Gidenler Sana An(ı) Getirir

Gidenler Sana An(ı) Getirir

Fırtınalı bir denizden çıkarsın da gider küçük bir su birikintisine takılırsın. Bazen söylenecek çok söz olur yaşananlar öyle çoktur ve susmaktan başka bir seçenek yoktur. Karantina dönemine girdiğimden ve o badireli hastalık dönemini güçlükle atlattığımdan olsa gerek kafamda yürüttüğüm çok şey akışını değiştirdi. Yakın bir zamanda ise hayatıma olumsuz etkisi olduğunu düşündüğüm kişileri yorumladım. Fakat değişen bir özellik dahil olmuştu bu sürece  ” Kendi yanlışlarım”, tavırlar, pamuk ipliğine bağlı ilişkiler…”

Sonra dedim hak ettiğim şeyler de olmamış değil. Hak ettiğimiz kısmı düşünülünce aslında ikili bir döngünün tavırsal haklılığını daha iyi görebiliyormuş mesela insan. Acımasız görünüp bazen çok merhametli bir öğretmen olabiliyormuş bizi irdeleyen öz eleştirimiz.

Son bir hafta içinde ablam gibi sevdiğim, bu aileye dışardan katılmış bir evlat gibi beni gören yakınlarımdan, iki güzel insan covid-19 hastalığı yüzünden hayatını kaybetti.  İki gün arayla üstelik. Yıllarca sohbet ettiğimiz aynı tabaktan yediğimiz yirmi senelik dostumun bu zor gününde dışardan bir teselli dostu değildim, olamazdım. Benim için ikinci bir aileydi bu dramı birlikte yaşadığım insanlar. Yazmaya başlarken blog konusuna kelimelerime yön verecek gücüm yok ve olmasın şart değil. Fakat şöyle düşünüyorum burada içimizi döktüğümüz belki bir derdimiz belki soruna yaklaşım şeklimizle, birilerine bir ilham bir doğru harekete teşvik nedeni olabiliriz. Gelgit fikirlerimin buluştuğu bir nokta bulunabilir.

Hayatın hep bir matematiği sabitti bende düne kadar. Ölüm denilen unsuru hep tek kişi ardından yaşanan yoğun bir buhran gibi görüyordum, babamı kaybettiğimde ve sıralı ölüm gibi diğer yakınları kaybetmeye başlayınca da budur şeklinde bir algı yerleşmişti. Tüm ezberler silindi. Şunu düşündüm ne kadar zayıf ve bir toz zerresi kadar uçucu bir yaşantımız var ve ruhumuz bu zerreye asla sığamayacak kadar engin ve kırılgan. Onların da hayalleri, umutları gelecek planları vardı. Hatta yakın zamandaki olasılıklar gerçek için anını bekliyor gibiydi. Rastgele bir dikkatsizliğin olasılıklarını hesaplamadan önceydi tabi bütün bu olanlar. Aslında yaşamı ciddiye mi hafife mi almak gerektiğini hala bilmiyorum. Çünkü planladığım gibi gitmedi hiçbir zaman, ya da planlanılan unsurun daha somut, sabırla gerçekleşmesi kesin bir şey olması lazımdı. Ekranlardan öğrendiğimiz vaka sayıları bizim için bir zaman sonra bir sayıdan ibaret olarak algılanıyorsa bunun değişmesi gerekir. Yetmiyor, yetemiyor. Ateşin düştüğü yerin sarıldığı koca bir ormanın içindeyiz artık. Maske yetmiyor, illa sosyal mesafe…

Gidenler Sana An(ı) Getirir

Hiç unutamıyorum dertleştiğimiz koca bir hayat içine sıkışıp çözüm aradığımız bize hiç bitmeyecek gibi gelen zamanları. TV izlerken çekirdek çıtlatmalarımızı, film eleştirilerimizi, mutfağa Boşnak böreğinin kokusunu içimize çeke çeke gidişlerimizi, şen kahkahalarımızı. Hani derler ya kimin yanında saçmayabiliyorsanız, kendinizi doğal hissediyorsanız doğru insanlarla doğru yerdesiniz diye. Üzerine çok söz söylenemeyecek bir gerçek oluyor zamanla bu durum yeni birilerini tanımaya başladıkça. Anda yaşanıyor her şey ve o anda ne hissettiğimizi bir gün geride kalacağını bilerek yaşamak, bunu hayat sergüzeştimizin esası yapmak gerçekliğe daha çabuk alıştırıyor bizleri. Güçlü hissediyorsun kendini ancak burukluğun o kekremsi tadı reflekslerini bir çırpıda alıyor.

Hayatınızda uzun zaman yer etmiş veya önemli bir zaman dilimini paylaşmış kimseler vardır. Haksızlık veya hayal kırıklığı yaşadığınız birilerini dahi , konuyla ilgisi olmayan başka bir yakınınızın durumuyla ilişkilendirmek anlamsız gelmez artık.  Büyüdüğünüzü anladığınızda içinizdeki çocuğu seven kişiler her nerede yaşıyorsa yaşasın kendisini size hatırlatıyor. Benim de öyle oldu. Nefret ettiğimi sandığım aslında kırgınlıktan ötürü kızıp durduğum ne yaptığını bilmediğim birçok insanı affettim.  Ve anladım onları kaybetme korkum ve sevgim affettirmişti. Sonra kusurlarıma rağmen kendimi. Her şey geride kalıyor. İleriye taşıyacağımız güzellikleri şekillendiren hayatımıza misafir ettiğimiz o güzel insanların da bizle olan yolculuğu tamamlanmış oluyor, bile isteye olmaksızın. Sevmeseniz bile affedin bu belki sevgiden bile fazla ihtiyacımız olan bir şey… Hep sonradan ve aslında hep sil baştan bir hayatı sürekli inşa ederek farkındalığa koşuyor bizi zaman.

Nasıl olsa her şeyin zamanla sonu yok mu, ve ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu ? Ben kimim diye sormuyorum artık. Yaşadığım ve yaşattığım müddetçe  insanım diyorum. Aslında ne çok kişiyi severmişim diyebiliyorum…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.