ELMA GÖRÜNÜMLÜ ARMUT

Eğer bir armutsak, bir elma yarısına kendimizi zamkla yapıştırmak suretiyle, sabit kalarak elma taklidi yapsak bile elma olamayız. Armut armutluğunu bilecek ve ona göre mutlu olmayı öğrenecek veya hayatı boyunca tam olamadığı meyvenin içsel sıkıntısını çekecek. Sıkça yaptığım hatalardan bir tanesidir bu elma görünümlü armut olma çabam. Ve içeriği yanlış yerde yanlış insanlara tutunmak olan her eylemin sonunda, bıkmadan usanmadan aynı cümleyi kurarım: Her yere kolayca uyum sağlayıp; hiçbir yere ait olamayan ben, şimdi sizlere gidiyorum buralardan adlı şarkıyı seslendireceğim. Çünkü sonuç genelde aynıdır. Ya ben uyumsuzluğumdan sıkılıp ortamı terk ederim ya da ortamdakiler çiğneyip beni tükürürler. Ama her iki durumda da yol ayrımı kaçınılmazdır.

Bu garip hal ve tutumların sebebini idrak etmem de bir yarı ömrümü aldı açıkçası. Ben yine kendimden yola çıkarak, tüme varmayı tercih ediyorum ve diyorum ki:

Ah şu Korkularımız ve

İçin için, beynimizin arka planında açık unuttuğumuz veya farkına vardığımız ama kapatamadığımız; tüm sistemlerimizde kasma yapan korkularımız. Asında birçoğumuz kim olduğumuzun ve neleri isteyip istemediğimizin farkındayız. Derdini anlatmak nasıl yemiyorsa, korkularımızı anlatmak hele aman Allahım nasıl mümkün olsun? Kim tutacak bu koca burnu havada? Tabii ayrıca korkularımızı anlatmaktan da korkuyor olabiliriz; çifte kavruk korku tamlaması durumu…

İtiraf ediyorum ki; zaman zaman her şeyden hatta kendimden bile korkuyorum. Hızla yanımdan geçen bir araçtan, yüksek sesle kapanan kapıdan, kavgadan gürültüden, insan yargılarından, başarısızlıktan, sevilmemekten, terkedilmekten vs. ve mekanizma şöyle işliyor:

(Korku*Uydurma Olasılıklar)= Panik

Panik*Yanlış Yorumlama= Çığırından çıkma (Güvenlik arayışı içerisindeyken, bilumum deli saçması tavırlar veya bayılma – mavi ekran).

Yani yaşama, ot ol git seni saksıya diksinler Benan.

Dışarıdan bakıldığında bulutların üstünde süzülüyormuş gibi sakin tavırlarımın tam tersi içten yanmalı o hallerimin, üzerime bir bizon sürüsü saldırmış gibi ama aynı zamanda aptal mıyım ne alakası var azcık sakin ve makul olmalıyım tavrımla beraber, kaçsam mı yoksa şuracıkta bayılsam mı ikilemiyle gözüne far tutulmuş bir tavşan gibi baka kalışlarımın ve karşımdaki insanların ‘’Salak mı bu acaba’’ diye beni süzmelerinin arasında geçen zamanı gelin bir de bana sorun. Evet zaman gerçekten göreceli bir kavramdır.

Korkular arttıkça, kendinizi asıl istediklerinizi yaparken değil hasbelkader girdiğiniz bir sokakta karşınıza çıkan, bana gel diyen veya size güven verdiğini sandığınız insan ve insan topluluklarının kucağında buluyorsunuz; size aslında hiç uymayan kimyaların ortasında farklı bir koku oluyorsunuz yine. Ve o farklı kokunuzu alanlar da merakla sizinle iletişime geçmeye çalışıyor. Uyumlu tavrınız altında ruhunuzun da zihninizin de çok farklı iklimlerim kuşları olduklarının farkında olsanız da, bunu kendinize bile itiraf edemeyişiniz sizi çoktan derdest etmiştir. İşte bu ete kemiğe bürünmüş, kalabalık yalnızlığın tam da kendisi. Size insanınızın ayak sesi bile, çok eskiden kulağınıza çalınmış bir hissiyatla tınlar. Sizden olanı anlamamanız imkansızdır. Gerçekliğinizi garip bir inatla kendinize kapatırsanız sonrasında o çılgın armut gibi tutunduğu elmanın diğer yarısı olmak gibi anlamsız bir çaba içerisinde, ıkına ıkına yalnızlıktan çürüyüp gidersiniz. Benim düştüğüm bu armut hatasına düşmemeniz dileğiyle.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum