in

Anne Olmak ya da Olmamak

Anne Olmak ya da Olmamak

BİLGİ: Bu yazı 3. kitabım AYNA’daki yazıların devamı niteliğindeydi. Eski bir yazım. Doğum katında hastanede yatarken yeniden aklıma geldi ve paylaşmak istedim.

Daha önce de birkaç kere yazdım. Yine yazacağım. Doğmamış çocuğa da mektuplar yazmış, ondan hayali mektuplar da almıştım ben. (mektuplar 3. kitabım AYNA’da. Ama resmi satışı bitti ve tükendi. Yeni baskısı çok yakında.)

Ben anne değilim. Olamaz mıydım? Olurdum. İstesem ve inansam ben de doğururdum bir çocuk. Ne olacak? Anneliği tatmak lazım değil mi! Sanki hayatın tek amacı buymuş gibi! Çocuk olmazsa ölmemiz ya da cezalandırılmamız gerekir gibi bir madde de yok.

Ben tercihimi bencilce düşünmeden, anneliği tatmak gibi bir duygudan mahrum kalmak uğruna çocuksuz yaşamdan yana yaptım. Pişman mıyım? ASLA!

Hani hep şöyle olur ya: Bekardır “ Var mı bir kısmet?” Varsa “Düğün ne zaman?” yoksa “Hadi bul da birilerini de evlen artık.” denilir. Evlenirsiniz. “Çocuk ne zaman?” bir çocuk olur “Kardeş ne zaman?”derler?

Peki soruyorum size “Hayat bu mudur?” Evlen, doğur. İlla ki hamile kal ve doğur. Ömrün boyunca bunu birkaç kere tekrarla ve kendi hayatını yaşamadan devamlı çocuk ve koca bakmakla ömrünü tamamla!

Ne oluyoruz? Nasıl bir geleceğe doğru ilerliyoruz gören var mı?

Her şey bir çocuğun dünyaya gelmesiyle bitiyor mu? O çocuk yemek yemeyecek mi? Hasta olmayacak mı? Sağlıklı doğabilecek mi? İlaç ve doktor masrafları olmayacak mı? Peki siz bu sağlıksız gıdalar ve sağlıksız insan ilişkilerinin olduğu dünyada canınızdan bir parça olan bebeğinize, evladınıza neyin en güzelini sunabileceksiniz? Eğitimini gerçekten aydın ve bilgili bir insan olarak yetişecek şekilde verebilecek misiniz? İyi okuyabilecek mi? Yoksa diğer kardeşleri yüzünden hep en iyilerden mahrum mu kalacak? Eldeki imkanları kaç çocukla bölüşürseniz huzurlu ve mutlu bir yaşam sürdürebilirsiniz?

Daha iki yaşındayken kanser olup, aldığı kemoterapiler yüzünden ölen, üç yaşındayken organları için ormana kaçırılıp öldürülen, dört yaşındayken yola fırlayıp, cahil ya da ehliyetsiz veya sarhoş bir sürücünün kullandığı araç altında sıkışarak ölen bir çocuğunuz olmayacağından emin misiniz?

Veya tamamen doğal sebze meyveyle, oksijeni bol bir yerde, toprakta dolaşarak gelişen tavuk ve ineğin ürünlerini, etini yedirerek en sağlıklı beslenme şeklini sunabileceğiniz bir çocuğunuz olabilir mi?

Hadi büyütüp, meydana çıkardınız diyelim. Okuma-yazma öğrenmenin dışında neleri öğretebildiniz çocuğunuza? Neleri öğrenmesini sağlayabildiniz? Gittiği okulda sosyal yaşamı öğrenebildi mi? Dünyayı, coğrafyayı, seyahati, tarihi, geçmişini ve başka şehirleri görüp okuyup, bilgilenip, tanıyabildi mi? Ya da bunları tanıyıp-öğrenmeye imkan bulabilecek mi? Nasıl bir mesleği olacak sizce? Kendi ayakları üzerinde dursun diye meydana salmayacaksınız değil mi? Hava ve su ile büyütmediğiniz çocuğunuzun beyin ve yaşamında başka doyurucu etkenler de olabilmeli. Sanatı, sosyal hayatı da öğrenebilmeli. Müzikle, kitaplarla, tiyatro ve sinemayla da ilgilenebilmeli, bilgi sahibi olabilmeli. En azından iki-üç konuda çok iyi ve doğru bilgi sahibi olabilmeli ki, toplumda saygı ve itibar gören, kazançlı çıkan biri olabilsin. Ve bu konular kahvehane siyaseti, futbol, magazin ve karı-kız muhabbetinden farklı alanlarda olabilmeli. Bilgilendiği konular ne kadar üst düzeye hitap eden başlıklardan olursa ilerde meslek edinmesi ve iyi bir yaşam sürdürebilmesi de o kadar kolay ve güzel olur.

Sizce ne iş yapabilir çocuğunuz? Doktor, mühendis, sanatçı, asker, iş adamı olur mu? Yoksa “hayat şartları ne gerektirirse o işi” mi yapar? Nelere sahip olabilir ilerde? Ev alabilir mi? Ya araba? Yazlık? Seyahat imkanları olur mu? Şirket kurabilir mi? Siz yapabildiniz mi bunları? Sizce çocuklarınız yapabilir mi? Ya da kaç çocuğunuz bu güzel olanaklara ulaşabilir?

Yaptıklarından hangisiyle gurur duyabileceğiniz, sağlıklı, bilgili, başarılı, iletişimci, doğru kararlar alabilen, olgun, kararlı ve mantıklı biri olabilmesi için nasıl yetiştirirsiniz evladınızı? Kaç çocuğunuza bu güzel hayatı sağlayabilir, kaç çocuk için bu temelleri atabilirsiniz? Anne olmanın sadece doğurmak demek olmadığını biliyorsunuzdur. Okuyan kadın olduğunuza göre düşünebilen ve fikir yürütebilen birisi olmalısınız.

Sizce de çocuk doğurmak demek, karnını doyuracak kuru ekmeği temin etmekten ve sonra da sokağa salmaktan ibaret değildir öyle değil mi? “Çocuğu veren Allah kısmetini de verir” demezsiniz siz. Çünkü okuyorsunuz. Bilgilisinizdir. Ya bilmeyenler? Ya çocuğun kısmetiyle geleceğini düşünenler? Daha çok ufak yaşlardayken ortalıkta, sıradan ve cahilce yaşananlar yüzünden evlatlarını kaybeden-kaybedecek olan anneler? Ya parçalanmış ailelerin çocukları? Ya babasız evlatlar? Onlar nasıl bir yaşam sürecekler? Ya çalışan kadın olup da çocuk büyütmek zorunda kalanlar? Kim-nasıl bakacak da büyütüp, ortaya çıkarıp adam edecek o çocuğu?

Her şey doğurmakla olsa ben doğururdum bir tane. Ben de bencilce anneliği tadardım. Ama ben dünyadaki ve hayatımızdaki zorlukları görüyor ve biliyorum. Doğmamış çocuğumu sevdiğim için de bu dünyadaki çirkinliklerden ve olan bitenden korumak için anne olmadım. Var mı itirazı olan?

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.