Öykü-2

Öykülerini yazdı kadın, adama olan bütün duygularını paragraflarca yazdı. Sayfalar sürdü özlemini anlatması, yalnızca tek bir yazı da değildi bu… Düzinelerce sayfa dolusu yazdı sonra bunları adamın posta kutusuna attı, “akşam gelince bulur” diye… Akşam bulursa, ne zaman gelirdi? Ona yazdığı kelimeler yeterli olur muydu?  Bunun için ne kadar beklemesi gerekliydi? Kadın anne memesini henüz bulmuş bir bebeğin içgüdüsel telâşıyla adamı bulmaya çalışıyordu, saf bir el veya ağız yordamıyla…

Bir eroinmanın arınma döneminde Valium’a ve yanında birinin olmasına ne kadar ihtiyacı vardıysa, kadının da o kadar ihtiyacı vardı adama. Kendisini tutamıyordu, geri çekemiyordu. Sürekli üstüne gidiyordu sanki. Ama “olsun” diyordu, onu ne kadar çok severse o kadar çabuk gelir, o kadar uzun kalır ve belki de gitmezdi. “Gitmese ne olur” diye düşündü kadın, hayal kuruyordu şimdi onunla uzun soluklu neler yapabileceğini düşündü. Beraber temizlik yaparlardı, evin eksiklerini beraber konuşarak alıp koyarlardı, şekle şemale sokarlardı yaşadıkları alanı, beraber kitap okurlardı ayak parmakları birbirlerine değerek, biraz şarap içip birbirlerine şarkı söylerlerdi, spor niyetine yürüyüş yaparlardı elele, birbirlerine sürpriz yaparlardı, kahve içerlerdi bir seferinde biri katıyorsa bardaklara diğer sefer diğeri katardı, şiir okurlar birbirlerine sonra da bununla ilgili eleştiri yaparlardı, psikolojik açıklamalar getirirlerdi hayatlarında gördükleri durumlara, beyin fırtınası yaparlardı akıllarına gelecek her şey için, beraber uyurlardı, sevişirlerdi, birbirlerinin kalbine dokunurlardı kalpleri açık olmasa da tenleri üzerinden dokununca bile çok iyi geldiğini bilerek, beraber yapabilecekleri o kadar çok şey vardı ki. Hiç bir zaman sıkılmaya zamanları olmayacaktı neredeyse bir ömür boyu…

Duvarlara baktı bütün gün; her duvarda ve evin her köşesinde onun görüntüsünü görmeye ve onun sesini duymaya çalıştı. O gelmeden, onun için hazır olmak istiyordu. Modunu yükseltmeliydi, güzel görünmeliydi… Hemen bir koşu banyoya gitti; önce cilt bakımını yaptı ardından hafif bir makyaj yaptı çünkü adam çok makyajı sevmezdi. Sonra gardırobunun önüne geçip adamın en sevdiği zümrüt yeşili uzun elbisesini aldı ve ütü masasının üstüne koydu. Ütünün ısınmasını beklerken öncelikle vücuduna dokunduğu zaman yumuşak bir cilt hissetsin diye cildini nemlendirdi. Elbiseyi ütüledi, sıcacıkken başından geçirdi, kısa saçları dikkatini çekti darmadağınıktı. Adamın çılgın profesör saçları gibi görünüyordu, adam nasıl görünse severdi ancak ona daha güzel, çekici, hoş görünmek için elinden geleni hatta belki de fazlasını yapması gerektiğini düşünüyordu. Aslında olduğu gibi olması yeterliyken… Bu sefer saçlarını düzleştirdi, tıpkı Adam’ın sevdiği gibi yaptı.

Düşünceleri inceydi ve böyle de oldukça adam onu daha çok seviyordu. Bu nedenle ince düşünmekten hiç vazgeçemiyordu. Kadına kendi gibi olmasını söylemişti ne de olsa… Kendi gibi, olduğu gibi davranıyordu, fütursuzca… Beklemeye devam etti. Bir sigara yaktı hava kararmaya yüz tutmuş olduğu için bir kadeh şarap koydu. Ilk kadehi bir dikişte bitirdi, ikinci kadehi doldurdu, salondaki kanepeye uzandı ve Ay Işığı Sonatını dinleyerek elinde telefonla adamın ya aramasını, ya da gelmesini bekliyordu. İçinden her ne kadar Adam’ın kapısına dayanıp “Ben sensizliğe dayanamıyorum, nefes alamıyorum, düşünemiyorum. Sen burada bensiz ne yapıyorsun?” diye bağırmak, çığlık atarak ona vurmak, ağlayarak kollarının arasında olmak istiyordu.

Telefonuna mesaj geldi, “Ben de seni özledim kadınım…” Çığlık çığlığa kalmışti kadın sevinç ve coşkudan gözleri dolmuştu ama ağlayamazdı ağlarsa yokmuş gibi olan makyajı akardı ve Adam kesinlikle gelecekti bu sefer…

okur

Yazar: chileksu

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.