Heidi’nin ayakları neden çıplaktı? İsviçre’nin karanlık tarihi

Heidi… İsviçre’nin, Alplerden ve çikolatalarından sonra akla gelen en büyük simgelerinden biri. Herkesin yardımına koşan, kırmızı yanaklı, elbiseli bu küçük kız büyükbabası ile birlikte yaşamaktaydı. Hiç dikkat ettiniz mi, Heidi tüm bölümlerinde çıplak ayakları ile izleyici karşısına çıkmıştır. Bunun onun özgür ruhu ile ilgili olduğunu düşünebilirsiniz. Peki , yaz-kış keskin taşların üzerinden, keçilerin arkasından çıplak ayak ile koşan bu kızın ayaklarının çıplak oluşunun başka bir sebebi olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz?

Yaratıcısı olan Johanna Spyri kaleme aldığı bu eser aracılığıyla çıplak ayaklı çocuklar gerçeğini gün yüzüne çıkarmıştır. Bu küçük kız sayesinde Verdingkinder’in yani çocuk kölelerin duygularına ve yaşam tarzlarına dikkat çekmiştir. Heidi, aslında İsviçre’nin toplumsal tarihinde hatırlanmak istenmeyen bir gerçeğin göstergesidir onun çıplak ayakları geçmişte çocuklara karşı işlenmiş olan bir suçun ortaya çıkarmış olduğu utancın simgesi konumundadır. Arkadaşı Peter’in ve diğerlerinin aksine Heidi çıplak ayaklıydı çünkü, çıplak ayak köle çocuklarla diğerlerini ayıran büyük bir çizgiydi.

1789 yılında İsviçre fabrikalarında 14 yaşından küçük çocukların çalışması yasaklanmıştı. Bu karara rağmen çocukları sömürmek adına yeni bir yöntem ortaya atıldı. 18. yy’ın sonundan 1960’lı yıllara kadar uygulanmaya devam etti. Devlete borcu olan, ya da ayrılmak- boşanmak zorunda kalan çiftlerin çocukları, fakir ailelerin çocukları ayrıca ailesi cezaevinde olan çocuklar veyahut kendisi suç işleyen çocuklar… Kısacası toplum tarafından kabul görülmeyen ve sahipsiz sayılabilecek tüm çocuklar kilise ya da devlet tarafından alınıp çalıştırılmak üzere başka ailelere yerleştirilirdi.

Ancak 1974 yılında bu uygulama çıkarılan bir yasa ile kaldırıldı. Artık, papazlar tarafından toplanan dört yaşındaki çocuklar bile çalıştırılmak üzere çiftliklere ya da evlere yine papazlar aracılığı ile kiralanırlar, satışa çıkarılırlardı. Bu uygulamalara maruz kalan çocuklar kiralandıkları ya da satıldıkları andan itibaren kimse tarafından merak edilmezler, tecavüze ve işkenceye maruz kaldıkları zamansa hakları savunulmazdı. Çünkü onlar İsviçre halkının gözünde sorunlu ve ilgisiz ailelerden ‘’kurtarılmış’’ çocuklardı. Çocuklar ahırda hayvanlarla birlikte yaşarlar, üzerlerindeki giysileri de çuvallardan yaparlardı. Tüm bunlara rağmen kimse bunun bir kölelik sistemi olduğunun farkında değildi. Çünkü; hayatın olağan bir parçası olarak kabul edilmişti. 

Peki bu duruma tepki gösteren olmamış mıydı ?

Tabii ki olmuştu. Bir Rus doktor çiftliğin birinde yoğun tecavüzler sonucu ölen bir erkek çocuğu hakkında resmi bir rapor yayınlamıştı. Olayın ardından doktor halk tarafından dışlandı ayrıca partiler, kadın örgütleri ve sendikalardan da tepkiler yağdı ve yazdıkları hiç kimse tarafından dikkate alınmadı. Ressam Albert Anker’in İsviçre halk hayatını anlattığı tablolarında çıplak ayaklı çocuklara da yer vermiştir. Resimlerdeki çocuklar soluk benizleri ve düşük omuzları ile dikkat çekerler. Okullarda, evlerde ve sokaklarda çocuklar her ne kadar diğer çocuklar ile aynı ortamda bulunsalar da hemen ayırt edilebilecek özelliklere sahiplerdi. Ayrıca devlet tarafından ancak iki senede bir verilen ayakkabılar büyüme çağında olan çocuklar için çabuk eskir ve kullanılamaz hale gelirdi.

Çocuklara karşı uygulanan bu politikanın bir tür köle ticareti olduğunun anlaşılmasının ardından uzun zaman sonra bile İsviçre bu olayı konuşmaktan dahi kaçınmış ve üzerini örtmüştür. Bu olayın insanlar tarafından fark edilmesini sağlamak adına birçok film yapılmış ve sergi düzenlenmiştir. 2009 yılındaki Verdingkinder Reden isimli sergi ile ilk defa bilimsel çalışmalar, konferanslar yapılmıştır. Ayrıca yakın zamanda canlı tanıklardan oluşan açık oturumlar sayesinde de konu gündemde tutulmaya çalışılıyor.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

6 Yorum