Monoton Bir Hayat Neden Yaşarız?

 Hayat nehrinde tüm her şey olağanca bir hızla akıp giderken bazılarımız bu tabloya dahil olmak yerine kenardan izler, bazılarımız tabloyu yavaşlatmaya çalışır, bazılarımız ise tablonun kendisidir. Aslında bakarsanız herkesin buna benzer tabloları vardır. Kimisi renk havuzu içinde yüzer, kimisi siyah ve beyaz arasında mekik dokur ve griyi hiçbir zaman var edemez. Tekdüzelik ise bu tablolar üzerinde dolaşan görünmez bir sis tabakasıdır. Her tabloda imzası vardır ama bizler o imzayı görmemek için birazcık daha hızlı aksın isteriz hayat nehrinin.

 İş sahipleri çoğunlukla aynı şeyleri yaşar dururlar ama onlara göre bu gereklidir, tablonun bir parçasıdır ve monotonluk değildir. Öğrenciler her gün aynı yollarının üzerinde, asfaltın sıcağında, duygusuzluğun karnında büyürler. Sözde, hayata hazırlanırlar oysa ki onlar büyüdüklerinde yaşayacakları hayat iş sahipleriyle aynı olacak. Böylece onlara göre de var olan bir monotonluk yoktur. Çünkü okulda öğrenilen en önemli şeylerin başında monotonluğun gerekliliği gelir. 

 Kısacası tekdüzeliği yaşamamızın en büyük sebebi öğrenilmiş bir çaresizliktir. Bedenlerimize tutsak ettiğimiz ruhumuzun bize bir cezasıdır. Nesiller boyu devam eden bir monotonluk hüküm sürüyor dünyada. Sistemlerin ihtiyacı olan modern köleleri, tekdüzelik oluşturuyor her bireyin isteğiyle. Zincir yıllar boyu böyle gelmiş acaba hangi nesil kıracak bu zinciri? Birileri özgür bırakacak çocukları, düşünmesine izin verecek insanların. Hatta belki de dalında açan gül bile daha farklı açacak toprağında bir gün. 

 Monotonluk tablonun kendisi, renkler ise bir yanılsamadan öteye geçemez. Beynimiz bile oyun oynarken bize, biz hangi kollarda bulacağız mutluluğun ruhunu? 

 Bir damla su daha düştü hayat nehrine gökyüzünden, bu umudun damlası, farklılığın aynası ve tutun nefesinizi yağmur başlayacak, boğulmayın eski nehirde, yenisi tekrar doğuracak insanı. Bu yağmur sonrası düşünülecek tek şey “monotonluğun nedeni nedir?” sorusu değil, değişmesi gerekenin tablonun çerçevesi  olacağıdır. Sizi, sizsiz bırakanın çerçeve olduğunu  ve çerçevenin de içinizde olduğunu unutmayın. Çünkü unutmuştuk doğurur monotonluğu.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

6 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.