Barış Terkoğlu Gerçek Bir Gazetecidir

Barış Terkoğlu Gerçek Bir Gazetecidir

Sabaha karşı gözaltı girişimleri, yıllar sonra ortaya çıktığı gibi FETÖ mensubu savcıların kasıtlı seçtikleri bir yoldu. Atabekler, Ergenekon, Balyoz Amirallere Suikast, Poyrazköy, Odatv gibi kumpas ve iftiralarla alanında oldukça değerli bilim insanlarının yanı sıra Kemalist çizgiden ödün vermeyen birçok subay, gazeteci hukuk dışı yöntemlerle hukuk başlığı altında tutuklanmıştı. Sonrasında FETÖ’nün kanlı yüzü ortaya çıkınca Barış Terkoğlu dahil hukuksuz alıkonulanlar aklanmıştı.

15 Temmuz sonrası FETÖ ile mücadele kapsamında hala sürdürülen ve bir süre daha süreceği kesin olan operasyonlar yer yer yine amacından saptığı gibi samimiyetsiz bir görünüm ortaya koyabiliyor. Yüzbinlerce insan, bu mücadelenin gereği olarak çizilen çerçevede ne olduğunu anlamadan ya işinden ediliyor ya itibarını kaybediyor ya da adil yargılama umuduyla geçirdiği günleri cezaevlerindeki koğuşlarında çentik atmayı alışkanlık haline getiriyor.

Barış Terkoğlu Gerçek Bir Gazetecidir

Barış Terkoğlu ve Metastaz

Başarılı olduğu konusunda şüphe duyulmamasını sağladığı için başarısının ve dürüstlüğünün bedelini ödemek zorunda kalan isimlerden biri de Barış Terkoğlu oldu. Kendisi bedel ödeme konusunda deneyimli isimler arasında sayılmalı. Çünkü Odatv davası kapsamında 2011 yılında tutuklanan Terkoğlu, karşı karşıya kaldığı karanlık zihniyetin farkındaydı. Ancak bu karanlık onu yutabilecek bir güce sahip miydi? Dün bunun cevabı ortaya konuldu bir anlamda. “Dün”e aşağıda tekrar değineceğiz ama öncelikle Terkoğlu’nun Barış Pehlivan ile birlikte yazdığı “Metastaz” kitabına birazcık değnmek gerekiyor. Çünkü bu kitap, dünkü tutuklamanın bilinen ama söylenmeyen sebebi oldu.

Metastaz sözcüğü, kanserli hücrelerin yayılmasını ifade eden Latince kökenli bir tıbbi terim. Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu da Türkiye’nin kanserini kanıtlarıyla çatır çatır yazmak istediler ki halk görsün ve Cumhuriyet bu kanserli hücrelerden arındırılsın.

Türkiye’nin yaşamsal öneme sahip kilit noktalarının irticai odakların en büyük gücü olan tarikatlara teslim edilmesini belgeleriyle anlatıldığı kitap oldukça ses getirdi. Bu ses, karşı devrimin temsilcilerinde sessizliğe sebep oldu. Ancak bu temsilciler, doğaları gereği sessiz kalarak geri çekilmektense ousu kurup uygun zamanı kollamayı çok sevdiğinden beklemeye geçtiler.

MİT haberi 

ABD’nin küresel operasyonlarının Kuzey Afrika ayağında önemli bir durak olan Libya, istenildiği gibi uygun kıvama getirildi ve beklenen karışıklıklar başgösterdi. Türkiye de gelen “çağrı” üzerine Libya’ya asker feda etmeye hazır olduğunu kanıtlamak için kolları sıvadı.

YPG terör örgütü ile mücadele, Esed zulmüne direniş, çokomelli ekonomik göstergelerin sunulması” haberleri arasında gözden kaçmak üzereyden bir anda fark ettiğimiz Libya şehitleri, Türkiye’nin en üst düzeyinin nazarında “birkaç tane şehit” olarak özetlense de vicdanını cüzdanında taşımayanlar için dikkate değer bir konu olarak görüldü.

