Yazmak Dedikleri Şey!

Yazmak Dedikleri Şey!

Biz yazanlar ve düşünceler üretenler için kafamda birkaç gündür tilkiler dolaşmakta…

Kestirmeden sorayım/soralım:

Neden yazıyoruz?

Gerçekten de bizleri yazmaya zorlayan faktörler nedir?

Yazmak neredeyse bizler için sanki bir “zorunluluk”!

Ama neden?

Sizleri bilmiyorum ama ben yazmadığımda veya bir şeyler okumadığımda, bulunduğum yerde bir huzursuzluk içinde savruluyorum.

Şimdi, düşünsenize…

Bizler, herhangi bir blog sitesinde veya farklı mecralarda bir şeyler yazıp paylaşmaya çabalayan kişiler, üstelik hiçbir ekonomik katma değer görmeden bu raddede yazma eylemi içinde olmamızın nedeni ne olabilir?

***

Gerçekten de şöyle baktığımızda…

Blog alanlarında yazan kişiler olarak bizler, “profesyonel” bir “yazar” değiliz.

Sadece…

Okumayı ve yazmayı bir sevda hâline getirmiş kişiler olarak, kafamızdan geçenleri, geniş kitleler ile paylaşma derdindeyiz…

Gerçekten de…

Bu kadar fedakârlık ve feragat ederek yazmaya baş koyduran süreç, nasıl işliyor?

Yazmasak yapamaz mıyız?

Benim nezdimde yazmak, kelimelerle oynamak, bir çocuğun oyuncaklarıyla oynaması gibidir.

Mutluluğu ve verdiği haz ölçülemez.

Öte yandan…

Şöyle düşündüğümüz de oluyordur:

Şu gök kubbede yazmadık ne kaldı?

Dile gelecek ne kaldı?

Yazma cefakârlarını yazmaya itekleyen inanç nedir?

Deyim yerindeyse…

Yazmak, hayallerin içinde pembe diyarlarda dolanmaktır.

Yazmak çok farklı bir duygu.

Belki de…

Konuşmak, bakışmak, göz teması veya beden dili, belki yeri geldiğinde birçok sorunu çözebilmekte… Veya duyguların karşı tarafa en iyi biçimde aktarımını yapabilmekte…

Ama…

Yazmak!

***

Şurası bir gerçek… Allah, herkesi çok farklı yetilerle donatmış, herkese farklı yetkinlikler vermiş.

Demek istediğim: Herkese belki dışarıdan çok kolay gibi gözüken, yazılsa da insanlarda fazla bir anlam ifade etmeyen cümle yığınlarının, aslında “neler” anlattığıdır.

Kanımca… Herkes yazamaz. Ama, herkes bir şeyler okuyabilir, yine kendince bir şeyler karalayabilir.

Yazmak çok farklı bir meziyet olsa gerek.

Bazen yeri geldiğinde şu tip ifadelerle karşılaşmıyor değilim:

Ee yazdın da bu yazından bizler ne öğreneceğiz?

Ne anlatıyor? Ben, hiçbir zaman yazdıklarım üstünde ben bilirim duygusunda olmadım.

Ben yazarken, bu yazım acaba karşımdakine ne öğretir derdinde de olmadım.

Zaten ben “öğretici” değilim ki! Bizim yazdığımız yazılar, daha çok yorum yazılarıdır, bakış açısı yazılarıdır, saptama veya çözümlemeye yönelik irdeleme yazılarıdır.

Ben/bizler, akademisyen değiliz ki, yazdıklarımızdan birileri bir şeyler öğrensin!

Öte yandan…

Bazen şu tip düşüncelerle de karşılaştığım oldu:

Yaz yaz nereye kadar?

“Boş işler ile” uğraşıyorsun…

Ülkemizde yazmak ve okumak, hâlâ bu doğrultuda değerlendiriliyor.

Yeri geliyor…

Yılgınlığa düşüyorsun…

Bu bakış açılarıyla, bu tip negatif yorumlarla uğraşmaktan veya mücadele etmekten ruhen bitkin düşüyorsun…

İşin kötü tarafı…

Şeytan azapta gerek! Seni dürtüyor ve kendi kendine deminden beridir savaştığın “yazmanın erdemine” takla attıracak… Gerçekten de ben neden yazıyorum sorusunu sordutturuyor!

Vurdumduymazlığın ve adamsendeciliğin hâkim olduğu, vasatlığın ve ahlâki çöküntünün sökün verdiği bir dünya ve Türkiye gerçekliğinde…

***

Yazacak bir şeyler var mı diyorsun!

Yazacak ne kaldı diyorsun!

Şöyle bir bakıyorsun; küresel ölçekte çapsızlığın pik yaptığı, ilkesiz ve prensipsiz politikacıların el üstünde tutulduğu…

İnsanların sahip olabilmek için yüzyıllar boyunca acı çektiği ve emek harcadığı bilimsel bilgi, aydınlanma, ilim irfanın yerinde, bağnazca ileri sürülen doğmalar ve hurafeler

Öte yandan…

Orman yangınları, buzulların erimesi… En değerli dostlarımız hayvanlara reva görülen davranışlar…

Kadın cinayetleri…

Cinsel istismar…

***

Yazmanın ve özellikle “entelektüel” faaliyetlerin aşağılandığı ve ayaklar altına alındığı bir süreçte…

Yılmak yok…

İşte yazmak böyle bir şey…

İnsanı ne kadar da kemirse de, üretim zorluklarına soksa da…

Hani…

Değerli sanatçımız Kayahan’ın bir şarkısında ifade ettiği gibi…

“Bir yemin ettim ki… Dönemem…”

Yazıyı ve yazıcısını…

Ancak…

Ölüm ayırabilir.

Rapor Et

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

İlk YazımBlog Yazarı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları