Thomas More'un Ütopyası

Thomas More’un Ütopya Üçlemesinin ilk kitabı olan Ütopya’yı bugün itibariyle bitirdim -yazının yayınlandığı tarih sanırım daha geç olacağı için bunun bir anlamı kalmıyor sanırım- . Okuduğum kitap yayını öncelikle Bordo-Siyah yayınlarına aitti(Haziran 2014). Aslında bu yayını size de önermek istediğim için bahsini geçirdim çünkü kitabın arkasında da belirtiği gibi sarı zemin üzerine yazılmış ve de iplik dikişli bir ciltten oluşmaktadır bu sayede gözlerini yormayan ve benim için de biraz nostalji yaratan bir sağlam kitap basılmış. 

Şimdiii kitabın içeriğine girmeden önce Thomas More’u size kısaca tanıtmak istiyorum.

Thomas More 7 şubat 1478 doğumlu hümanist, devlet adamı, hukukçu filozoftur. Devlet işlerini tüm hayatı boyunca akıl yormuş ve toplumsal düzen üzerine lafını esirgemediği Ütopya’yı Aralık 1526 da yayımlamıştır ve o günden sonra bir devlet insanının okuması ve aynı zamanda eleştirmesi de gereken bir eser halini almıştır. More hayatının kamuya hizmet etmek adına adadı ancak lafını onun toplum düzenine dair olan birçok fikilerinden bir tanesi onun ölümüne sebep oldu. Thomas o zaman yönetimde olan Kral Henry VIII’in İngiltere kilisenin başı olarak görmediği için idam cezasına çarptırıldı ve gözlerini hayata yumdu.

 Eveet kitabın içeriğine girmeden önce, ütopya nedir size bundan kısaca bahsedeceğim.

Belki geçmişte lisede felsefe derslerinde ya da üniversite de ya da hayatınızın başka bir döneminde bu kelimeyi duymuşsunuzdur. Ütopya dünya tarihine ve de şimdiki durumuna baktığınızda daha önceden hiç varlığına tanıklık etmediğiniz , ancak gelecekte de olabiliritesi yüksek olabilecek ya da belki de olmayacak olan ideal dünya toplum ve de siyaset düzenine yorumlar getirdiğimiz zaman ütopyamızı oluşturduğumuzdan bahsedebiliriz. Ütopya da hayalimizde yarattığımız ve gerçekleşeceğini “hadi be olsa ne güzel olurdu abi” şeklinde umduğumuz, kendimizle konuştuğumuz, o düzende olmayı arzu ettiğimiz kurallar bütünüdür de diyebiliriz basit bir dille. O zaman kısaca ütopyanın ne olduğunu açıkladıktan sonra, kitabı içeriğinden size bahsedeyim;

Artık kitabı açınca az biraz artık nelerle karşılaşabileceğimizi tahmin ediyorsunuz diye düşünüyorum. Biraz daha detaya girecek olursam kitapta evlilik kurallarından tutun da kölelerin yaşayış kurallarına ,seyahatlerine  ya da Ütopyalaların dinlerine kadar More kitabında yeni bir anlayış getirmiş. aslında kitapta More ütopyayı gezip, gören oranın yaşam tarzını inceleyen karakter değildir. ona ütopyayı , Portekizli gezgin Raphael Hythlodeus’un anlatımından anlamaktayız. Raphael ile More’un konuşmalarına şahit oluyoruz kitabın başında, bazen ise More’un zihniyetini anlamayan birtakım insan topluluğuna yaptığı konuşmayı hatta alay konusu olduğunu görüyoruz. More karakterinin orada sorduğu düşündürücü sorularla adeta bir komedi filmi izlercesine dalga geçiyorlar. Ancak kitabı okurken kahkahaları duyarken bir yandan ne kadar ahmak olduklarına kanaat getiriyorsunuz ve More’un savunduğu düşüncenin tam içerisinde kendinizi buluyorsunuz- ki en azından ben öyle düşündüm-.

Kitaba devam ettiğimizde More’un Raphael’e ütopyanın nasıl bir yer olduğunu anlatması için hevesli olduğunu görüyoruz ve sonrasında ise  Raphael More’u kırmıyor yemeklerini yedikten sonra Raphael Ütopya’nın düzeni hakkında konuşmasını gerçekleştiriyor.

Konuşmaya Ütopya’nın coğrafi özelliklerin bahsederek dinleyicilerin kafasında somutlaştırmaya başlıyor adeta Raphael. Sonrasında ütopya kentlerinden başlıyor bahsetmeye. Anlattıklarından şöyle bir sonuç çıkartıyoruz. kentlerin düzenleri hemen hemen aynı. bu ne demek oluyor? Yani Ütopya’da şehir değiştirirseniz muhtemelen sizin gören gözleriniz için büyük bir değişiklik olmayacak. tüm şehirler  hemen hemen aynı görünümde biliyoruz ancak bahsi geçen Amaurot şehri bunlardan biraz farklı neden mi? Çünkü yüksek konsey orada buluşuyor.

şimdi burada kitap hakkındaki ilk eleştirimi getireceğim. Öncelikle kentlerin birbirine benzer olması size biraz da olsa sıkıcı geldi mi? Açıkcası bana geldi. Çünkü şu an yaşadığımız düzende şehir değiştirirken farklı yerler görmek “keşfetmek”bir nevi ruhumuza da iyi gelmez mi? Hatta bunun edebiyatı bile yapılır. Ancak bu ütopyanın zihniyeti açısından bakıldığında bunun sebebinin zevk anlayışının tamamıyla farklı olmasından dolayıdır. Elbette ütopya’da zevk alınacak şeyler yapılır ama şu an yaşadığımız modern dünya da gerçekleştiği gibi gerçekleşmez bu sebeple ismi Ütopya’dır aslında. 

Ütopya eseri içeriğinde daha önceden de bahsettiğim gibi çeşitli şekillerde kategorileştirilmiştir. Bahsi geçen bir diğer başlık ise, Ütopyalıların yaptığı işler ve yaşam stilleri hakkında. Ütopyalılar da birden fazla iş elbette yapılabilir. ancak tarım bunlar arasında birinci sıradadır. Tarım herkes tarafından nasıl yapılacağının bilinmesi gereken bir iştir. Aynı zamanda kitap okumak da ütopya da önemsenir. ancak tabii ki bunu herkes aynı saatte yapmak zorunda değildir. Çalıştıkları vakitler dışında kitap okumak dışında da başka uğraşlarla ilgilenebilirler. Yasalarının öncelikli amacı toplumda var olan herkesin ihtiyacının karşılanmasıdır. Toplum ihtiyacını karşıladıktan sonra kendilerini ilerleten uğraşlarla birlikte olduğu zaman mutluluğa elbette ulaşabileceklerinden bahseder.

Ütopya’da yoksulluk korkusunun kökeni ile ilgili bir yazı geçer. Aslında bu durum şu zamanda da içimizde var olan bir korku değil midir? Yoksulluk korkusu insanı ihtiyacından daha fazla şey satın almaya, yemek yemeye ve bir türlü fazlalığa ve açgözlülüğe iter. Ütopya’da da aynen buna engel olunmak istenmiştir.

Ütopya’da peki kentlerin aynı olmasındaki anlayış aynı şekilde giyimleri üzerinde de uygulanmış mıdır? Evet. Ütopyalılar giyimlerini ancak ve ancak ihtiyacına göre belirlemiştir. yani pamuktan yapılmış, şatafatlı olmayan kıyafetlerle gayet yetinebilmektedir. Aynı zamanda bizim çılgınlarca değer biçtiğimiz altın ve gümüşleri de tuvaletlerde, ya da köleleri zincirlerken kullanırlar. böylelikle onlara başka bir anlam biçerek değersizleştirmiştir. Diğer ülkelerden ziyaretçi gelen insanlarda altın kolye gibi aksesuarlar gördüklerinde bile onlara bu çok garip gelir. şöyle düşünün ben klozet kapağını boynuma asıyorum? Aynı şekilde nasıl buna tepki veriyorsanız, Ütopyalılar da sizin kendinizi değerli diğerlerinden daha üstün hissetmiş olduğunuz altın kolyenizi taktığınızda aynı tepkiyi vereceklerdir.

Şimdi aslında belki yazıma giriş yaptığım sıralarda geçen “köle” kelimesini duyduğunuzda şaşırmış olabilirsiniz. Ütopya’da köle ne arar ki allah aşkına? Ütopya diyoruz, ideal toplum düzeni diyoruz Thomas More koskoca adam bize gelmiş kölelerden bahsediyor!

Ancak Ütopya’da köleler, çoğu zaman bir tür cezalandırma sonucu var olurlar. Bu da onların bir nevi cezalandırma sistemidir. Eğer ütopya yasalarına uymazsan, köle olursun ya da idam edilirsin denir. bu konuda kafanızdan bir sürü eleştiri geçmiş olabilir. Emin olun ki benim de var. Köle olunması hümanizmle pek bağdaşmıyor gibi ama ütopya da ancak bu şekilde suç işlemek isteyenlerin bu şekilde durduracaklarına, onları korkutacaklarına inanıyorlar. Bunun başka yolları da olamaz mı? Elbette olabilir. Ancak, Ütopya için maalesef değil…

Ütopyanın son başlığı olan Ütopyalıların dinleri konusu beni aslında başlarken çok heyecanlandırdı. Dine farklı bir bakış açısı görmenin heyecanıyla okudum da aslında ama bekletimi biraz daha aşağıda tutsaydım eğer daha mutlu olabilirdim. Ütopya din konusunda çok hoşgörülüdür ve tanrının birçok dini olduğuna inanıp hatta dualarında da tanrım daha fazla din var ise lütfen bize göster diye de dua ederler. Dediğim gibi farklı inanışlar çerçevesinde birbirlerine saygılıdırlar. Ancak ve ancak tanrıya inanmayanlar hakkında Ütopyalıların buna karşı tutumu ne buna dair fazla bir şey öğrenemedi. Daha önceden de bahsini geçiridiğim  gibi Thomas More lafını esirgemeyen bir adam hatta ölümü de bundan dolayı oluştur ancak aynı şeyi ütopya da din bahsi geçerken aynı cesareti gösteremediğini düşünüyorum. Ancak dediğim yanlış anlaşılmasın Thomas More cesaretli olmasaydı böyle bir eseri de yazamazdı.

 Ancak kitabın son sayfasına geldiğimizde Thomas More sonunda bizi aslında şaşırtığını da görüyoruz….

  (- no spoiler-)

ufak bir bilgi !

erasmus’un deliliğe övgü kitabı thomas more ‘a adanmıştır!:)

Yazımın sonuna geldiğinize göre ufak bir dipnot geçeceğim size. Okumuş olduğum kitabının aslında tam özetini yapmadığımı sadece bahsedilmesinin daha gerekli gördüğüm yerlerden size ufak alıntılar yaptım. Bunu yapma amacım sizin kitaba dair merakınızı ayık tutmak idi. O zaman iyi okumalar!

güzel bir eleştiri de ekliyorum buraya:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/31160

Teşekkür Ederim!

okur

Yazar: Ayse-Alkan

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.