Bir süre öncesine kadar insanlar yazdığım kelimeleri okusun, yorumlasın, fikir belirtsin isterdim.Bazılarına ben teklif eder, ben önerirdim yazılarımı.Sırf birazcık da olsa görülebilmek ve fark edilebilmek için. Çok bile değildi isteğim, birazcıktı.Avuçlarımdan akıp giden su damlaları gibi hızlıca tükenir yok olurdu. Yazılarımı okuyanlardan kimileri beğendiler, yetenekli olduğumu, güzel yazdığımı söylediler. Bir tanesi boş edebiyat dedi, en azından ona öyle geliyormuş bu tarz ‘denemeler’. Her geri dönütün bende hissettirdiği şeyler oldu. Olumlularda uçtum, olumsuzlarda öldüm. Sadece bir parça bile görülmek isteyen, bulunmak isteyen bir kızdan fazlası değildim aslında. İstiklal Marşı’nı güzel okuma yarışmalarına katılırdım, şiir yarışmaları, kompozisyon ödevleri. Edebiyata dair her şeyin içinde olmaya çalışarak büyüyen bir kız çocuğuydum sadece.Bir kız çocuğuydum. Sanırım en önemlisi de bu zaten. Katıldığım yarışmalarda birinci olmayı istemiştim, yazılarımın takdir görmesini istemiştim.Benim bütün derdim biraz görülebilir olmakmış meğerse de haberim yokmuş o zamanlardan. Büyüynce daha iyi anladım.Ama ne hikmetse, ödüller de alsam, hediyeler de kazansam, ikinci de olsam hiç en tepedeki olamadım.Birinci olamadım.Asıl yarışmalara hak kazanamadım.Hiçbir zaman birinci olmaya da layık görülmedim. Tıpkı şimdi kendimi tercih edilmeye de layık görmediğim gibi. Hayatın derdi ve acımasızlığı neydi tam olarak? Çocuklara bile iyi davranmıyor, bir şiir okuma yarışmasında bile onu hep ikinciliğe ya da daha aşağısına mecbur ediyordu. Benim hayatımın, benim talihimin benimle derdi neydi böyle? Ne istiyordu benden? İşte ben de onun beni sevmediği ve beğenmediği kadar sevmiyor ve beğenmiyordum kendimi.,İkimiz de benim kötülüğüm adına atıyorduk zarları masaya. İkimiz de beni kabullenmiyor ikimiz de benden nefret ediyorduk. İkimiz de benden intikam alıyorduk ölesiye, hak etmiş veya etmemiş olmam söz konusu dahi olmaksızın.Ne istiyordu? Ne istiyordum? Ne istiyorduk? Eğer amaç ne kadar sevilmeyeceğimi, istenmediğimi kanıtlamaksa durabiliriz artık çünkü zaten karşıma çıkan her insan bana bunu bir kez daha hatırlatmak için kalbimden vurup gidiyor. Hepsinin hizmet ettiği amaç aynı, hepsi önce bir yıldız gibi parlar ve acımasızca söner yitip giderken. Kendime de kızıyorum, içten içe bilmiyor muyum sanki? Öğrenemedim mi hala? Umut, aptalların işidir; bazı gerçekleri kalbini kapata kapata ve kararta kararta öğretmen gerekir kendine. Saçmalık ötesi kendini sev tesellilerine göz devirip gülüp geçiyorum sadece, saçmalık. Asla yapmayacağım, asla sevmeyeceğim. Hep içimde sakladıklarımın acısıyla kendimi kazıyacağım ve bir rahmin kanadığı gibi kanayıp duracağım. Asla ama asla inanmayacağım. İşte bu da benim şeytanım.
artık yazılarımı görmeleri için uğraşmıyorum.
Subscribe
Giriş Yap
Yorum yapmak için giriş yapmalısın
0 Yorum
