İkinci Dünyamızın Bize İşaretleri

İkinci Dünyamızın Bize İşaretleri

Rüya denildiğinde aklınıza ilk ne geliyor hiç düşündünüz mü? Elbette ki “gece” ve “uyku” kelimeleri hepimiz için ortak çağrışımlardır. Fakat özel olarak düşünüldüğünde “rüya” kelimesi kimi bireyler için güzel görüntülerden oluşan huzurlu bir süreç olarak ifade edilirken kimi bireyler içinse uykudan nefret ettiren korkunç görüntüler ve kâbuslar olarak ifade edilebilmektedir. Bunların dışında, hiç rüya görmediğini iddia eden bireyler olduğu gibi “rüya” dediğimiz durumu kendi lehine kullananlar da vardır. Nasıl mı? Şöyle ki, “rüyamda seni gördüm” mesajı günümüzde oldukça popülerdir. Bu cümlenin hepimiz için açıklayıcı bir örnek olduğunu düşünmekteyiz.

Peki, tüm bu örneklerde görüldüğü üzere yaşamımızın bir parçası olan bu rüyalar aslında nedir? Rüyalarımızı neye göre “iyi” ve “kötü” olarak adlandırmaktayız? Uzun zamandır görüşmediğimiz o arkadaşımızın rüyamızda ne işi var? Aklımda hiç böyle bir düşünce yoktu neden böyle bir rüya gördüm ki? Rüyamda gördüğüm bu semboller ne anlama gelmekte? Bu ve benzeri sorular size de tanıdık geliyor mu? Cevabınız “evet” ise rüyaların psikolojisine inmeye çalıştığımız bu yazının sizler için açıklayıcı olmasını umuyoruz.

Rüya, REM uykusu olarak adlandırılan ve hızlı göz hareketlerini içeren uyku evresi ile ilişkilendirilen görsel ve işitsel algı ve duygular olarak tanımlanabilmektedir. Rüyalar oldukça ilgi çekici olup yalnızca günümüzde değil çok uzun yıllardan beri üzerinde tartışılan ve çeşitli açıklamalar getirilmeye çalışılan bir konudur. Eski uygarlıklarda rüyalar kehanet olarak kabul edilmiş hatta önemli bir karar almadan önce rüyaya yatıp sonrasında karar verilmiştir. Psikolojinin rüya ile ilgilenmeye başlaması ise 1900’lerin sonunda olmuştur (Geçtan, 2002). Rüyaları psikoterapide kullanan ilk isim ise Rüya Yorumları kitabının sahibi Freud’dur.

Neden rüya gördüğümüz ile ilgili birçok teori vardır fakat kesin olarak bir sonuca varılamamıştır. Günümüzde hâlâ yeni ve farklı açıklamalar öne sürülmektedir. Rüyalar ile ilgili ilk açıklamalar bilimsellikten uzaktır. Günümüzdeki açıklamalar ise fizyolojik ve psikolojik açıdan ele alınarak yapılmaktadır. William Dement: “Rüyalar hepimizin, her gece kısa süreliğine sessiz ve sakince delirme özgürlüğüdür.” demiş belki de en güzel cevap budur.

Freud’a göre rüyalar: 

Freud’a göre rüyaların amacı bireyleri gerçek yaşamın acılarından ve mutluluklarından uzaklaştırmaktır. Rüyalar bu amaca hizmet etmek için yine gerçek yaşamdan beslenmektedir yani kaynağı günlük yaşantılar ve zihindeki düşüncelerdir. Freud bu konuda da özellikle çocukluk yaşantılarının üzerinde durmaktadır. Freud’a göre rüyalar, bastırılmış düşüncelerin uyku sırasında ön plana çıkmasıdır. Bize saçma ve anlamsız gelen rüyalarımızın nedeni ise arzu ve güdülerimizin bilincin kabul edebileceği hale girmesidir. Rüyalar süperego ve ego tarafından sansürlenebilir ya da farklı kılıklara girebilir. Bu bastırılan rüyaları yorumlamak için ise “serbest çağrışım” denilen, bireyin gördüğü rüya hakkında aklına gelen her şeyi söyleyerek konuşması yöntemini kullanmıştır. Freud’a göre rüyalardaki bıçak, silah, kalem gibi nesneler penis; dolap, kutu, sandık gibi nesneler ise vajina olarak yorumlanabilir.

