MAARİF

MAARİF

Kişi, anne karnından itibaren öğrenmeye başlar ve bu talim hayatının nihayetine kadar devam eder. Mesela, yetişmeye başladığı zaman etrafındakileri keşif için anne-babasına ‘bu ne?- bu ne?’ sorularını çokça yönelttiğini görürüz.  Öğrendiği, keşfettiği her yeni şey onun için olgunluk ve heyecan olur, daha çok öğrenmek için can atar.

Belli bir müddet sonra ailesinden öğrendiği bilgileri, aldığı terbiyeyi artık başkalarıyla paylaşma vakti gelir. İşte tam bu sırada okula yani iki farklı alana aynı anda dâhil olur;

  • Okul ve bununla gelen öğrenme, öğretmen-öğrenci ilişkisi…
  • Arkadaş ortamı ve karakterini keşfetme…

Farkında olmadan buradaki müktesebatı, hayatının geri kalanına aşılanır ve idamesi bu direktifler doğrultusunda gerçekleşir. Sırf bu sebepten aileler gerek çocukları için gerek kendileri için çocuklarını yetişme vetiresinde kontrol altında tutmaları ve onun için en güzel olanı tanzim etmeleri icap etmektedir.

Okulda ki eğitim vetiresinde ise en mühim nokta eğitimcinin bürünmüş olduğu kisve yani dine, millete, devlete bağlı olan kemâlât-ı ruh meselesidir. Eğitimci milli mistikleri, değer ve adetleri hiçe sayarak ilerleyebileceği fikriyatından beri olması gerekmektedir. Zira bunları hiçe saymak Akif’in de;

Kendi mahiyeti ruhiyeniz olsun kılavuzunuz

Çünkü beyhudedir ümmidi selamet onsuz

Dizelerinde beyan ettiği gibi ayağımıza vurulan prangadan başka bir mana ifade etmez.

 Bir eğitimci yetiştirdiği talebelere ders verirken sadece müfredatta olan konuları değil günümüz sıkıntılarına değinmesi boynunun borcudur. Bahusus, bu meseleyi şeyh Muhammed Taki el-Osmani, eğitimdeki bozuklukları nasıl giderileceği hakkında beyanattan sonra ‘zira en büyük mesuliyet hocadadır. Çünkü hocanın öğrencinin zihninde büyük bir tesiri vardır. Tedris esnasında belli bir şuuru adapte etmesi gerekir’[1] şeklindeki beyanatı, durumun ehemmiyetini arz etmektedir. 

 

Öğrencilere şuur kazandırmak için tanıdığı ve güvendiği bilinçli kimselerle beyin fırtınası yapmalı, öğrencilere bugün içinde bulunduğumuz sıkıntıları anlatmalı ve bilhassa hareket felsefesine[2] inanmış ve hayatına bu yönde şekil vermiş İmam Gazali, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç gibi zatı alileri tanıtmalıdır.

 

 Bu hususta yapılması gereken en mühim icraat ise, yarınları imar eden nesilleri yetiştirmek için mükellef kıldığımız hocaları tercih etmemiz, gelişigüzel bir sınav ve mülakatla olmamalı. Kendi ruhi ve fikri tekâmülünü tamamlamış, bu kemalatını dini mübini İslam’a ve devlete hizmet eden mecralarda göstermiş, idealist, mütefekkir zatlar olmalıdır ki; yarınlarımıza ümitvâri bir gözle bakabilelim. 

 


  

 

[1] Muhammed Taki, Makalat Ve Buhus, Dar’ul-Kalem, Dımeşk, 2021, .I/397

 

 

 

[2] Bu tanımı Nurettin Topçu’nun YARINKİ TÜRKİYE adlı eserinde âlem üç şeyden ibarettir: Varlık, düşünce ve hareket. Varlık başlangıç noktası, düşünce kılavuz, hareket ise ana gaye şeklinde beyan etmektedir. Yapmış olduğu izahatlardan hareket felsefesi tanımının Allah Teâlâ’nın rızası olduğu ancak bunu direkt değil felsefik bir kisveye girdirmek için böyle bir olguyu tercih ettiği anlaşılmaktadır.    

 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.