Bir Yaz Hikayesi #2 *Pınarın Gözü*

Bir Yaz Hikayesi #2 *Pınarın Gözü*

Bir Yaz Hikayesi #2 *Pınarın Gözü*

Aylardan temmuz. Bir gün önce atelyemde yaptığım çalışmaların verdiği tatlı yorgunlukla, güneş ışıklarının ilk saatlerine miss gibi temiz havanın, kuş seslerinin,annemin evin arkasındaki bostanımıza ektiği; marul, kekik, domates, soğan, süs biberi, maydanoz ve reyhanları, büyük bir iştahla sularken; Komşunun ekili olmayan tarlasına, birinin alnında boynuzlarından başlayarak, burnuna üçgen şeklinde aşağıya doğru inen beyaz lekeler, genel vücut yapısı sarımtırak, arka ve ön ayakları, birbirini ton olarak bastırmaya çalışan renklerin yarışı ve dev cüssesiyle ; möööööö, möööööö, seslerini  çıkarırken, dinç bir şekilde uykudan uyandım. Yataktan kalkarak, ellerimi sanki boyumdan yüksekteki bir meyve ağacının, meyvesini koparır gibi ayak parmak uçlarında yükselerek, meyveyi koparırken, kaslarım hissederek gerdim. Kuru ve temiz oksijeni içime çeke çeke,kendimi evimin balkonuna attım .Kapıdan balkona çıkar çıkmaz, içimi sımsıcak kucaklayan, gözlerime sanki bir ayna tutulmuş gibi güneşin doğuşu beni karşılıyordu.    

Balkonun doğu tarafından,sanki boş toprakları ve taşları, yüzyıllar boyunca oraya taşımışlarcasına, küçük bir tepecik oluşturmuşlardı. Adına da taşlı yer denen, sonradan yapılan tek tük yazlık evlerin üzerinden, metal çatıların, pencere camlarını, doğan güneşi desteklercesine  köyümüzün bir tarafını, gözlerimi kısarak izlemeye başladım.   L balkonumun tavanı ahşap ve kiremit çatılıydı. Bir yandan etrafımı izlerken, çatıdaki yuvaları olan kuşların, telaşlı ve enerji dolu, yavrularına yiyecek taşırken, kanatlarının çıkardığı ritmik sesleri dinliyordum. Cıık, cıkkk, cııkkkk, seslerini çıkaran bu kuşlar, arıların, kargaların, komşu tarladaki ineklerin de sesleri eklenince, doğaya ayrı bir renk katıyorlardı.İnsanın dikkatini öyle bir şekilde çekiyorlar ki doğanın uyanmasıyla bende miss gibi güzel, berrak, sadece o andaki yaşadığım, doğayla uyanma hissi, ruh halini relaks, mutlu, enerjik hissettiriyordu. Bir gün öncesinde bile ruhunda negatif bir durumu hatırlamayan, sabahları korna sesi, kirli hava, nem, koşuşturmaca olmadan, hiç görmek istemediğin ve görmek zorunda kaldığın gereksiz insan topluluklarını; Yüzlerinden coşkun ırmaktan akan köpürmüş bir su gibi stresli ve mutsuz insanlar olmadan, güne neşeli bir şekilde uyanmak, eşine paha biçilmez güzel bir duygu.

Bir uyanış bu.

Balkonun merdivenlerinden aşağıya tin tin iniyorum. Evimin doğuya ve güneye bakan kısımları:kayısı, badem, ceviz, elma, armut, ıhlamur, kiraz, vişne ağaçları sevgiyi yaşayan dostlar gibi birarada ve birbirlerine sımsıkı, hiç ayrılmamacasına kenetlenmiş bir şekilde boy gösteriyorlardı. Bu beş dönümlük arazimin batıya bakan köşesinde, arazinin en yüksek yerinde meyve ağaçlarına ve köyün evlerine gururla yüksekten bakıyordu. Evin çevresi ise eğimli kısımlar düzeltilip,tam ortasına  yerleştirilmişti.Evin düzlenen doğu tarafına bakan L balkonumun  kenarlarında dört tane katran ağacı, birbiriyle dans ederek gökyüzüne dogru ilerliyorlardı. Balkonumun doğu kısmının en yakınına iki ceviz agacı komşuluk ediyordu.Merdivenden inerek ceviz ağaçlarımın yanına gittim, günaydın der gibi, yapraklarına, dallarına şöyle sevgi dolu gözlerle bakarak, dokundum. Bu doğanın uyanışı gibi, duygularını, kendini, özünü hissetmeye eşdeğerdi.

