Düşünce Gücü Mucizesi: Placebo Etkisi Nedir?

Düşünce Gücü Mucizesi: Placebo Etkisi Nedir?

İnsan çoğu zaman kendi psikolojisinin fizyolojik durumuna ne kadar etkisi olduğunu düşünmeden yaşayan bir canlı. Oysa pek çok durumda ve koşulda, ruh durumumuz bizi ciddi anlamda etkiliyor. Öfkelendiğinizde veya sevindiğinizde kalp ritminiz nasıl fiziksel bir hareketliliğe maruz kalmadan değişiyorsa, vücudunuzda daha pek çok şey düşünce gücünüze bağlı olarak hareketlilik gösterebilir. Fakat insan çoğunlukla bu etkinin farkında değildir. Oysa bu farkındalığın kazanılması halinde insanın yaşam kalitesinde pek çok şey değişecektir. Pek çok kültürde, özellikle de yaşlı öğretilerde düşünce gücünün ne kadar hayati bir önem taşıdığı açıkça ifade edilmiştir. Pek çok din sistemi bilinçli veya bilinçsiz olarak inancı doğurmaya teşvik ederek fizyolojik rahatsızlıkları tedavi etme yolunu izlemektedir. Mantralar, dualar ve sözlü ritüeller de çoğunlukla bu amaca hizmet eden birer araçtırlar. İnsanın inançla yaratabileceği etki çok ama çok kuvvetlidir.

Bugün konuşacağımız konu da, bu inanç gücünün nasıl bir fizyolojik etki doğurduğunu ifade etmek için literatürde tanımlanan Placebo Etkisi olacak.

Düşünce Gücü Mucizesi: Placebo Etkisi Nedir?

Placebo Etkisi Nedir?

Derinlemesine bir inceleme yapıldığında Placebo etkisi kavramının yüzlerce yıllık bir geçmişi olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bu kavram kelime anlamı itibarıyla memnuniyet doğurmak ve tatmin etmek anlamlarını taşımaktadır. Placebo tanımlaması ilk olarak 14. yüzyılda karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde cenaze evlerinde ölen kişinin yeterince yakını olmaması ve cenazenin gösterişli bir şekilde yani yeterince dramatik bir şekilde gerçekleşmeyeceği korkusu üzerinden cenazelerde görev yapacak bir çeşit aktörler kiralanmaya başlamıştır. Bu aktörlerin tek işleri kendisine ödeme yapan cenaze sahibinin cenazesine katılmak ve sanki ölen kişinin bir yakınıymış gibi cenazede ağlamak yani duygusal bir performans sergilemektir. Bu kavramın memnun edici anlamına gelişi de buradan doğmaktadır.

Bu etkiyi bizim bugün inceleyeceğimiz anlamda ele alan ilk çalışmalar ise 18. yüzyılda başlamıştır. Bu etki en basit ifadeyle şu anlama gelmektedir: Telkin yoluyla, bir amaca hizmet ettiği söylenen bir maddenin fizyolojik olarak hiçbir etkisi olmamasına rağmen inanç gücü ile sahip olduğu iddia edilen etkinin maddeyi  kullanan kişide gözlemlenmesi. Bunun için yapılan deneyler basit olarak bir dinamik üzerine kurulmuştur. Deneye çağrılan habersiz denekler iki gruba ayrılmıştır. Deneye katılan tüm deneklerin soğuk algınlığı gibi basit bir fizyolojik sıkıntıları vardır. Bir gruba hastalığı iyileştirecek ilaç verilirken diğer gruba bir önceki gruba verilen ilaçla birebir aynı görüntüye sahip fakat fizyolojik etki yaratacak herhangi bir içerik barındırmayan maddeler verilmiştir. İkinci grup kendilerine verilen sözde ilaçların birinci gruba verilen ilaçlarla aynı olduğu düşüncesine sahip olduklarından her iki grupta da iyileşme belirtileri gözlemlenmiştir. En basit ifadeyle bu etkiyi inancın oluşturduğu söylenebilir.

İnanç Gücünü Hafife Almayın

Elbette bahsettiğimiz bu etki yalnızca fizyolojik sorunların tedavisi için kullanılmıyor. Günlük hayatımızda pek çok sorunu telkin yoluyla ve inanç sistemimizi değiştirerek aşmak mümkün. Bunun en yaygın örneklerini eğitim sistemimizde ve aile hayatımızda görüyoruz. Örneklendirmek gerekirse: Sesi çok güzel olan bir kız çocuğu uzun yıllar boyunca ailesi tarafından sesinin iyi olmadığına dair uyarılıyor. Bu kız normalde sesinin güzel olduğunu bilmesine rağmen bir noktadan sonra gerçekten de doğru sesleri çıkaramayacak kadar bu telkinden etkileniyor. Ve fizyolojik olarak sahip olduğu bir yetiyi gömüyor. Başka bir örnekte ise hayatı boyunca ailesinin kalıtsal özelliklerinin kendisine geçtiğine ikna edilen bir çocuk, gerçekten bir noktadan sonra babası gibi kellik problemi yaşamaya başlıyor. Oysa bunun fizyolojik hiçbir sebebi yok. Bu durum yalnızca babasıyla aynı kaderi paylaşacağına dair yoğun inancından ileri geliyor.

Placebo Etkisi ile kanserin bile tedavi edildiğine dair pek çok araştırma mevcut. Oysa çok da yaygın olarak kullanılan bir metot değil. Bunun sebebi elbette tıp endüstrisinin mükemmel bir pazara sahip olması ve bu pazarın içindeki para akışını kaybetmek istememesi. Ama siz siz olun düşünce ve inanç gücünü hafife almayın!

Rapor Et

blogger

Yazar: İdil Ceren Yılmaz

Gezegendeki yolculuğunun 24'üncü yılında. Atmosferde başıboş gezen hikayeleri yakalayıp insanlara anlatmak en büyük tutkusu.

Blog YazarıYıllık Üyeİlk Yazım

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları