2020’ye Veda Ederken Mutlaka İzlemeniz Gereken 5 Dizi

Bu yılın sağlık, huzur ve mutluluk konusundaki beklentilerimizi karşılayamadığı aşikar… Ama diziler konusunda aynı şeyi düşünmüyorum. Her ne kadar kendimizi dört duvar arasında bulmuş olsak da, bu durumu daha iyiye çevirmek diziler sayesinde mümkün oluyor bence 🙂 yeni yıla sayılı günler kala bu sene çıkan ve bazen ses getiren, bazen de hak ettiği ilgili göremeyen dizileri sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz, şimdiden iyi seyirler!

The Queen’s Gambit

Bu yılın en dikkat çekici yapımlarından olduğu konusunda çoğumuzun hemfikir olduğu The Queen’s Gambit, Walter Tewis’in aynı isimli romanından uyarlanmış bi mini dizi olarak karşımıza çıktı. Kısa sürede oldukça ilgi çeken dizi, 23 Ekimde Netflix’te 6 bölüm olacak şekilde yayınlandı.

Başrolünde Anya Taylor Joy’un bizleri güzelliğiyle büyülediği dizi, daha sekiz yaşında kaldığı yetimhanenin bodrumunda hademe olan Mr. Shaibel ile satranç oynamaya başlayan Harmon’un nasıl bir satranç dehası haline gelip dünya şampiyonu olduğunu, bu yolculukta onu sonradan evlat edinen annesiyle yaşadıklarını, sonrasında uyuşturucu ve alkolle olan mücadelesini gözler önüne seriyor.

Açıkçası popülaritesi ile beni kendine çeken diziye merak uğruna başlamıştım (satranç oynamayı da pek beceremem :D) ve gerçekten de hiç pişman olmadan iki  günde bitirdiğim bi dizi oldu. Hatta o kadar ki dizi yayınlandıktan sonra dünya genelinde satranç takımı satışlarında bi patlama bile olmuş 🙂 Özetle Netflix’in son zamanlarda çıkardığı en başarılı yapımlardan biri olduğunu düşündüğüm The Queens Gambit’e hala bakmadıysanız bi göz atmalısınız.

The Undoing

Kitaptan uyarlama dizilerden devam edecek olursak, You Should Have Known isimli romandan uyarlanmış The Undoing’den de söz etmemiz gerekir bence. 25 Ekim’de HBO’da yayınlanan dizi öncelikle Nicole Kidman ve Hugh Grant’in başrol olmasıyla dikkat çekiyor diyebiliriz.

Konuya gelirsek; klasiklerden çok da uzaklaşılmamış, yani güvenilir sularda yüzülen bir gizem ve dram dizisi olmuş bence 🙂 Grace Fraser, hayatı dışarıdan mükemmel görünen ve mutlu bir aileye sahip başarılı bir terapist. Aynı şekilde eşi Jonathan Fraser de çocuk onkolojisi konusunda uzman bir doktor. Hayatları normal döngüsünde devam ederken Elena Alves isimli gizemli kadının cinayeti ve ardından Jonathan’ın kaybolmasıyla işler değişir.

Diziyi bir cinayet ve gizem dizisi olarak değerlendirmektense psikolojik gerilim ve dram açısından değerlendirmeyi tercih ediyorum ben. Yani oyunculukların hakkını vermek istediğim için 🙂 Çarpıcı sahnelerinden etkilendiğimi inkar edemeyeceğim, bol bol öfkelendiğim ve ufak da olsa bi ‘acaba mı?’ dediğim güzel bir mini dizi olmuş, şans verilmeli.

Upload

Upload, 1 Mayıs 2020’de Amazon prime’da 10 bölüm olacak şekilde yayınlanan bi bilim kurgu, komedi ve dram dizisi. Açıkçası diziyi keşfettikten sonra da çok fazla adını duymadığım için deyim yerindeyse ‘underrated’ bi dizi olduğunu söyleyebilirim. Başrolde Nathan Brown karakteriyle dikkatimizi çeken yakışıklı oyuncuyu gözünüz bi yerlerden ısırıyor gibiyse hemen hatırlatayım; kendisi yıllar önce yine bir bilimkurgu dizisi olan ve üzücü bir sonla bütçe sıkıntısına yenik düşen The Tomorrow People dizisinin de başrolünde oynamıştı.

Dizi, insanların öldükten sonra kendilerini sanal gerçeklik teknolojisi ile adeta bir cennete yükleyebildikleri yani anlayacağınız teknolojiyle oldukça içli dışlı olacağımız bir yakın gelecekte geçiyor. Nathan da, oldukça genç ve başarılı hayatına trajik ve gizemli bi şekilde son verilen bi karakter olarak, daha sonra yakınlaşacağı Nora’nın çalıştığı şirkete upload ediliyor. Nathan’ın ‘koruyucu meleği’ olan Nora, zamanla Nathan’ın bilgisayara yüklenen anılarında bazı eksiklikler olduğunu fark ediyor ve yolculukları böylece başlıyor.

Benim karakterlerin samimiyetine bağlandığım, yer yer merakta kaldığım eğlenceli bir diziydi. Meraklısı varsa ikinci sezon onayını aldığını da söylemeden edemeyeceğim 🙂

Defending Jacob

Gelelim benim favorime! Bu sene çıkan ve izlediğim diziler arasında açık ara en beğendiğim dizi olan Defending Jacob, 24 Nisan tarihinde Apple+ TV’de mini dizi olarak yayınlandı ve Apple+’ın bence piyasaya çok hızlı dahil olmasına sebep oldu. Dizi William Landay’in aynı isimli romanından uyarlanmış.

Massachusetts’in küçük bir kasabasında yaşayan mutlu bir çekirdek aile olan Barber ailesinin başına, kasabada yaşanan bir çocuğun cinayeti sonucu gelmeyen kalmaz. Cinayetten Jaeden Martell’in büyük bir oyunculukla hayat verdiği Jacob Barber suçlanır. Saygın bir savcı olan Andy Barber, soruşturmada kendi oğlunun olması sonucu hayatının en zor soruşturmasıyla karşı karşıyadır. Dışardan bakılınca sessiz ve iyi huylu görünen Jacob’ın zamanla bazı şüpheleri üstüne çekmesiyle dava iyice çıkmaza girer.

Benim devamı olmadığını öğrenince çok üzüldüğüm sürükleyici ve başarılı bir diziydi.Herkese öneririm 🙂

Normal People

Sally Rooney’nin aynı isimli romanından uyarlanan dizi, başrolde mükemmel bi uyum sağlayan Paul Mescal ve Daisy Edgar-Jones’ in büyük oranda katkılarıyla(bence tabii :)) hemen hemen kitabı kadar ses getirmeyi başarmış 10 bölümlük bir bbc ve hulu tv ortak yapımı olmuş.

Konunun büyük oranda romantizm ve dram üstüne yoğunlaştığı İrlanda dizisinde bol bol aksana şahit oluyoruz, en keyifli yanlarından biri olsa gerek.aynı lisede okudukları halde oldukça farklı karakterler ve konumlarda olan Connell ve Marianne, Connel’in annesinin Marianne’in evinde yardımcı olarak çalışmasına rağmen neredeyse hiç iletişim kurmazlar. Gel zaman git zaman, Marianne Connell’a olan ilgisinden bahseder ve aralarında zamanla sonsuza kadar kopamayacak bi bağ oluşur. Lisedeyken sevilmeyen ve silik bi karakter olan Marianne, üniversiteye geçince Connell ile adeta rolleri değiştirir ve yeni kurduğu sosyal hayata onu da dahil eder.

İçleri ısıtacak çok güzel bir aşk hikayesini anlatan diziyi mutlaka birilerinden duymuşsunuzdur, bir de ben bloğumda yer vermek istedim, şimdiden iyi seyirler, sevgiler…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.