- Acı Kahve 2 -

– Acı Kahve 2 –

- Acı Kahve 2 -

……………

Sabah saat yediyi yirmi geçe telefonumun sanki canı çıkıyormuş gibi çalmasına uyandım. Arayan annemdi. Dün onu aramadığım için beni çok merak etmiş olsa gerek ki uyanır uyanmaz beni arama gereği duymuştu. O da, bende yeni uyandığımız için boğuk ve uykulu ses tonumuzla birbirimizle konuşmaya çalıştık:

-” Efendim annecim?”

-“Dün neden hiç aramadın kızım? Ben seni arayacaktım ama akşama kadar bekleyeyim dedim rahatsız etmek istemedim. Belki Ali  ile birliktesindir diye düşündüm. Sonra da uyumuşsundur  diye aramadım. Sen neden aramadın bakalım onu söyle?”

“Yoğun bir gün geçirdim anne. O yüzden arayamadım.”

-“Biraz ayıkmaya çalışır mısın ne dediğini anlamak çok zor gerçekten.”

-“Anne sabah altıda uyudum ve bir saat sora senin telefonunla uyandım eğer sen iyi isen şimdi kapatalım ve öğlen konuşalım mı lütfen çok uykum var?”

-“Tamam bebeğim. İyi uykular. Ama anneni aramayı ihmal etme olur mu? Seni seviyorum.”

-“Tamam. Seni seviyorum.”

Annemin telefonuyla uyandıktan sonra uyumam pek mümkün olmadı. Bir saatlik uyku ile ne kadar dayanabilirim bilmiyorum ama kalkmaya karar verdim. Bir kahve daha içmek için mutfağa geçtim. Her yer aydınlanmış, insanlar sokaklarda koşuşturmaya başlamışlardı. Alt komşum olan yaşlı teyze her gün bu saatte uyanıyor ve temizliğe başlıyordu. Bugün de yine aynı şekilde temizliğe başlamış evdeki örtülerin hepsini havalandırmak için iplere atmıştı. Yaşlı teyzenin o yaşta bu kadar temiz ve yorulmadan her gün temizlik yapabilecek bir titizliğe sahip olması beni şaşırtıyordu. Kendi evimde bir göz gezdirdim. Her yer dağılmış; tezgahın üzerindeki tabaklar ve kahve fincanları, masanın üzerindeki ekmek kırıntıları, salondaki koltukların yerlere saçılmış minderleri, yedikten sonra yere fırlattığım çikolata ambalajları ve kendimden utanmama sebep olacak kadar dağılmış çarşafı yere sarkmış yatağım…. Hepsine bir göz gezdirdikten sonra burada bu şekilde yaşayamayacağımı anlayıp ufak çaplı yani sadece ortalığı toparlamaya yönelik bir temizliğe giriştim. Kocaman bir çöp poşeti evdeki çöplerle dolmuştu. Mutfaktaki bulaşıkları yıkayıp ardından kendi odamı da toparlayıp tuvaleti ve banyoyu dezenfekte ettikten sonra mutfaktaki ahşap sandalyeme oturdum. Yorulmuştum ama değmişti. Evimi bir daha o halde görmek istemediğime karar verdim. Zaten ufacık bir ev. Bir oda ve bir salondan oluşuyor. Küçücük bir mutfağı da ekleyince kullanışlı ve bana yetecek büyüklükte olan evim şu an daha güzel görünüyordu gözüme. Yorulmuştum gerçekten. Banyo yapmaya karar verdim. Banyomda duran boy aynasına baktım. Yavaşça soyunarak kendimi izliyordum. Saçlarımdan tokayı çıkardıktan sonra dağılmış saçlarımın zayıfça kalmış bedenime  doğru dökülüşünü seyrettim. Dün gece hissettiğim her duygu hala yerinde duruyordu. Gözlerim kendi vücudunu bile tanıyamayacak kadar  yabancılaşmıştı bana karşı. Korkunç görünen bu manzaradan sonra mis gibi kokmak ve biraz olsun kendime gelebilmek için su ile doldurduğum küvetin içine bıraktım bedenimi. Uzun uzun yıkandım. Belki iki saat sonra çıktım banyodan. Evet, şimdi daha iyiydim. Bir kahve içip annemi arayabilirdim.

Annem. Sanırım onu ziyaret etmemin vakti geldi artık. Çok zor bir gençlik yaşadı. Hayatı hala da çok kolay sayılmaz. Kendi içinde yarattığı korkuları ve depresyonlarıyla yaşamak onu çok yoruyor. Şu an ise sakin sessiz ve hayata karşı dimdik duruyormuş gibi görünen bir kadın.

Yaşadıklarını düşünecek olursak arada bir geçirdiği sinir krizleri normal görünüyor gözüme. Ben 5 yaşındayken bizi terk etti. Babam beni çok severdi. Küçüklüğüme dair hatırladığım her anımda onu hiç kötü anımsamıyorum. Ben de babamı çok severdim. Banyodan çıkınca kızının saçlarını tarayıp kurutan kaç baba vardır ki dünyada? Babam öyle bir adamdı bana karşı. Ama anneme karşı sert davrandığını gördüğüm gün babama duyduğum sevgim azalmıştı. 

O gece babam annemi küçük koltuğun kenarına sıkıştırmış ve  kollarından tutmuş sarsıyordu. Annemi hiç o şekilde iki büklüm oturmuş ağlarken görmediğim için o an gördüğüm sahneden dolayı çok üzülmüştüm. Koşarak odama geri dönmüştüm. Peri kıyafetimi giydiğim zaman  elimde tuttuğum ucu yıldızlı peri sopamı da yatağımın üzerinden aldım. Babamın üzerine atlayıp annemi bırakması için ona vurmaya başladım. Elimdeki peri sopamla vurup anca yetişebildiğim bacağını ısırıyordum. Babam beni üzerinden atıp dönüp bakmıştı. Sinirlerini sadece  bana karşı kontrol edebilen o sinirli adam bana o gece bile sinirlenmemişti. Ama babam o gece evden gitti. Yıldızı kırık bir şekilde ucunda sallanan sopama bakıp kaldım. Ufacık ellerimle annemin yüzünü okşuyor, ağlıyor ve annemi yerden kaldırmaya çabalıyordum. Annem ise ağlamaya devam ediyordu. Korkunç bir geceydi. Annem olanları unutturmak için bana masal anlatarak uyutmuştu o gece. Her zaman anlattığı genç ve güzel prensesin masalını anlatmıştı. Prenses bir anda hasta olmuş hayatında yaşadığı her şeyi unutmuş ve sevdiği adamı da unutarak başka bir adamla evlenmişti. Pek de mutlu sonla bitmeyen ve diğer masallara benzemeyen bir masaldı ama ben çok seviyordum. Prensesi düşünerek  uyumak bana iyi geliyordu. Ama kimse masaldaki prenses değildi bu dünyada. Hiç kimse yaşadıklarının hepsini tamamen unutamazdı. Benim yaşadıklarımın hiç birini uyurken bile unutamadığım gibi kimse yaşadıklarını unutamıyordu işte…

Babam geldi yine aklıma. Küçükken hatırladığım halleri geldi daha doğrusu.  Dedim ya babam beni çok severdi. Anneme karşı centilmen bir adam olmasa da bana karşı gerçekten iyi bir babaydı bence. Ne istersem alırdı. Beni prensesim diye sever dizine oturtup meyve yedirirdi ve bir şey istediğimde asla hayır demezdi. Fakat hiç tam anlamıyla mutlu olduğumu hatırlamıyorum. Babası ve annesi tarafından çok sevilen ama asla mutlu olamayan bir çocuktum ben. Annesi mutsuz olan hangi çocuk yeterince mutlu olabilir ki bu dünyada? Ben de değildim işte… O günden sonra babamı hiç görmedim. Şimdi düşününce bizi aslında hiç sevmediğini fark ediyorum. Eğer sevseydi bizi onca yıl önce terk etmezdi. Eğer sevseydi bir gün olsun gelip bizi yine severdi. Ama o hiç gelmedi. Hiç aramadı sormadı. -Bazen gittiği için şükrettiğim olmuştu ama karşıma çıktığı güne lanet edeceğim hiç aklıma gelmemişti.- Yıllarca babamı düşündüm. Yıllarca babamı özledim. Şu an yüzünü bile hatırlamadığım bu adam bir silüet gibi geçmiş anılarımda dolaşıp duruyor. O gittiği için yıllarca kendimi suçlu hissettim. Nereye gidersem gideyim yanımda taşıdığım yıldızı kırılan peri sopam ile bu düşünceleri hayatımın hep merkezinde tuttum. Annem ise hep kendini suçladı. Pasif bir kadın olduğuna ve babamı çok sıkarak evden gönderdiğine ikna olmuştu kendi içinde. Herkese durumu böyle anlatıyordu. “Gençtik, hatalarımız oldu, kısmet böyleymiş” deyip duruyordu. Annem öğretmendi. Evimizin yakınındaki lisede edebiyat öğretmenliği yapıyordu. Güzel bir kadındı ve beni de her zaman anneme benzetmişlerdi. Gerçekten de yaşım ilerledikçe anneme daha çok benzediğimi bende fark ediyordum. Annem kıvırcık saçlı, kahverengi büyük gözlü ince dudaklı ufak burunlu  beyaz tenli ve boyattığı saçlarıyla uzun süredir sarı saçlı bir kadındı. Yüz hatlarım  aynı anneme benziyordu ama Allah’a şükür ki basenlerimin  alakası yoktu. Çok zayıf bir kadın olmasına rağmen hiçbir zaman poposunu zayıflatmayı başaramamış basenli kadınlardan birisiydi annemde. Yıllarca diyet yaptı ama hala aynı duran basenlerini eritme fikrinden artık vazgeçti. 

Babam bizi terk ettikten sonra annem, genç yaşta evlenmek için  yarım bırakmak zorunda kaldığı okuluna devam etti. Öğretmen oldu. Annemle üniversiteye gittiğim günleri hatırlıyorum. Tüm sınıfın maskotuydum. Annem ise bundan hiç çekinmeden okumaya devam etmişti. Bazı kadınlar için bu çok zordur. Ancak söz konusu annem ise her şey daha kolay oluyordu. Güç kelimesi annem ile özdeşleşmiş bir kelimedir benim için. Her zorluğa göğüs geren ve gücünü göz yaşlarını ufacık elleriyle silen kızından alan bir kadın…

…………………………………………………

..

okur

Yazar: Bestenin Güncesi

Okur Yazar

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum