I. KOSOVA SAVAŞI

Çirmen savaşıyla (1371) Balkanlar’a doğru ilerlemeye başlayan Osmanlılar’ın bu kesimde XX. yüzyılın başlarına kadar sürecek olan hâkimiyetlerinin iki önemli dönüm noktasını oluşturan bu savaşlar aynı yerde yapıldığı için kaynaklarda I ve II. Kosova savaşları olarak anılır. Bunların her ikisinde de müttefik birliklerle karşı karşıya gelinmiş olup ilkinde Sırplar, ikincisinde Macarlar öncülük yapmıştır. Bir meydan muharebesi özelliği taşıyan savaşlardan özellikle I. Kosova Savaşı, ikincisine göre gerek sebepleri gerekse oluş şekli ve sonuçları itibariyle ön plana çıkmış, çeşitli tartışmalara yol açmış ve Sırp tarihçiliği açısından millî bilinci hazırlayan bir dayanak noktası olarak görülmüştür.. Kosova Savaşı. Osmanlılar’ın Rumeli yakasına ilk geçişleri sırasında Balkanlar’da Stephan Duşan’ın kurduğu devlet 1355’te onun ölümüyle parçalanmış ve bu yörede bağımsız feodal prenslikler ortaya çıkmıştı. Bunlardan biri olan ve Morava nehri civarında hâkimiyet kuran Sırp Kralı Lazar, 1371’de Duşan’ın oğlu ve halefi Kral Uroş’un ölümü üzerine giderek sivrildi ve Sırbistan’da önemli bir güç odağı haline geldi. Ancak Çirmen zaferinden sonra I. Murad’ın baskısı karşısında onun hâkimiyetini kabul etmek zorunda kaldı. Son yapılan incelemeler, onun Osmanlı vasallığından ayrılarak Bosna Kralı Tvrtko ve diğer bazı despotlarla Osmanlılar aleyhinde bir ittifak kurduğu ve birlikte hareket etme çabası içinde bulunduğu yolundaki bilgilerin tartışmalı olduğunu ortaya koyar. Genel olarak kaynaklar, I. Murad’ın Lazar üzerine yürüyüp Kosova’da onunla çarpışmasını 790’da (1388) Osmanlı birliklerinin Ploçnik’te yenilgiye uğramasına bağlar. Buna karşılık Niş’in kuzeybatısındaki Ploçnik’te Osmanlı ordusunun karşılaştığı Sırplar ile küçük bir çatışmaya girdiği ve hemen ardından 1386 Ekim sonlarında Niş şehrini ele geçirdiği, 1388’deki yenilginin sebep gösterildiği savaşın Bleka’da Bosna Kralı Tvrtko ile yapıldığı, bunun üzerine I. Murad’ın Lazar ile Tvrtko arasında gizli bir iş birliği olduğu zannına kapılarak doğrudan Lazar’ın üstüne yürüdüğü ileri sürülür (Reinert, Osmanlı Beyliği, s. 183-230). Bununla birlikte kaynakların tahlili, Lazar ile Tvrtko arasında Osmanlı karşıtı bir ittifak oluşturulduğunu gösterir. I. Murad’ın bu hareketi, bir vasalın alenî isyanına karşı bir hareketten ziyade Osmanlı sınırlarında baş göstermesi muhtemel bir tehlikenin ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır. I. Murad’ın Kosova ovasına yürüdüğü sırada Lazar onu karşılamak üzere değişik milletlerden savaşçıların da yer aldığı ortak birliklerini toplamıştı. Sırp, Bosna, Hırvat, Arnavut, Bulgar, Macar, Çek askerlerinden oluşan müttefik kuvvetleriyle vasal hale gelmiş olan Anadolu beylikleri, Makedonya’dan Kral Marko, Bulgaristan’dan Kostantin Dejanović’in askerlerinin de yer aldığı Osmanlı ordusu Kosova ovasında karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusunun asker sayısı kaynaklarda genellikle çok abartılı olarak verilir. Muhtemelen iki tarafın kuvvetleri birbirine denk olup karşılıklı olarak asker sayısı 30.000’i biraz geçiyordu. Savaşın tarihi de tartışmalıdır. Batı kaynaklarında 15 Haziran 1389 (19 Cemâziyelâhir 791) tarihi genel olarak kabul görmekle birlikte bunun eski takvime dayalı olması sebebiyle 28 Haziran’a rastgeldiği üzerinde de durulmaktadır. Savaş düzeni hakkında Osmanlı kaynaklarında yer alan bilgiler karışıktır. Osmanlı ordusunun merkezinde padişah ve yeniçeriler, sağ kolda Şehzade Bayezid, sol kolda Anadolu beylikleri askerleriyle Şehzade Yâkub bulunuyordu. Sırplar ise Lazar merkezde, sağda damadı Vuk Branković, solda Bosna Kralı Tvrtko’nun askerleri yer alacak şekilde yerleşmişlerdi.Savaşın cereyan tarzı ve safhaları hakkında kaynaklarda yer alan bilgiler çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Ancak genel olarak yapılan tahliller Osmanlı ordusunun savaş meydanında müdafaada kaldığını, süvari gücüne sahip Sırp