Kavurucu güneş

Öğlene doğru, Kolombiyalı kadın, çocukları ve ben ırmak kenarına giden bir minibüs – tek tük de olsa bunlar çalışıyordu Al lahtan-bulabildik. Böylece kasabadaki yılbaşı kutlamalarının ve sarhoş erkeklerin kaynağı olduğu anlaşılan Napo nehri kıyısına vardık. Napo Kolombiyaya doğru delicesine akan, debisi yük sek, çamurlu bir nehir.

Zaten kıtadaki çılgınlığın oranı da Ko lombiya taraflarına doğru gittikçe artıyor. Ne ben ne de bir baş kası bunun nedenini bilmiyor. Minibüsten iner inmez gördüğüm manzara karşısında şaşkı na dönüyorum. Bu kıtanın her tarafı sihirli mi yoksa? Bir kaç gündür ormanda dolandığını hissettiğim tilsim burada da var. Herhalde bu tropikal iklim insanların derisinden içeri sızarak, onları müthiş bir enerji ve neşeyle dolduruyordu. Nehir kenarı tıklım tıklımdı. Kimbilir belki de bir pazar günü Sarayburnu’na yahut İstanbul’un herhangi bir kıyısına gitsem de böylesine kalabalık bir yerle karşılaşabilir; insanların içiçe eğ lenmelerine kolaylıkla tanık olabilirdim. Doğu kültüründen gelmiş biri olarak karmaşaya ve renge alışığım. Ama burada farklı olan şey, kadın ve erkeğin tek bir enerjiyle hareket ederek, oyun çağındaki çocuklar gibi eğlenmeleriydi. Ellerinde süslü güzel çakmaklar vardı.

Güneş insanları kavuruyor, kimileri plajda yatıyor, kimileri yemek yiyor, kimileri de voleybol oynuyordu. Erkeklerin bir kis mı kıyıdan uzaktaki arka taraflarda içki içiyor, çöp kebap yapı yorlardı. Çocuklar çok hızlı akan nehrin akıntısını da kullanarak ilerilere daha ilerilere yüzüyorlardı. Bense kıyıya yakın, akıntı nin beni sürüklemediği yerlerde olmayı tercih ediyordum. Kol larım böylesine şiddetli bir akıntıya karşı gelecek güçte değildi çünkü.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.