Korku imparatorluğunun sınırlarını genişleterek kendi mitlerini yaratmak isteyenlerin pek ala sevindiği bu tutuklamanın tek sebebi ise Libya’da şehit edilen MİT personelinin sessiz sedasız düzenlenen cenaze töreninin haberleştirilmesi. Çünkü istenilen medyatiK düzen; “sessiz olun ama ses siz olmayın” anlayışı üzerinde inşa edildiğinden böylesine bir haber, linç girişimi ve susturma operasyonunun başlaması için bahane görülmeliydi. Görüldü.

Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç’ın tutuklanmasına kılıf: MİT Yasası 27. Madde

Gazeteciler Hülya Kılınç ve Barış Terkoğlu’nun tutuklanması için gerekçe gösterilen hukuki dayanak ise 2937 sayılı MİT Yasası 27. Madde oldu.

Yetkili isimlerin tutukluluktaki mesneti iki gazetecinin istihbari bilgi ve belgeleri elde etmek, ifşa etmek ve bu belgelerin ele geçirilmesine sebebiyet vermek(miş)…

Halbuki 1 hafta önce İYİ Parti Milletvekili Özdağ kamuya duyurmuştu

İlginç olan şu ki, Türkiye, isnat edilen suçlamaya dayanak oluşturan MİT personellerinin şehit olduklarına dair gelişmeleri ilk olarak geçen hafta TBMM’de konuşan İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ’dan duymuştu. Fakat suç unsuru olduğuna dair bir isnat söz konusu olmamıştı çünkü o sırada şehit haberlerinin saklanma çabası ve “birkaç tane” söylemi toplumda şaşkınlıkla birlikte soruların sorulmasına sebep olmuştu.

Barış Terkoğlu korkmuyor

Gerçek gazetecilerin sayısının azlığına rağmen yalaka ve çıkarcı güruha dahil olmak istemeyen Barış Terkoğlu mahkemeye verdiği savunmasıyla cesur kimliğini bir kez daha ortaya koymuş oldu.

Kendisine tezgah kurulduğunu açık açık ifade eden Terkoğlu;” iktidar içindeki bizim deşifre ettiğimiz çeteler bizi hedef gösterdi, yargılanmamızı defalarca dile getirdiler, hakkımızda mahkeme kararları verdiler, yetmedi TV ekranından Almanya’daki Kızılordu örgütü gibi önce hapse atılıp sonra hapiste infaz edilmemiz gerektiğini söylediler, bütün bunlar olurken memleketin bir tane savcısı bir tane yargı mensubu çıkıp bir yurttaşını korumak için adım atmadı, bu haber sadece hakkımda verilmiş olan cezalandırmanın yargı aracı kalınarak yargı yapılarak üstüme bindirilmiş halidir. “ sözlerini haykırdı.

Terkoğlu, ana akım medyada alışıldığı gibi “sevk yazılarından gazetecilik öğrenmeyeceğini” de sözlerine eklediği gibi kimsenin hukuken güvende omadığının da altını çizdi.

Barış Terkoğlu gibi gazetecileri korkutmak, sindirmek, yok etmek imkansızdır. Çünkü onun gibi değerli isimler siyasilerin peşinden gitmektense doğru haberin kaynağını takip etmeyi tercih ederler. Haksızlık üzerine kurulu ikbal duygularını önemsemektense halkın haber alma ihtiyacını önemser ve basın etik normlarını değerleri arasına yerleştirirler. Ve yine çünkü Terkoğlu gibi değerli insanlar, nicelik olarak azlığa rağmen niteliğin temsilcileridir. Barış Terkoğlu, kalemini satmayan bir gazetecidir, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in aydınları arasındadır.

Barış Terkoğlu yalnız değildir.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.