Dikkatli bir şekilde yaşamaya çalışıyorduk, zira bizi buna mecbur eden yalancıların cehenneminin ateşi her yanı sarmış durumdaydı. O kadar diken üstündeydi ki kendini onlara belli etmeden varolan insan, tek bir kerecik kendini savunmak için adım atmaya kalkışırsa, karşısında ki her tarafını sarmış olan cehennem odunlarının oluşturduğu mahşeri güruha hiçbir şey ispat edemezdi. Nasıl ispat edilir ki zaten onların karşısında ve aralarında onlarla beraber, onların yerinde ve onların kurallarının ölçüt kabul edildiği ateşler ülkesinde huzurlu olma hakkının ustaca çiğnendiğini kanıtlamak ?Onların diğerlerine yine onları mı şikayet edecekti cehennem odunu gibi olmayan ateşe tapmayan insan.. Ülkelerini alevlerin ele geçirmesi kendileri yoluyla gerçekleşti ve hala kendi sistemlerinin her bir benzer parçası birbirine saldırmaya devam ediyor. Yeter ki kaos daha da büyüsün, öfke bitmesin, korku devam etsin cesaret yalanları adı altında ve onlar her geçen gün devam etsinler karşılarındakilerin yerine kendilerini koyamamaya. Öyle uyanık ve kurnazdır ki bu yalancılar teke tek karşılaştığınızda kırk yıllık dostmuş gibi bile davranabilirler. Ama çaresizliğinizden emin oldukları her anda bunu değerlendirirler, yine sistemleri usulünce suç olmayacak şekilde. Zaten bunlara hesap soracak bir mekanizma bu yalanlar diyarında hiç olmadı ki.. Ve bu diyarın her neresine giderse gitsin cehennemden geçip kurtulmaya çalışan, özgürlüğünü özleyen diğer insan, aynı bunların ikizleri misali diğer onlarla karşılaşmama ihtimali yoktur. Özgürlük ne demek bunu anlamaya çalışıyorum. Onu yani özgürlüğü hissettiğinde nasıl oluyorsun ? Sokakta rahat rahat yürümek midir yoksa kimse ile konuşmak zorunda kalmamak için kendini eve kapatmamak mıdır ? Belki de bu koskocoman ateşe tapanlar ordusunun içinde masum bir ruhla ve ezilerek yalnızlığını muhafaza etmeye çalışırken, bütün bu yalancıların bakışlarından, düşüncelerinden, jest ve mimiklerinden etkilenmemektir. Ey yüce özgürlük sana karşı dürüst olmak istiyorum; kendini neden bu kadar ulaşılması zor kılıyorsun ? Niye kötüler ancak senin gölgenin gölgesi sayılacak bağımsızlıklarında yaşıyorken, ben günahkar sen özgürlüğün nerede olduğunu ve sana nasıl ulaşacağımı bile bilmiyorum. Hissetmek yada hissetmemek zıt kutuplarmış.. Peki esareti bu denli ciğerlerinde ki havaya kadar hisseden biri, anlıyorum ki zıttı olan hissetmemenin özgürlüğüne ulaşması için ölmesi gerekecek. Bunu keşfettiğini bile unutacak. Çünkü ölmek isteyerek te ölünmüyor, cehennemin ötesinde kendini sevenleri menfaatçi olmayanları bekleyen onları özleyen yüce aşkımız özgürlük bize diyor ki ölmek için çaba sarfedeceğinize onlardan biri haline gelmemek için gayretli olun ! İşte burada ateşlerin ortasında düğümler yanarak çözülmeye başlıyor değil mi ? Ölmek demek cehennemden geçmek, yani ateşe tapanların ülkesinden sonsuza dek kurtulmak demektir. O halde özgürlüğün eş anlamlısı olan cennetin anahtarına doğru giderken acılar içinde devam etmek ve bu acıları yaşatanların hissettiği hiçbir şeyi hissetmemek lazımdır. Zaman zaman unutacak insan, bazen de ne yapacağını bile bilemeden yere çöküp kimsenin kendisini görmediği biryer arayacak rahatça ağlayabilmek için.. İnanılmaz bir işkencedir göz yaşı dökmek için bile uygun yer bulamamak.. ama cehaletin girmediği yer neredeyse yok gibidir bu sahte özgürlük ülkesinde, yalancılar diyarında. Vakit daralıyor özgürlüğe kanat açmak için, hava ağırlaştıkça