müşterek ordusunun saldırıyı gerçekleştirdiğini ortaya koyar. Özellikle Enverî, ağır süvari hücumundan ve bunların okçular vasıtasıyla dağıtıldığından söz eder. Mücadele üç safhada cereyan etmiştir. Bunlar Sırplar’ın ilk saldırının ardından dağılması, Sırp Despotu Vuk Branković’in ve Bosna Kralı Tvrtko’nun çekilmesi ve savaşın son bölümlerinde I. Murad’ın ve Lazar’ın ölümü hadiseleridir. Sırp kaynakları, savaş sırasında Vuk Branković’in ihanet ederek Lazar’ı yalnız bıraktığını yazar. Bir Katalan kaynağı ise Branković’in Lazar’ın ölümünden sonra krallığının başına geçmek için süratle savaş meydanından ayrıldığını belirtmektedir. Bu sebeple Branković’in ihanetiyle Osmanlı galibiyetinin ortaya çıktığı iddiası bu son muteber kaynak çerçevesinde anlamsızlaşmaktadır. Branković, hem Lazar’ın ölümü hem de ordunun bozulması sebebiyle geriye çekilmek durumunda kalmıştır. Ayrıca muhtemelen ne o ne de yine geri çekilen Bosna Kralı Tvrtko, I. Murad’ın şehid düştüğünden haberdardı.Osmanlı kaynakları Neşrî dışında genellikle I. Murad’ın ölümü olayına odaklanmıştır. Neşrî, savaş hakkında oldukça ayrıntılı bilgi vermekle birlikte savaşın seyrini karıştırmış görünmektedir. Ancak efsanelere boğulmuş olan Sırp kaynaklarına nisbetle en kullanışlı olanıdır. Osmanlı kaynaklarında önce I. Murad’ın suikasta kurban gittiği, ardından da yakalanmış olan Lazar’ın öldürüldüğü belirtilir. Onlara göre I. Murad, bir ara etrafında çok az asker bulunduğu halde dolaşırken yerdeki yaralılardan biri ona bir isteği olduğunu söyleyip yaklaşma izni almış ve gizlediği hançerle onu yaralayıp ölümüne sebep olmuştur. Diğer kaynaklardan ayrılan Enverî ise I. Murad’ı hançerleyen Miloş’un daha önce sultanın kulları arasında bulunurken sonradan kaçıp hıristiyanlığa dönen bir Sırp beyi olduğunu yazarak onun I. Murad tarafından tanınması sebebiyle yanına yaklaşabildiğini ifade eder. Sırp ve diğer Batı kaynakları olayı tertipli, önceden planlanmış bir saldırı olarak görme eğilimindedir. Soylu bir fedai grubu aralarında anlaşmışlar, bunların içinde yer alan ve bazı kaynaklarda Macar asıllı olduğundan söz edilen Miloş saldırı sırasında mızrakla Murad’ı yaralamış ve ölümüne yol açmıştır. İnandırıcılıktan uzak olan bu bilgi epik bir hikâyeye dönüşerek Sırp mitolojisinde önemli bir yer edinmiştir. Bu konuda, I. Murad’ın yanındakilerin savaşın kazanıldığı garantisini gördükten sonra savunmayı gevşettikleri ve bu sırada padişahın ya tertipli ya da münferit bir suikast sonucu hayatını kaybettiği sonucuna ulaşılabilir. Ayrıca olayda, Sırp Despotu Vuk Branković ile gizlice anlaşan ve kendine taht yolunu açmak isteyen Yıldırım Bayezid’in parmağı olduğu iddiası ise bir senaryodan ibarettir. Yıldırım Bayezid’in amansız düşmanı olan Kadı Burhâneddin adına yazılmış Bezm ü Rezm adlı eserde yer alan imalı bir ifadeden hareketle böyle bir sonuca ulaşmak, kaynağın Osmanlı karşıtı bir çevreye ait olduğunu hesaba katmamaktan kaynaklanmış olmalıdır. Öte yandan Lazar’ın da Murad’ın uğradığı suikast sonrasında öldürülmüş olduğu açıktır.Bazı Sırp kaynaklarında bu savaş büyük bir Sırp zaferi olarak nitelendirilir, hatta modern Sırp literatüründe de bu iddia yer edinmiştir. Daha temkinli olanlar ise savaşın galip ve mağlûbunun bulunmadığı görüşündedir. Bosna Kralı Tvrtko’nun Floransalı senyörlere yazdığı mektupta savaşı Türkler’e karşı kazanılmış büyük bir zafer olarak müjdelemesi, muhtemelen onun savaş sonucunu beklemeden bozgunluk emâreleri görüldüğünde savaş alanından çekilmesi ve çok sonra padişahın ölüm haberini alınca da bunu büyük bir başarı olarak görmesinden kaynaklanmıştır. Aslında bu tür haberlerin ortak noktası I. Murad’ın vefatı olup bu durum büyük bir zafer olarak anlaşılmış ve nakledilmiş olmalıdır. Halbuki kesin askerî başarının Osmanlılar tarafından kazanıldığını 1411’de Lazar’ın oğlunun yanında bulunan Kostantin açık bir dille belirtmektedir.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.