Hayattaki En Acı Gerçek

Hayattaki En Acı Gerçek

Yaşamı boyunca her insanın “en üzücü tecrübemdi” diyebileceği olay, farklıdır. Kimine göre bu sevdiği birini kaybetmekken kimine göre ise hayal kırıklığına uğramaktır. Yaşanılan ne olursa olsun hissedilen çoğu zaman aynıdır. Çünkü gerçekler, daima can acıtır.

Yazıma başlamadan önce yalnızca kendi duygularımı yansıtmamak adına çevremdeki insanlara hayattaki en büyük acılarını sordum. Cevap çoğunlukla aynıydı: sevdiğin bir insanın hayatını kaybetmesi. İnsanın en büyük imtihanı şüphesiz ölümdür. Her canlı doğar, büyür, yaşar ve en nihayetinde ölür. Ölüm, hayatımızın her anında hissetmemiz gereken yegâne gerçek, bunu inkâr edemem ancak ben hayattaki en acı gerçeği tek bir kavramla açıklıyorum “zaman”…

Zaman, geç kalanları beklemiyor.

Zaman, geriye alınamaz; durdurulamaz, ödünç verilemez, satın alınamaz ve ertelenemez. Zaman bencildir, kimse için işleyişini değiştirmez. Hayatta yaşadığımız en acı gerçeklerin tek sebebi zamana hükmedemeyişimizle ilgili değil midir? Ölümün en acı gerçeklerden biri olduğundan bahsetmiştik. Ölüm de artık birileri için zamanın tükendiğini ifade eder. Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde hissettiğimiz tüm acı duygular, aslında o insanla bir daha zaman geçiremeyeceğimizi bildiğimizden kaynaklanır. Yine ölüm duygusunun getirdiği acı hissinin şiddetini de o insan hayattayken onunla geçirilen zamanın kalitesi belirler. Eğer bir insana o hayattayken zaman ayırabildiyseniz vicdanınız az da olsa rahatlar. Ancak henüz vakit varken, değerini bilememişseniz işte o zaman sevdiğiniz birini kaybetmek sizi daha fazla yaralar. Aslında ölümü bu kadar acı hâle getiren, pişmanlıklar ve artık yaşanması mümkün olmayan zamanlardır.

Ölüm yalnızca sevdiklerini kaybettiğinde acı vermekle kalmaz, bir gün öleceğin gerçeğini bilerek yaşamak da bir o kadar acı vericidir. Belki şimdi belki de yıllar sonra… elbet bir gün bizim için de akrep ve yelkovan çalışmayı durduracak.

Zamanı, sonsuzmuş gibi yaşamak en derin acıların sebebidir.

Hayatta ölüm kadar acı bir şey daha varsa o da yaşamaktır. Bizler sonsuz bir evrende yaşayan sonlu canlılarız. Hayat denilen, bize bahşedilmiş sınırlı zaman içerisine çok şeyler sığdırmak istiyoruz. Daima önümüze hedefler koyup planlar yapıyor daha iyi bir yaşam için mücadele ediyoruz. Bir an durup derin bir nefes almaya asla vaktimiz yok. Ev, araba, kariyer sahibi olunca mutlu olacağımıza dair şartlanmışız, anın içindeki güzellikleri göremeden yaşıyoruz. Modern yaşamın köleleri için zaman, hızlıca bitirilen bir tüketim maddesinden farksız. Her gün bize verilen zamanı nasıl tükettiğimizin önemi yok, tüketiyor olmak yeterli. Oysa içinde bulunduğumuz ana değer vermek, hayata değer vermek demektir. Bu sebeple zamanı, sonsuzmuş gibi yaşamak en derin acıların sebebidir.

Hayattaki En Acı Gerçek

Mutsuzluğa, pişmanlıklara, öfkeye zaman yok.

Zamana hükmedemediğimiz gerçeğiyle yüzleştiysek bu gerçekle nasıl başa çıkabileceğimizden de bahsedelim. Ne yazık ki geçip giden zamanın hiçbir şekilde telafisi yok. Öyleyse telafisi mümkün olmayan şeyler için üzülmeye de gerek yok. Geçmişte yaşanmış hatalarımızın, kırgınlıklarımızın şimdiki zamanı ve yarınımızı etkilemesine izin verirsek zamana yenilmiş oluruz. Bu yüzden unutabilmek, insanoğlunun en büyük başarısıdır. Kendimizi ve çevremizdekileri affedebilmek, zamana hükmedebilmenin ve mutlu olabilmenin ilk koşulu.

Carpe Diem!

Kaybettiğimiz zamanı telafi etmemizin mümkün olmadığı gibi geleceği de tamamen şekillendirebilmemiz mümkün değil. Nasıl geçmişe takılı kalmak anı yaşamamıza engel oluyorsa gelecek ümidiyle şimdiyi ertelemek de yanlıştır. Önemli olan yaşanılan zamanı verimli hâle getirebilmektir. Geçmiş geride kaldı, yarın yaşayabileceğimizin bir garantisi yok, öyleyse geriye yalnızca şimdiyi yaşamak kalıyor. Ertelemeden, geç kalmadan, dolu dolu yaşayabiliyorsak en acı gerçeğimizin, zamanın, farkına varabilmiş ve ona karşı galip gelebilmişiz demektir.

Rapor Et

blogger

Yazar: Nihal Zengin

İstanbul Üniversitesi TDE mezunu. Hâlihazırda yüksek lisans tezini tamamlamaya çalışıyor. Çok okur, çok yazar, az konuşur. Hoşgörünün dünyayı daha iyi bir yer yapabileceğine inanıyor.

Blog YazarıEleştirmenİlk Yazım

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları