Talep Kaşıma ve Arz Tecâvüzü: Cep Telefonu

Talep Kaşıma ve Arz Tecâvüzü: Cep Telefonu

İktisat fakültelerinde okutulan ilk derslerden birisi ”İktisada Giriş”tir. Dolayısıyla yapılan ilk tanım da doğal olarak ”iktisadın ne olduğu” ile ilgilidir. Genel kabul görmüş tanıma göre iktisat; kıt kaynakların sonsuz insan ihtiyaçlarına tahsisidir. Buradaki kelimeleri kendi içinde ayrıştıralım, bakalım insana dair neler ortaya çıkacak?

Kıt kaynak: Arzında (sunumunda-üretiminde) bolluk olmayan kaynak

Sonsuz insan ihtiyaçları: İnsan yaşamı boyunca tükenmeyen ”isteme” dürtüsünün ortaya koyduğu talepkâr tavır

Tahsis: Özgüleme (yani bir şey ya da durumun bir kimseye ayrılması)

Bu tanımın içsel manasını oluşturan kelimelerin insana net olarak anlattığı şey şudur : İnsan olarak bir şey istiyor olacaksın ancak, kaynaklar kıt olduğu için bundan herkes aynı ölçüde yararlanamayacak ve bu yararlanma veya yararlanamama durumunun matematik hesaplarını sebep ve sonuç ilişkileri ile yapan bilime de iktisat diyeceksin…

Şimdi…İktisadın işleyişini ve insanı nasıl yönlendirdiğini idrak edebilmiş olan zekâlar, insan ihtiyaçlarının yönünü de belirleyen ”master mind’lar-üstad akıllar” olmuş oluyorlar. Yani mi? Yanisi şu, insanların neyi isteyeceklerine ve ne kadarlık bir sıklıkla isteyeceklerine bu ”akıllar” karar veriyorlar…

Makalemizin başlığından hareketle, yukarıdaki genel ifadeleri, cep telefonu dediğimiz ailelerimizin dijital mensupları üzerinden iktisadın cep telefonu ile insanları nasıl bir ”evirme” sürecine dahil ettiğini ve bunu yaparken de adına ”işletmecilik ve pazarlama” denilen ”para emici sevgilileri” ile nasıl da kıvrak hareket ederek insanları baştan çıkardığına bakalım…

Cep telefonu kavramı, ”bilimsel insanın-(homo scientia’nın)” mühendisliğin mekanik tarafını dijital tarafa evrimleştirmesi ile ortaya çıkan bir hayal idi ve gerçek oldu. Hem de öylesine bir gerçek oldu ki, bugün cep telefonu artık yaşamın bir parçası değil, yaşamın ta kendisi olmaya başladı. Bugünkü kullanım amacına uygun ilk cep telefonu, ürünün tarihçesine bakılırsa, 1973 yılında Motorola Firmasında çalışan yetenekli mühendis Martin Cooper’ın tasarımı idi. Cihaz 1 kg ağırlığında olup, sadece 35 dakika konuşma imkânı sunuyormuş. Cihazın üretim maliyetinin 3500 dolar olduğunu eklersek, dönemin şartlarına göre ciddi bir maliyet yaratmış. Aynı firma, 1983 yılında, gerçek anlamda bir cep telefonu olan Motorola DynaTAC 8000X adlı bir cep telefonunu üreterek piyasaya sürmüş. Türkiye’deki ilk cep telefonu kullanımı ise, 23 Şubat 1994’te dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i araması ile başlamıştı. Buradan hareketle, Türkiye’de ilk cep telefonu kullanımının üzerinden 26 yıl geçtiğini varsayar isek, 1 jenerasyon (her 25 yılda yeni bir nesil) cep telefonunu bilerek-kullanarak yaşamış demektir.

Talep Kaşıma ve Arz Tecâvüzü: Cep Telefonu

Cep telefonu, ilk önce sesli iletişimi sağlamak ve bunu mobil (hareket edilebilir) hale getirmek için tasarlanmış iken, sonrasında kısa mesaj atılabilen, müzik dinlenebilen, video izlenebilen, sosyal medyaya açılabilen ve nihayetinde ”insanların takip edilmesine olanak sağlayabilen” bir şekle bürünerek, artık insanların ”ellerinden tutuyor”. Sandığımız şey ise bunun tam aksi idi. Yani, cihazı insanların tutuyor oldukları zannı idi. Ancak öyle değildir. Zira, insanlar cihazı kullanırken, kendilerini onun içinde kaybolmuş halde bulmaktadırlar. Cihaz, insanların ellerinden tutarak, baktıkları ekranın içinden ”önceden gitmeye karar verilmemiş” adreslere götürmektedir.

Buraya kadar anlatılanların tamamı, işin ”arz” yani piyasaya sunma kısmı ile ilgilidir. Şimdi ise işin ”yaratılmış talep, yönlendirilmiş ihtiyaç” noktasına gelelim. Cep telefonu sahibi olan herkes, bu cihazın hayatındaki önemini iki şeye göre hesapladı ve yorumladı : Cihaz için ödediği bedel ve cihazı kullanma sıklığı. Bunun sonucunda, cihaza ödediği bedeli ciddiye alanlar için ekran koruma ekipmanları, koruma kılıfları üretildi. Aslında hiç kimse bunu talep etmemişken, bu ekipmanlar üretildi ve cihaza ödediğiniz bedeller anımsatılarak, hemen ”kötü senaryolar ile” cihazın nasıl da kırılmaya müsait olduğu insanlara ezberletildi. Sonucunda ise, kaşınmış bir talep, daha evvel hazırlanmış olan arz tezgâhında buluverdi kendini 🙂 . Cihazı kullanma sıklığını ciddiye alanlar için ise, yedek şarj üniteleri üretilerek, ”şarjınız tam da en önemli iş bağlantınızın ortasında mı bitti?” şeklindeki reklâmlı sorular ile uykudaki talep, yeni bir talep kaşıntısı ile uyandırıldı ve daha evvel tezgâhını kurmuş olan arzın ”yüksek ciro hedefleyen ”şehvet-kâr (kâr ederken zevk alan)” kollarına bırakıldı :))). Sistem doymadı, durmadı. Kablolu kulaklıklar yerlerini bluetooth teknolojisi ile çalışan kablosuz kulaklıklara bıraktı. Artık cep telefonları, tuşları, antenleri olmayan ve insanı zapt etmiş ”yapay zekâlar” olarak aramızda yaşamaya ve bizimle ilgili her veriyi, ”üstâd akla” ihbar etmeye devam ediyor. Burada kendimizi cep telefonları aracılığı ile ele verdiğimiz en büyük mecra ise sosyal medyadır.

Her arz, kendi talebini yaratır! Her talep, tatmin edilmeyi sahibine dayatır!

Az evvel cep telefonunuza, kaşınızı kaldırarak düşmanca mı baktınız ? :)))))

Saygılarımla,

Veysel Tanaltı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

9 Yorum

  1. Muazzam tespitler Veyselim.
    Neden tüm bu teknolojileri üretenlerin kendi çocuklarını telefon ve ekranlardan uzak tuttuğunu daha iyi anlıyoruz.
    Yazıların devamını bekliyoruz kardeşim
    Sevgiler

    • “Sanki başımda bir musluk takılmış da, o musluk açılmış ve kafamın içi şırıl şırıl boşalıyor, rahatlıyormuş gibi olurum.” cümlesini defalarca okudum…
      Kendimden “satırlar” buldum…
      Teşekkür ederim.
      V.Tanaltı