Evin kuzeye bakan arka tarafında ise kendi ellerimle, mimar Sinana özenerek, sınırlarını taş duvarla örmüştüm.    Köşesine de tandır damı ve araba garajı olarak, bitişiğinde de çok amaçlı atelye, üstü çatılı iki göz oda yaptım.Ceviz ağacına sevgi gösterisinde bulunduktan sonra arka tarafa, atelye ye doğru yöneldim. Ceviz ağacı ile atelye arasındaki boşluğa, annem her zaman bostan ekerdi. Bostanda kekik, maydanoz, reyhan kokularını içime çekerek atelyemin kapısına geldim. Atelyemin kapısını profil üzerine modeli ahşaptan yapmış, ahşabı meşe tonunda koruyucu vernikle desteklemiştim.    

İnsanın kendi emeğiyle yaptıgı ürünler, insanın içine gerçekten bir sıcaklık hissi veriyordu. Yaptığım kapıya bakmak bile mutlu ediyordu.Her sabah böyle gelir, sanki bir çocuğu seviyormuş gibi  atelyemi yoklardım. İçeriye baktığımda karşıma taş duvarlarının sanki bir kumaş gibi dokunmuş birbirinin üzerine giydirilmiş, düzenli bir örüntü oluşturuyordu.Her sabah gelirim, bu güzel kapıdan içeri girip, bir sigara yakar, kapıdan içeriye giren güneşin sıcak duygularıyla oturur atelyemi incelerim.Öylesine kütügün üstünde otururken misafirlerim beni yalnız bırakmazlardı. Zzzzzz sesleri çıkararak etrafımda dolaşan  bal arılarıda bana günaydın demek için etrafımda pervane oluyorlardı. Ritmik olarak yaptıgım bu eylemler, bende huzurun ve mutluluğun bir kaynağıydı. İnsanın özünü korumasının bir numaralı ilaçlarıydı bu eylemler.Böyle anlarda pozitif düşünebildiğimden, mutlaka yıl içerisindeki kendimi değerlendirme fırsatım oluyordu. Buda saglıklı bir durumu yaratıyordu. Neden derseniz, yaşam maratonunda sürekli çevremizden etkilendiğimiz, mesleğimizin getirdiği olumsuzluklar bize o an aşırı yükten dolayı sağlıklı düşünmemizi engelliyordu. Bunun en güzel çözümü ise rutin olarak yapımız günlük aktivitelerimizin dışına çıkarak, düşüncemizi başka alanlarda yoğunlaştırıp, ruhumuzun dinlenmesini sağlamaktı. Böylece kendime dışarıdan bakma olanağını bulup, enerji takviyesi alıyordum. Aklıma o an bir önceki yıl gözleri tamamen tıkanan Pınarın gözününü nasıl tekrar eski haline getirdiğimiz canlandı. Böyle olumlu eylemleri hep ön plana çıkararak mutlu olurdum.Köyümüzün dört km güneyinde küçük bir fay kırılmasıyla oluşan vadide, Karapınar adıyla bilinen yer  vardı. Bu vadide kıvrılarak akan, geniş derenin üst tarafında, doğal oluşum olan düzlükte, zobuların pınarı denilen doğal, tabandan kumların arasından yukarı doğru, küçük bir su dansı yaparcasına kabarcıklar çıkararak kaynıyordu. Bu pınar yüzyıllar boyunca, burada yaşayan insanlara, sürülere, kurtlara, kuşlara, böceklere, aklınıza gelebilecek her canlıya ilham kaynağı oluyordu. Fakat sekiz yıl önce kurumaya yüz tutmuştu. Neden kururdu