İçimdeki Savaş

Sevgi nedir ? Hatta daha da zor bi soru sormak gerekirse aşk nedir? Onun için kendinden vazgeçmek, her şeyi göze almak, kafanın içinde sadece onun dolanıp durması. Bunların hepsinin sebebi aşk denen duygu mu ? Peki ya seni çok sevdiğini bildiğin halde içinde bulunan dinmek bitmeyen onu kaybetme duygusu, anlam veremediğin boğazındaki düğümlenme. Bunlar neden ? bana göre bunların hepsi onu kendinden bile çok sevmekten. O seni seviyor sen onu seviyorsun ama her şey tamam çok güzel diyemiyorsun. Çünkü ne zamana kadar seni sever bilemiyorsun ki ileride olucakları kestiremiyorsun, neler olucağını neler yaşanacağını tahmin edemiyorsun. Hadi farzet ki tahmin ettin diyelim.  Sözleşme mi imzalatıcaksın? Garanti altına alamazsın ki. Ne yapıcaksın onu hayatından, özgürlüğünden, duygularından alı koyup sanki bir bibloymuşçasına odandaki kitaplığa koyup sadece kendine mi saklayacaksın. Zaten sadece sevmekte yetmiyor.  Sakın yanlış anlama bu dediğimi evet seviceksin, hatta öyle bi seviceksin ki iliklerine kadar hissettiriceksin ona olan sevgini. Ama aynı zamanda arkadaşı olucaksın. Olabildiğince dürüst, hayatındaki her şeyi anlatıp paylaşabileceğin, yeri gelince şakalarla güldürdüğün, ağladığında ağladığın, morali bozuk olduğunda onun içi şaklabanlıklar yapan yani tabiri caizse palyaço olduğun en yakın arkadaşı. Sana zaten güvenmeli bunu söylememe gerek bile yok. Verdiğin, hissettirdiğin güven o kadar kuvvetli olmalı ki asla içinde, kafasında seninle alakalı şüphe ya da kuşku kalmamalı. Madem çok seviyorsun, madem aşıksın senin yüzünden huzursuz olamaz. Buna hakkın yok. Yeri gelicek haliyle kıskanıcaksın tabi ki. Emin ol hoşuna bile gider bu kıskançlıklar. Ancak bu kıskançlığın dozunu kaçırıp abuk sabuk hareketlerde, imâlarda bulunmayacaksın. Çünkü bu sefer bu hoşuna giden bu kıskançlık yerini sadece bir kalp kırıklığına bırakır. Bu kalp kırıklıkları, huzursuzluklar arttıkça inan ne kadar sevse de devam etmek istemicektir işte o zaman ki kaybedeceğin şey bir oyuncak ya da para değil,  biraz arabesk bi şekilde söylemek gerekirse onsuzluk. Dayanılmayan, acı veren, geceleri nefes almanı zorlaştıran, iştahını kaçıran berbat bir boşluk. Berbat bir yalnızlık.  Annen, baban, arkadaşların ne oldu diye sorduğunda cevap veremediğin, anlatamadığın türden bi yalnızlık. Sonra kaçmak isticeksin. Şehir değiştiriceksin hatta belki ülke. İlk başlarda kafanda tamam unuttum düşüncesi olucak ama bilmiyorsun ki kendini kandırmaktan başka bir şey değil bu düşünce. Kaçtın, ülke değiştin ama giderken valizinin içine sadece pantolon , kazak mı koydum zannediyorsun. İyi bak arkalarda bir yerlerde, yalnızlığını, sevgini, özlemini ve acını da beraberinde götürüyorsun. Farkında değilsin bir nevi bataklıktasın ve gittikçe dibe doğru ilerliyorsun. Yıllar geçicek yeni bir başlangıca hazır hissediceksin. Hayatına yeni insanlar alıcaksın, hem kendine hem onlara bir şans vericeksin umutlanıcaksın. Bu sefer de hiçbirinin onun yerini tutmadığını anlayacaksın. Kimi onun gibi gülmeyecek, kiminin sohbeti onun kadar sarmayacak kiminin saçı onun gibi kokmayacak bile. İşte o zaman farkedeceksin ki yeni insanlarla tanışmıyorsun, yaptığın tek şey; herkeste onu aramak. Boşuna arama bulamicaksın…. 

okur

Yazar: longman

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.