Hayat Anksiyetesi

Zihnimizi dinlendirmeyi hobi edinmemiz gerektiğini anladığımız bir zamandan geçiyoruz. Kalbimizin ritimli şarkısı, nedensizce susmayan çarpıntılarımız, cevaplarından korktuğumuz sorularımız ne zaman bitecek diye düşünmekten yorulmadık mı? 

Sürekli bizi acı eşiğine sürükleyen şeylerden yalnızca kendimizi çekip çıkartmamız gerekiyor oysa. Sessizliğimizi kendimize borçlu olmadığımızı anlamamız, ellerimizle kalbimizi durdurmaya çalışmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Kendimizi iyileştirecek kadar cesur, kalbimizi soğutacak kadar merhametli miyiz? 

Herkese psikolog, kendimize hastalık olmayı nasıl başarıyoruz?  Gecelerimizi aydınlatmak yerine, gündüzlerimize dert sığdırıyoruz sürekli. Ama evet kararlıyım. Hiç bir anksiyetem kalmayacak hayata dönüşecek. Hiç bir kaygım sonsuza dek sürmeyecek. Endişelerimi eskilere göndereceğim teker teker. Sessizce dinleyeceğim tüm güzel şarkıları, bağıra bağıra dökeceğim gözyaşlarımı. Korkup kaçmak yerine durup savaşacağım hepsiyle. Nedensizce değil, hemen hepsine çekeceğim gardımı.

Tüm yapboz parçalarını yerine takmayı öğrenmem gerekiyor  artık. Hiç bir eksiklik hissetmeyeceğim yüreğimde. Kendime biriktirdiğim kadar değil, kendimce öğrendiklerim kadar olacağım. Dünyalıların kalbinde değil, kendi dünyamda yaşamayı öğreneceğim. Dar sokaklara değil, kendi bahçemde kuracağım salıncağımı. Sallanarak değeceğim gökyüzüne. Ağlayarak yerin dibine girmek yerine. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.