkıyor. Yine insanın bencil ve çıkarcı olduğuna geldik. İnsanın sadece kendini düşünme durumuna, ister bencillik, isterseniz atomculuk veya tekbencilik deyin. Bu hâl durumunda olan insanlar, ne kadar empatik olursa olsunlar, herkesin kendi acısını kendisinin çekeceğini düşünür. Başkaları için ne kadar kaygılanırsa kaygılansın, başkaları hakkında ne kadar tavsiyede bulunursa bulunsunlar, herkes kendi hayatını yaşar.

Bu anlayışta, ben benim, siz sizsiniz. Ama bu böyle değildir. Çünkü kendi varlığımızın olabilmesi için, başka varlıklara gerek vardır. Bu konuda, üzerine düşünmemizi gerektiren bir cümleyi Jean-Paul Sartre şöyle özetlemiştir: “Benliğimizin bilincine, sadece, bizim bilincimizde olan öteki bilinçli varlıkların bilincinde olduğumuz zaman varırız.” Yine, dürüstlüğü ve aslında insanların aynı ortamda yaşarken, birbirine ihtiyaç duyduğunu ve hatta duyması gerektiğini ise, Adam Smith şöyle özetlemiştir: “Çoğu insanın başarısı, hemen her zaman komşularının ve akranlarının lehine ve iyiliğine olan şeylere bağlıdır.” Bunlara ilave olarak ise, farkında olmalıyız. Yapılan ikinci tip hırsızlığın farkında olmak bizi bir adım öne iter. Unutmayın farkında olmak ve normal karşılamamak.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.