ki  kaynak? nasıl oluyor da birden bu hale gelir? Oysaki beslendiği kaynak çok güçlü bir havzaydı. Kuruması mümkün degildi. Çok şaşırmıştım. Kafa dengi dört arkadaşımla gezmeye gitmiştik. Kurumuş kaysı dallarının altından geçerek otların üzerine basa basa Pınarın gözüne geldik. Manzara çok kötüydü. Pınarın etrafı yapma taşlarla bir şekle sokulmuştu. Pınarın kenarı yapma taşlarla çevrilmiş, suyun birikmesi ve dağılmaması için çok küçük bir havuz modeli oluşturulmuştu. Havuzun içerisi yıllardır bakımsızlıktan, yağan yağmurdan, rüzgarların getirdiği toprak kırıntılarından, yapraklar ve çeşitli kuru bitki atıklarıyla zamanla birbirine karışıp suyun gözünde balçıklar oluşturmuştu.    Bu balçıkların içerisinden yarpuz, deve dikeni, ısırgan otu,ayrık otu gibi otlar büyümüştü. Ayrıca da kavak agaçlarının kökü bu balçıktan besleniyordu.Sorun anlaşılmıştı. Sanki insanın biyolojik yapısına çok benziyordu. Kılcal damarlar tıkanmış kan gelmiyordu. Zamanla kılcal damarlar tıkalı olduğu için baglantılı oldugu damarlarında zamanla çeperi küçülmüş, kan akışının doğal ilerleyişi bozulmuş, kalbin ritmini etkileyerek, beyin damarlarındaki fonksiyonu bozmuştu. Yıllarca bütün canlılara derman olan bu pınar özgürlüğünü kaybetmişti. Gözün içindeki çürümüş otların, balçığın kötü kokusu dalga dalga etrafa yayılıyordu. İçindeki öz sevgi, heyecan, aşk , havzasındaki kaynagı çok güçlüydü. Fakat bu güç, Pınarın kılcal damarlarının tıkanmasıdan, enerjisi ve potansiyeli düzgün yönlendirilmediğinden, Yani yanlış yaşam biçimlerinden, çelişkilerinden….. kurtulamadıgı için özgürleşemiyordu. Bir şeyler yapmak gerekiyordu, hemen şimdi. Ve işe koyulduk dostlarımla. Pınarın gözündeki kurumuş, çamur olmuş bitki köklerini temizleyip, agaç köklerini de çıkardık.Suyun gözünü engelleyen etkenleri ortadan kaldırdık. Yavaş yavaş suyun geliş hızı, önce bulanık sonra rengi billurlaşarak akmaya başladı.Pınarı özgürdü artık. Aynı insan ruhu gibi. Billur su, temiz temiz sanki suyun kaynaması gibi fokurdadıkça, dans ettikçe, huzur buluyordu. Evet özgürdü artık pınarımız. Yıllardır bakımsızlıktan, her an engelleri çözülmediğinden, önüne set konulduğundan özgürce akması engellenmiş olan bu pınar, engelleri ortadan kalktığı zaman ne kadar özgürce akabildigini İspatlıyordu.Bu bilimsel bir gerçekti.Pınar sevgiyle, aşkla doğal yaşamı desteklemeye devam edecekti. . Canlılara yaşam enerjisi olacak, bir anlamda çevreye sevgi ışıkları saçacaktı. Özgürlüğünü yakalamıştı artık (içimizdeki yanardağ ateşinde yazmıştım).

Sevgi, aşk ve saglıklı kalın

yazar

Yazar: Aşık Veysel hayranı. İnstegram ali. Yücel. 1690 ASYAM

Her alanda meraklı. Hobilerle dolu hümanist

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.