MUTLU OLMALI

Ne kadar mutlu olduğunuzun farkında mısınız? Yoksa sizi şimdi mutlu etmekte yeterli gelmeyen bir şeyi onu kaybettiğiniz zaman, üzüldüğünüzde mi anlayacaksınız onun ne kadar kıymetli olduğunu?

Çocukken oyun oynadığınız yemyeşil kırların üzerine beton binalar dikildiği zaman mı “Ah o zamanlar ne kadar mutluyduk. Kırda koşar, oynardık.”diyerek geçmiş mutluluklarınız için şimdi üzüleceksiniz? Mutlu olduğunuzu anlamanız için üzülmeniz mi gerekli?

Bir sevgiliyi ya da arkadaşı kırdığımızda, yolları ayırdığımızda mı anlayacağız aslında ona sahip olmanın bizi ne kadar mutlu kıldığını?

Sevdiğimiz her şeyin yanımızda ve hayatta oldukları zamanlarda bizi mutlu ettiğini ne zaman fark edebileceğiz?

İnsanoğlu yaşadığımız şu teknoloji çağında elindekilerle yetinmeyi bilemez oldu. Her konuda hep “daha” diyor. Daha çok para, daha rahat hayat, daha özgür, daha temiz ortam, daha çok gıda, daha iyi iş, daha çok giysi, daha çok kolaylık, daha çok eğlence… Her şey de ‘daha’ var.

Peki, siz şu anda sokakta mı yatıyorsunuz?

Aynı zamanda da yanınızda tek bir insan dahi yok mu hatırınızı soran, sizi düşünen, size karşı iyi bir şeyler yapan?

Acaba sizin elinizde her gün karnınızı doyuracak kadar paranız da mı yok? Öyle mi? Geceleri aç karnına mı uyuyorsunuz? Yoksa ölene kadar hep aynı yatakta yatıp, aynı mekânı görmeye sizi mecbur eden, iyileşme ihtimali olmayan bir hastalığınız mı var?

Artık kanser hastaları bile bu kötü hastalıkla yıllarca yaşayabiliyorlar. Hatta moral ve umutla kanseri yenenler bile olabiliyor.

Kendinize ait tapusu olmasa da bir çatı altında yatıp, uyuyabiliyorsunuz değil mi?

Arabanız olmasa bile bir taşıta binebilme imkânınız var değil mi?

Evinizde tek başına yaşıyor olsanız bile işyerinizde ya da sokağınızda size selam verecek, hatır soracak birkaç insan var değil mi hayatınızda?

Ziyafet sofrası gibi masanızı donatamasanız bile geceleri aç yatmıyorsunuz değil mi?

Şu anda size bu yazıyı okumanızı sağlayacak gibi bir bilgisayarınız var. Belki işyerinizde, belki de evinizde. Bunlara sahip olmasanız bile bir kafeden internete girebilme imkânına sahipsiniz değil mi?

Peki, sahip olduklarınızla mutlu olmayı biliyor musunuz?

Ben birkaç yıl önce izlediğim bir haberden sonra mutlu olmam gerektiğini düşünmeye başladım. Bahar isminde, yaşamının baharında, henüz 19 yaşında olan bir genç kız, yeni aldığı ehliyeti ile kullandığı arabayla kaza yapmıştı. Babası kurtulmuş ama genç kızın boyundan aşağısı felçli kalmıştı. Başından aşağısına beyni hükmetmez hale gelmişti. Birkaç gün o vaziyette yaşadıktan sonra ölen, yuva öğretmeni bu genç kızı düşünüyorum moralim bozuk olduğunda. Siz hiç, bir tek başınızı oynatabildiğinizi ve diğer organlarınıza söz geçiremediğinizi düşünebiliyor musunuz? Birkaç dakika hiçbir yerinizi oynatmadan, hareketsiz yatmaya dayanabilir misiniz?

O kızın kurumuş, çatlak dudaklarından dökülen “Keşke dişlerimi fırçalayıp, saçlarımı tarayabilecek kadar hareket edebilseydim.” sözlerini ve o andaki çaresiz bakışlarını unutamıyorum.

Hareket edebilmek. Yürüyebilmek. Konuşmak. Aklından geçen en sıradan işi bile yerine getirebilmek.

İki lokma bile olsa o yiyeceği elinizle alıp, yiyebilmek aslında ne kadar mutluluk verici bir şey hiç düşündünüz mü?

Tetrapleji hastası Süpermen Christopher Reeve de, bizim Bahar’ımız gibiydi. Televizyonda onu yürütme çalışmalarını görmüştüm birkaç saniye. Boynundan bir yerlere asılmış gibi duruyordu. Kolları bir kukla gibi sallanırken, ayakları makineler yardımı ile zorla yürütülmeye çalışıyordu. Bir adım atmak için bile nelere katlanıyor o insanlar. Ne zorluklar çekiyorlar. Oysa biz hasta olana kadar ne mutluluklara sahip olduğumuzun farkında bile olmuyoruz..

Son olarak bu olayı bir tanıdığımdan da dinledim. Otuz yedi yaşındaki bir genç adam, tatilde denize dalarken boynu bir kayaya çarpıp, kırılıyor. Babasının doktor olması sayesinde hayata dönüyor. Ama o da artık boynundan aşağısını idare edemeyecek bir felce sahip oluyor. Yani engelli olarak tanımlanıyor. Oysa sizin yerinizde olmak için sahip olduğu tüm zenginliği feda etmeye razı bir durumda.

Siz kendi gayretinizle bir adım atabiliyorsanız. O halde ne mutlu size. Sağlığınızın kıymetini bilin.

Yürüyebildiğiniz için mutlu olun. Eliniz iş görebiliyor diye sevinin.

Konuştuğunuz birileri varsa yakınlarınızda. Ona sahip olduğunuz için mutlu olun. Dostlarınızın kıymetini bilin.

Haydi, şimdi siz de kendi küçük mutluluklarınızı bir araya toplayın da, aslında ne kadar mutlu bir insan olup, ne kadar güzel bir yaşam sürdüğünüzün farkına varın.

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.