BÜYÜTTÜĞÜMÜZ KÜÇÜK SORUNLAR

Biz insanlar doğamız gereği olsa gerek, bir türlü tatmin olamıyoruz. Elde edilen bir başarının getirdiği mutluluğumuz fazla sürmüyor ve daha da istiyoruz, daha iştahlandırıyor. Ya da beğenmediğimiz bir özelliğimiz, vücudumuzun herhangi bir yeri de olabilir şikayet edebiliriz; beğenmeyebiliriz. Lakin halimize şükrediyor muyuz ? Zira daha kötüsüde olabilirdi. Kendimizi bu şekilde avutmamız gerekmez mi ?  Yaşadığımız bir hayat var. Kimse felsefe yapmasın ben hayatı yaşamıyorum diye. Mutlaka, küçük ya da büyük kazalar başımıza gelir. Bazen kalıcı kusurlar bırakabilir. Bıraktığı bu kusurlar, bazen çok büyük olabilirler. Engelli sıfatına sokabilir bizleri, hayatımız daha da zorlaşabilir. Fiziksel olarak çökmüşüz bir kere birde duygusal olar olarak çökeriz. Hayatın ne olduğunu, bizde nasıl olduğunu ve olabileceğini kavrarız. Uzun uzun düşündürür. Kendimizi çaresiz hissederiz. Şanssız hissederiz. Çevremizdekileri görür, onlardan etkileniriz; duygulanırız ve  “Keşkeler” başlar. 

Dikkatli olmalıyız, kurallara uymalıyız, evet. Lakin hayattaki şansımızın ne olduğunu bilemeyiz. Dualar ederiz, yolculuğa çıkmadan değil mi? Ama kaza yapmayacağımızın bir garantisi varmı? 

  Bazen de küçük şeylerle atlatırız. Belki küçük kalıcı yara izleri ama onlar bile büyük sorunlar oluşturabilir hayatımızda. Yani aslında şöyle bir baktığımızda, hepsinin farklı şiddetleri var; Farklı boyutları… 

“Hayat diye bir oyun var. Bizler, o oyunun içindeyiz, birer karakteriz. Yaşamaya çalışıyoruz. Duygularını doğru bir şekilde kontrol etmeyi başarabilenler için hayat güzel, başaramayanlar için de ölümüne kadar cehennem…”

 

yazar

Yazar: CANER

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.