Jung’a göre rüyalar: 

Jung da rüyaların kaynağının bilinç dışı olduğunu düşünmektedir fakat teorisinde bireyin bilinçli ruh halinin önemini de belirtmiştir. Jung rüyalarda kollektif bilinçdışını yani atalarımızdan bize aktarılan bilgi birikiminin de önemli olduğunu savunmaktadır. Bu da arketipler yoluyla rüyalarımıza yansımaktadır. “Ölüm, güneş, bilge ihtiyar” gibi kavramları ifade eden “arketip” teorisinin anahtar kelimesidir. Ona göre bu kavramlar rüya içinde birer sembole dönüşmektedir. Rüyaların yorumlanabilmesi için arketiplerin iyi bilinmesi gerekmektedir. Mesela rüyalarımızda yüksek bir yerden düştüğümüzde neden korkarız? Bu durum kollektif bilinçaltına göre geçmiş nesillerde atalarımızın yırtıcı hayvanlardan korunmak amacıyla ağaç kovuklarında uyuması ve yere düşmekten korkmaları olarak yani korkuların da bize miras bırakılmasıyla açıklanmaktadır.

Rüya Türleri

Gerçek Rüyalar: Rüyada görülenlerin gerçek yaşamda gerçekleşmesi durumudur. “Rüyaları çıkıyor” dediğimiz bireylerin gördüğü rüyalar bu kategoriye girmektedir.

Bilinçli Rüyalar: Bilinçli rüya denilen durumda, rüyayı gören birey rüyasını yönlendirebilmektedir. Birey yaşanılanların gerçek değil rüya olduğunun farkındadır. Bu tip rüyalar için, kötü bir rüya gördüğünde yüksek bir yerden kendini atıp uyandığını yani rüyayı sonlandırdığını söyleyen bireyler örnek verilebilir.

Güzel Rüyalar: Bireyin rüyasında mutlu ve rahat hissettiği durumdur. Rüyada koşmak ve eğlenmek güzel rüyalar kategorisine girmektedir.

Basit Rüyalar: Bireyin gün içinde yaşamış olduğu ve düşündüğü şeyleri rüyasında görmesidir.  Bu rüyalar bireyin günlük yaşamıyla ilgili olduğu için genellikle yoruma ihtiyaç duymaz.

Tekrarlayan Rüyalar: Bireyin aynı rüyayı birden fazla kez gördüğü durumdur.

Rüya İçinde Rüya: Bireyin rüyada rüya gördüğünü görmesidir. Bu nedenle “rüya içinde rüya” olarak adlandırılmaktadır.

Kâbuslar: Bireye korku veren rüyalar kâbus olarak adlandırılmaktadır.

 

Rüyaların Yorumlanması

Freud’a göre rüyada görülen semboller ve anlamları:

Yolculuk: Freud’a göre “yolculuk”, bireyin ölüm korkusuna işaret etmektedir.

Ev: Freud’a göre “ev”, insan bedenini simgelemektedir. Bireyin rüyasında görmüş olduğu ev ile ilgili detayların gerçekte bireyin bedeniyle ilgili düşüncelerini ifade ettiğini belirtmektedir.

Otorite Figürü: Freud’a göre bu figür anne ve babayı temsil etmektedir. Bu sembolün altında yatan detaylar bireyin anne ve babasıyla olan ilişkisi ve onlarla ilgili düşüncelerini açığa çıkarmaktadır.

Geleneksel rüya yorumları:

Yolculuk: Zenginliğe işaret etmektedir.

Ev: Bireyin rüyada ev görmesi, huzuru ve güvenliği temsil etmektedir.

Otorite Figürü: Örneğin rüyada kral görmek kişinin başarılı olacağı şeklinde yorumlanmaktadır.

Rüyalardaki sembollerin ortak ve tek bir anlamı yoktur. Görülen semboller rüyayı gören bireyin algısına göre değişiklik göstermektedir. Yani bir sembol A kişisi için başka, B kişisi için başka bir anlam ifade edebilmektedir. Geleneksel tarzdaki rüya yorumları olaya bu şekilde yaklaşmamaktadır. Örneğin birey rüyasında bir kuş gördüğünü söylüyorsa rüya, rüyayı gören kişinin bir haber alacağı şeklinde yorumlanmaktadır. Fakat aslında bu yaklaşım çok da doğru bir yaklaşım değildir.

Günümüz psikologlarına göre burada önemli olan rüyayı gören kişidir. Bu kişi rüyada kuş görmesini nasıl yorumlamaktadır? Yani “kuş” tek başına bir anlam ifade etmeyebilir. Bu sembollerin bireyle ve bireyin yaşantısıyla ne gibi bir bağlantısı olduğuna bakılmalıdır. Böylece bireyin günlük yaşantısıyla, diğer bireylerle ilişkileriyle ve bastırılmış, kendine bile söylemekten çekindiği, korktuğu düşünceleri ile ilgili ipuçları yakalamak mümkün olabilmektedir.

Hiç rüyanızın içinde olduğunuzu fark ettiğiniz oldu mu? Ya da rüyalarınızı yönlendirmeye çalıştığınız? Bu duruma “Lüsid rüya” deniliyor. İnsanların yarısı bunu en az bir kez, bir kısmı ise belirli aralıklarla sürekli deneyimliyorlar.

Diğer bir konu ise rüya görmemek. Bu pek mümkün değildir. Ortalama 8 saatlik bir uykuda 1,5-2 saat rüya görürüz. Uyandıktan kısa bir süre sonra ise unuturuz. Bunu farkına varmadan unutmayı seçeriz. Görme engelli bireyler ise daha çok işitsel ve duyusal ögelerin ağırlıklı olduğu rüyalar görmektedir.

Rüyalar günümüzde hala üzerinde durulan bir konudur. Birçok psikolog terapilerinde rüyaları da ele almaktadır. Bu yöntem kişinin içinde bulunduğu durumu anlamanın yollarından biri olarak görülmektedir. Özetle, biz üstünde durmasak da rüyalarımız önem taşımaktadır. Bu konuyla ilgili geçmişten günümüze yapılmış olan açıklamaların ortak görüşü, rüyaların bireylerin arzu ve güdüleriyle yakından ilişkili olduğudur.

Aşağıda gördüğünüz ünlü ressam Salvador Dali’nin “Kırık Köprü ve Rüya” adlı eseri. Ressam en büyük ilham kaynağının rüyalar olduğunu her fırsatta belirterek gerçeküstücülük akımını eserlerinde başarıyla yansıtıyor.

 

Bizler sanat eseri ortaya koyamasak da bilinçdışımızın bize ne söylemek istediğini rüyalarımızdan anlayabiliriz. Bu sayede baskıladığımız şeylerin, sebepsiz sandığımız iç sıkıntılarını farkına vararak çözümler ve ruhsal ferahlama sağlayabiliriz.

KAYNAKÇA:

Akot, B. (2010). Freud’un rüya yorum metodu. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 10(1). 213-235.

Çetin, Ö. (2010). Jung psikolojisinde rüya. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 19(2), 249-269.

Güven, E. (2015). Rüyaların dili: Psikolojide rüya çalışmaları. Türk Psikoloji Yazıları, 18(36), 15-25.

Rüya nedir. (t.b). Horlama Tedavisi. https://www.horlamatedavisi.com/ruya-nedir

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.