Sessizlik…

Sessizlik…

İnsanın kendisi ile baş başa kaldığı noktada var olan…

Bu baş başa kalma noktasında tek başına olmanın dahi gerekmediği anlarda ortaya çıkan…

Ne arabaların sesi, ne insanların konuşması, ne kuşların cıvıltısı…

Düşüncelerin yoğunluğu, düşünülmeyenlerin suskunluğu, düşünülmek istenmeyen şeylerin zulmü…

Nedir bu sessizlik?

Sesin olmadığı bir koşul mu? Hayır.

Bahsettiğim sessizlik dile getirilemeyen düşüncelerin yarattığı bir duraksama. Bende daha çok, ağza gelen sözcükler yığını içinde kişinin hem tutmaya çalıştığı hem de nefes alabilmek için bir an önce ağzından dışarı atmaya can attığı bir görüntüye tekabül ediyor.

İlk kez birinin, bir başkasının (benim) varlığında sessizliği deneyimlediğine bir seansımda tanık oldum. Danışanım sustu, yüzünde az önce bahsettiğim görüntüye benzer bir çekişmenin gölgesi vardı. Gözlerinin içine baktım, birkaç dakika sonra gözlerini benden kaçırdı, sonra tekrar bana baktı, sonra tekrar gözlerini başka noktaya çevirdi. Bir başkasının varlığında susmak ne büyük bir zulüm olmalı diye düşündüm. Bu bahsettiğim sessizlik 7 dakika sürdü. Ben hayatımda ilk kez birinin gözlerinin içine baka baka 7 dakika sessiz kaldım. Sanırım o da ilk kez bir başkasının bakışları altında 7 dakika sessiz kalmıştı. O an sessiz kalmam gerektiğini hissettim. Duygusal yükü çok ağırdı. Hayır bu duygusal yükten korktuğum için sessiz kalmadım. O an o duyguyu ilk kez bu kadar yoğun hissettiğine dair içimde bir sezgi vardı. Sezgilerime güvenmek istedim. Duygusunu deneyimlediği bir alan sunmak istedim. Tam 7 dakika sonra konu ile çok alakasız gözüken, aslında hiç de alakasız olmayan, bir cümle kurdu. Seans bitti ve ben kendime şunu dedim ‘Eğer konuşsaydım o an söylediği o cümleyi kim bilir kaç hafta ya da kaç ay sonra duyacaktım.’ Bu anlattıklarım daha çok terapide var olan sessizlikle ilgili bir deneyim. Oysa itiraf etmem gerekir ki sadece terapi ile ilgili bir deneyimden daha fazlasıydı benim için.

Peki bunu neden anlattım. Aldığım eğitimin bu haftaki konusu ‘sessizlik’ ti. Hocamız gözümüzü kapatıp bir süre sessiz kalmamızı istediğinde kendimi bilgisayar ekranın karşısında bırakıp çekip gitmek, kendimden kaçmak istedim. Başıma geleceklerden korkuyordum. Çünkü sessizliği daha önce bir başkasının deneyimlediğini gördüm. Her şeyi deneyimleyemeyiz ama deneyimleyen birine denk gelmeyiverelim. O deneyimin tadına bakmış kadar oluruz. Hiç değilse o deneyimin kokusu burnumuza bir yerden tanıdık gelir. İşte ben bugün o deneyimin kokusunu hissettim. Ve hocam karşımda ‘Buyur Zeynepciğim bir de sen tadına bak.’ diyordu. Gözlerimi kapattım. Düşünmeden durmaya çalıştım. İnsan düşünmeyeceğim dedikçe daha çok düşünür. Beyin olumsuzu algılama konusunda pek iyi değil. Bir anda haftalardır kaçtığım düşünceler zihnimde belirmeye başladı. Düşünceler art arda geliyorlardı. Boğulacak gibi hissediyordum. Kalbimdeki kırgınlığı hissetmeye başlayınca düşünmeyi bıraktım. Bu bir kaçıştı ama pek de iyi bir kaçış değildi.

O an aklımdan geçenler şu anda dahi huzursuz hissediyor olmama neden oluyor. Hangi düşüncemin bu duyguları hissetmeme neden olduğunu bilmiyorum. Bildiğim tek şey üzerine düşünmek istemediğim. Varacağım sonucun beni dönüştüreceği kişi olmak istemiyorum. Böyle bir durumu kabullenmek istemiyorum. Çocukça bir kapris değil bu. Ben sadece… Bu durumu da kabullenirsem çok daha güçlü biri olacağımı biliyorum. Bu kadarı ise bana ağır gelecek bunu da biliyorum. Kalbim fazla hızlı atıyor şu an. Düşünceler zihnimde uçuşuyor fakat bir yere yerleşemiyor. Bir yanım bu olayı kabullenme diyor. Kabullenme bu senin için çok ağır bir olaydı diyor. Kalbindeki kırıklığa bak olduğu gibi dursun bırak diyor. Acısın ki unutma diyor. Unutma çünkü bu kimsesiz olduğunun son imzası diyor. Oysa diğer yanım olabilir diyor. Dünya biraz da böyle bir yer, ne bekliyordun ki diyor. Özgür bırak ruhunu yaranın varlığını kabul et ve bir daha bakmana gerek kalmasın diyor.

Ama ben kabullenirsem nasıl biri olacağım?

Neye dönüşeceğim?

Elde ettiğim güç benden neleri alacak?

Her neyse…

Sevgili okur, bu yazdıklarım hocamızın gözünüzü kapatın ve birkaç dakika sessiz kalın demesinin ürünü…

5 dakika süren sessizliğimde aşamadığım ilk ana dönüşüm beni bir miktar afallatmış olsa da üzerine düşünmem gerektiğine karar verdim.

Biliyorum kaçmak güzel fakat sanırım bazen yakalanmak gerekiyor.

Sonucu ne olursa olsun yakalanabilmek…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.