Affetmekten Korkmak

Düşün, en korktuğun anı düşün. En çıkmazda hissettiğin, en büyük çaresizliğin… Hissediyor musun korkunu? Peki ya kalbinin kulağında çınlayan sesini?

Korku öyle bir şey ki her duygu biraz barındırır onu. Sanki hepsinin içine birer tutam atılmış gibi. Ama özel tartılarla biçilmemiş bir şekilde göz kararı, ayarsız olur biraz. En mutlu olduğun anı düşün bitecek korkusu vardır biraz içinde. Babana sımsıkı sarıldığın o an? Bırakırsan gidecekmiş gibi korkarsın. Adrenalin içeren bir spor yaparken gerçekleşebilecek olasılıklar arasında kafayı yersin bazen. Sevişirken bir daha dokunamamaktan korkarsın, sınava girdiğinde başarısız sonuçlanmasından, yemek yaparken yakmaktan veyahut ayarı kaçırmaktan, utandığın bir an küçük düşmekten, nefret ederken affetmekten korkarsın. 

Her duygun her anın biraz korku barındırır. Her duygunu her anını biraz korku ballandırır. Korkmaktan korkma. Babana sımsıkı sarılırken kork ki yarın daha sıkı sarıl. Adrenalin içeren bir spor yaparken kork ki yaptığın şeyin istediği cesareti iliklerine kadar hisset. Sevişirken kork ki daha çok sev daha tutkulu ol. Kork ki on kere başarısız olacağın sınava daha çok çalışıp sekizincide kazan. Yemek yaparken korkma bence elini korkak alıştırma at gitsin bütün malzemeleri domates, soğan, biber üçlüsüyle bile yemek oluyor başarırsın:)  Ama utanmaktan korkma yanlış bir şey yapmış olsan bile hatalarını benimse. Bence affetmekten de korkma. Senin elinde olmayan hiçbir hatayı, yanlışı yüreğine yük edip kendini yorma. 

Schiller ne demiş ‘Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır.’

Ve çok sevdiğim bir hikayeyle devam etmek istiyorum

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur:
Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?
Öğrenciler tereddütsüz kabul ederler.
O zaman bundan sonra ne dersem yapacağınıza söz verin.
Şimdi yarın ki, ödevinize hazır olun.
Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz.
….
Öğrenciler bu işten pek bir şey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarında patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilere şöyle der öğretmen:
Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın. O kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.
….
Bazı öğrenciler torbalarına üçer beşer tane patates koyarken bazılarının torbaları neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine peki şimdi ne olacak der gibi bakan öğrencilere ikinci açıklamasını yapar:
Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde, hep yanınızda olacaklar.
….
Aradan bir hafta geçmiştir. Öğretmenleri sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:
“Hocam bu kadar torbayı her yere taşımak çok zor”,
“hocam patatesler kokmaya başladı”.
“vallahi insanlar tuhaf bakıyor artık bana”,
“hem sıkıldık, hem yorulduk”
….
Öğretmen gülerek öğrencilerine şu dersi verir: Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendinizi cezalandırıyorsunuz. Kendinizi ruhunuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyorsunuz. Affetmeyi karşınızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyorsunuz. Halbuki affetmek en başta kendinize yaptığınız bir iyiliktir…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum