Ölmüş Dostlarıma Mektuplar/ Duvarların Arası Soğuk

(Olay 21 Haziran 2001 tarihi dolaylarında meydana gelmiştir)

Zengin bir anlatım biçimiyle tarif edemesek de dört duvarın yalnızlık içinde ne kadar soğuk olduğunu basit bir anlatım biçimiyle tarif edebiliriz. Sessizlik ve kendinizle baş başa kaldığınız günlerdir o dört duvarın arası

Hakan! Erol’ u anlayabiliyorum da senin ona uymanı bir türlü anlayabilmiş değilim. Ha, evet! Sarhoşluk muhabbeti ve arkadaşlık mefhumu değil mi yapılanların nedeni? Bana kalırsa esasen, üçümüzün de tahta eksikliği… Balatalarını yakmış üç insandan ne beklenebilir ki?

O gün, siz ağır cezada yargılanırken ben de başka bir nedenle, muhaliflik suçu nedeniyle (2001 yılı) ceza almış, şahitliğimin sonrası Bandırma F Tipi kapalı cezaevine atta olmuştum. Soğuk duvarların arasında, sıcak insanlar ile tanışmış, hayata başka bir yönden bakmanın lezzetini de tatmıştım. Çek- senet, otobüsçüler (1) ve mezarcılar (2) oradaydı. Duyduklarım, her zaman duyulacak cinsten değil, doğruluğu da ispatlanacak niteliğe sahip değildi. Su üstüne yazılmış yazı gibiydiler…

Orada olmamız, hiçbir zaman suçlu olduğumuz anlamına gelmediğini de o gün öğrendim. Örneğin; benim soğuk duvarların arasına girmem, bana isnat edilen suç; gerçek ile hiç alakası olmayan, benim dahi okuduğumda çok şaşırıp, vay canına diyerek, göğsümü kabartan iddianameydi. İşin aslı ise, dernek evraklarını eksik vermemdi. Arkadaşımın bana vermediği nüfus kâğıdı fotokopisi nedeniyle, “İçinde bulunduğu mevkii, kendi nam ve çıkarları için kullanmak” gibi bir suç isnat edilmesi de bayram değil, seyran değil, eniştem beni neden öptü gibiydi.

Hapis yattıktan sonra dahi, bu dava 10 yıl sürdü. Ankara’ da beni evimden alıp, bir gece nezarethanede yatırdıktan sonra mahkemeye çıkarttılar. Ellerimde kelepçelerle adliyeye gelişimi hiç unutamıyorum. Bu kadar caf caflı seremonin nedeni; dosya hakimine, odasında ifade vermek ve sorulan soruları cevaplamaktı. Dışarıdan gören bir başkası beni terörist zannetmesi bile olasıydı ve adalet arayanlar o günleri, 2001’ li yılların Türkiyesini nasıl unuttu anlamış değilim. Balık hafızası bu olmalı!

Geçmişte kalsa da bizzat bu olayı yaşamış bir insanın unutamayacağı gerçeklikleri içinde barındırıyor. Dışarıdan, insanların sizi farklı ön yargılar ile değerlendirip hakkınızda hüküm vermesi de en acı olan taraf.

Evet Hakancığım; sizin de yaşadıklarınız, buna benzer ama kendi gerçekliğinde, kendi haklılığını taşıyan olaylardı.

Değişmeyen tek şeyin, zihniyet olduğunu, başımıza gelen olaylar ile fazlası ile anladım. Sizin vefatınızdan sonra, ülkede o kadar çok şey değişti ki… Köprünün altından akan sular, geçmişi bugüne nazaran özletirken, gelecek konusundaki düşüncelerimizde umutlarımızın yitmesine neden oldu. Şu anki insanları bilemem. Ama şahsım adına, evrimleşen bir nihilist düşünceye sahip olduğumu savunabilirim. Tam da 21’ inci yüz yıla yakışan ve olması geren bir anlayışla… Mevcut ritüel ve eleştirilerin tersine, 22’ inci yüz yıla taşıyacak bir nihilist yorumlama ve anlayışla.

Baktığımızda, zengin düşüncenin hala “Sefiller” romanı karakterleri çerçevesinde hayata gülücükler atması, kronik bilgi ve metaforik bilgi eksikliğinden kaynaklandığını da görebilmek mümkün. Yazıların sosyal medya, geçer medya ve platformlardan çok, suya yazıldığı günlerin yakamozlarını seviyorum. Çünkü kulağımız işitip, gözümüz görüyor; kaba deyimle, et ete değmeden zevk olmaz kuralını biliyorduk, şimdiki virtüel seksin tersine…

Erken doğan, zenginlik günleri hatırasında; yalnız, soğuk duvarlar arasında şiirler okuyup, kibir gülücükleri atmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

Otobüs: Argoda, kadın sermaye ve pezevenk anlamı taşıyor…

Mezarcı: Halk dilinde; arkeolog ve kaçak kazı yapan kişiler için kullanılıyor…

Ankara, 23 Aralık 2020

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.