En AZı

Zorlanıyorum galiba ama dahası korkuyorum.

Olmadığım gibi davranmaktan ve ne olduğumu bilememekten… En çok da korkmaktan korkuyorum galiba. 

Çevremdeki insanlara benzemekten, onlara dönüşmekten. Kınamaktan, kınanmaktan. Benliğimden utanmaktan korkuyorum, çok zor ulaştığım doğrularımdan tekrar şüphelenmekten… 

Uyum sağlamak zorunda mıyım? İşte bu dert. Hayır diyemiyorum insan sosyal bir varlık ama evet hiç diyemiyorum, zorla güzellik olmaz. Yine anlam yüklediklerimi boşaltmam gerekiyor abartmamak çok zor hele. Arkadaşlığın beraber eğlence peşinden koşulan birlikteliğin ötesine geçmesi ümidini de terk etmeliyim mesela. Bir cümleye bir paragraflık anlam yüklemeye çalışınca anlamı taşıyamadığını görüyorum yine, terk etmeliyim. Ama inanın hiç benlik değil! Ne bekliyorum acaba? Ne zaman söze girsem yine varlığa dair düşünüyorum. Ne yapmak istiyorum? Dağlarda kek otu(!) toplamanın ofisteki işten karlı olabileceğini anlamak, dilimin hicranı anlatan nadide bir tomurcuk olduğu plaza dilinin dikenlerine dolaştığı, horlandığı gerçeğine gözümü kapamak, modernizmin; kapitalizm ve materyalim karşıtı söylemler dışında da iğreti durduğunu göstermek istiyorum, azın çoktan fazla olduğunu da. Hızlı trenin trene benzemediğini, zamanı çoğaltırken çirkinleştirdiğini haykırmak istiyorum. Öte yandan internetten alışveriş yapmaya direnemeyeceğimi biliyorum. Sosyal medya kullanmamak da çok garip bu yaşta mesela ,sahip olduklarımın reklamını değil de düşüncelerimi paykaştığım bir deneme yazmak daha tuhaf olmalı.

 Ne için yaşıyorum? Rahat olmaya olan eğilimimin sebebi ne tüm çabalarımın sebebi ya hani. Tüm eğitimimin, okumalarımın… Hepsi rahat olması için yitirdiğim hayat için değil mi? Demek istemiyorum ki okumasaydım. Zannımca çağın en karlı dayatması eğitim. İnsan boş kaldı mı düşer en çok da boşluğa.Zavallı gençlik şimdi bile ne durumdayken öteki türlü ne yapardı acep? 

Kabul edelim, hepimizin yakınacak bir şeylere ihtiyacı vardır; bu ihtiyacı karşılayacak en güzel problem bir öğrenci için dersleri. Zamanında ev işi olmuş, tarla , ekmek her neyse. İnsanların bıkacak daha kayda değer problemleri varken günlük hayatlarına sıra gelmezmiş. Oysa şimdi işimizden başka ne işimiz var:) Öğrenci nefret ediyor pazartesiden, bu sebepten. Bu iyi mi emin değilim. Fiziksel zorluklar olmadığından psikolojikleri türemiyor sizce de? Bu yüzden aklımız hiç boş kalmamalı! Rap dinleyelim akıp gitsin sözler. Ağır konferanslar kimin umrunda, dağılır dikkatin–> uyu. Sloganlar yeter bize. Kim dinler oldu ki şarkıları sonuna dek. Hiçbir şeyin önemi kalmıyor ya, adrenalini bir bakışta bulamazsın artık–> lunaparka git, iyi fikir. Sadece yanında olmaktan huzur duyduğun kişiler mi? Var mı öyleleri? Ya çok şanslısın yahut bizdensin.

Olsun! İçinde hala bir şeyler hissediyorsan bazen farkında olmak bile tatlı bir acı sayılabilir. Pes etmeye hakkımızın olmadığını kabullenmek gerek 🙂

Ben dahil kimsenin anlam veremediği mutluluk sellerimin hangi fırtınalarda biriktiğini biliyorum. Hani dedim ya ne için yaşıyoruz. Galiba buldum: hissetmek için. Tüm arayışlar, buluşlar/bulamayışlar/ ne aradığını bilemeyişler… Ve bu düşüncelerimle olan birlikteliğim hala hissettiğmin bir kanıtı gibi geliyor. Heyecanlı, istekli, buz tutan ellerimle bu satırları yazışlarım, bazen sebepsizce uyandığımda mutluluktan gülüşlerim ve bazen de düşündükçe sinirlenişlerim… Hepsi için minnettarım , bana yaşattıkları her şey için

yazar

Yazar: Hanımeli

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.