in

Nietzsche ve Bengi Dönüş

Nietzsche ve Bengi Dönüş

Nietzsche ve Bengi Dönüş

Nietzsche’nin bengi dönüş mitosu benim böyle bir kavramın olduğunu öğrendiğimden beri ufkumu açtı. Kısaca her şeyin tıpkı ilk yaşandığı biçimiyle sonsuza kadar tekrarlanması ve bu tekrarların da sonsuza kadar sürmesi, bengi dönüş. 

Kulağa inanılmaz çılgınca ve “safsata” gibi gelse de en başta, üzerine düşündüğünüzde aslında Nietzsche’nin varmak istediği noktaya ulaşabiliyorsunuz. 

Şimdiye kadar yaşadığınız şeyleri düşünün. Acıları, hüzünleri, mutluluklarınızı, hayal kırıklıklarınızı… Bunların sonsuz kere tekrar etmesi, yaşadığınız her şeyi sonsuz kere tekrar tekrar yaşamanız katlanılmaz olurdu değil mi? Özellikle mutsuz anlarınızın mutlu anlarınızdan daha fazla olduğunu düşünüyorsanız. Peki bu mitosa tam anlamıyla inandığımızı düşünürsek, yaşadığımız her şeyi tekrar yaşamak ile nasıl barışırdık? Her anımızdan keyif alarak. 

Bir çılgın noktaya daha geliyoruz o halde: acılarımızdan keyif almak. Altında tabii mazoşist bir düşünce aramamak gerek. Herkesin ağzında “bu hayata mutlu olmak için geldim” sözü görüyorum, özellikle son zamanlarda. Hayattan mutluluğu beklemek her ne kadar doğal olsa da yaşamak için buradayız ve yaşıyoruz. Yaşamdan da sadece mutluluk beklemek ahmaklık olurdu. Dolayısıyla hayatın beraberinde getirdiği her duyguyu benimsemek gerektiğini düşünüyorum. Bunun sonucu olarak acınızı, hayal kırıklıklarınızı da benimsemelisiniz. Ancak bu şekilde -sözde- sürekli tekrar edecek yaşam düşüncesiyle barışabilirsiniz. 

Yaşamın tabii ki sürekli tekrarlanmasına dair kanıtlarımız yok, bundan bilimsel sonuçlar çıkarmak yanlış olur ancak mutlu olmaya takıntılı bireyler oldukça mutluluğu ve hayatı kaçırıyoruz. Sizi üzen bir durumun arkasından soğukkanlılıkla hemen bu felsefeyi hayata geçirmenizi beklemesem de durup aslında çektiğiniz acının size ne öğrettiğini düşünebilirsiniz. Geriye baktığımızda da zaten en önemli dersleri böyle çıkarmıyor muyuz? 

okur

Yazar: Nilsu

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın
  1. Yüzyıllar sonra Albert Camus özellikle okurlarlarına bunu aktarmaya çalıştı ama bence tek açığı :”Camus’nün de dediği gibi bir şeyin tekrarı hayatın hermeneutik açıdan bir alışılmış olanın buhranına düşülmesi”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.