ağırlaşıyor ama kimse senin ne düşündüğünü yada hissettiğini anlayamadan canının istediği gibi davranmaya hiç vazgeçmeden aynen devam ediyor. Birbirlerini tasdik ederler, birbirlerinin aynalarıdırlar çünkü özgürlükten anladıkları çok farklıdır ve hakiki kurtuluştan hiç haberleri olmamıştır. Öyleleri var ki içlerinde, kendini tatmin etmek için bulduğu her fırsatı değerlendiren, buna “iyi hissetmek” diyen, güzel yaşamak için başkasının / başkalarının acıları üzerine kendi geçici keyiflerini / hazlarını inşa eden.. Neden geri çevirsin ki zararsız birine zarar verme içgüdüsünü ? Nede olsa ona neden böyle yapıyorsun diyecek biri olması şöyle dursun, böyle şeylerin gayet normal olduğunu kabul eder cehennemin halkı. Onlar öyle bir halktır ki kendi kuralları vardır kendileri gibi olmayanlara karşı uyguladıkları.. Mesela bir tanesi şudur ; “ ezeceksin ki fırsatını bulduğunda, kimse seni ezmesin ” .. bir diğeri ; “ biri sana 1 yanlış yaptığında misli ile karşılık ver yada hoşlanmadığın herkese yanlış yapmasa bile tavırlı davran ”.. İşte bu kadar yücedir, uludur, kutsaldır bu yalancılar. Cehennemi oluşturanlar onlarken, içlerinde yaşayan birinin yada birilerinin özgürlüğü henüz ölmeden istemesi, arzu etmesi hatta özgürlük için hak talep etmesi, buna hakkı olduğunu beyan etmesi cidden inanılmaz derecede bir vatan hainliği olur. Affedilemez suçlar listesinde birinci sıraya koyabilirsiniz bu inanılmaz küstahça suçu. Çünkü onların da dediği ve hissettiği gibi ; “ çoğunluğun yaptığı doğrudur, yaşı büyük olanın dediği daha doğrudur, sürüden ayrılanı kurt kapar vs.. ” Cömertliğin ruhtan gelmesi yada bunun doğru olması için veya nankör olmamak için cehennemden geçmek gerekiyor. Şikayet etmeden, en azından kalbinin ruhunun bağırarak ettiği şikayeti dilinle / ağzınla söylemeden özgürlüğe ulaşmak için kapıların birer birer önünde açılması suretiyle kurtulmak için onların ( ateşe tapanların ) yaptığı hiçbir şeyi yapmamak birinci şarttır. Bil ki ne istediğini bilemeyen özgürlüğe de ulaşamaz. Çünkü tam anlamıyla özgürlüğü isteyemez. Böyle birinin istekleri değişir. Buna en büyük sebep aralarında yaşarken onların, artık dayanamayıp patlama / infilak etme sinyalleri verircesine etrafında ki mahluklara benzemeye başlamasıdır. Cehennemdekiler den etkilenerek onlara benzemeye başlayan biri nihayetinde onlar gibi olacaktır zira onlara karşı onların davranış biçimini benimsediği için artık cehennemdekilerden bir farkı kalmaz en sonunda.. Özgürlüğü de cenneti de unutur. Geçici hazlara, haksızlıklara ve sisteme köle olarak özgür olduğunu zanneder. Bütün bunların insan hakları olduğunu düşünür.
Geliyorum veya gidiyorum demeye gerek yok. Biliyorum veya öğreniyorum demeye de…Hatta yaşıyorum yada ölüyorum demeye de gerek yok. Henüz buradayken özgürlüğün hakikisine yol varken ve zaman çok yavaşça kum taneleri gibi akıyorken kurtulmak istiyorum, kurtuluyorum, kurtulacağım gibi söylemlerde bulunmak çok risklidir. Onlar bunu “ suç ” sayabilir haklı olarak. Zaten onlar nasıl haksız olur ki ? Olsunlar ki ? Bir bütündür onlar ve büyük kalabalığı yüksek çoğunluğu oluşturmaktadır. Bende kendimden kaç tane daha olduğunu bilmeden ve bu diyarda yaşadığımı anımsayarak artık bir son veriyorum böyle yazarak anlatmaya..Herşeyin farkında olan ve herşeyin geçeceğini bilenler özgürlüğüne en yakın olanlardır. Cennetin özgürlüğünün selameti üzerinize olsun çoğunluğa benzemeyenler.
Cehennemden Geçmek Ve Özgürlük
