KADINA BAKIŞ AÇISI VE KADIN CİNAYETLERİ

Her gün, kadın olmanın bedelini hayatı ile ödemiş olanların haberlerini gazetelerin manşetlerinde okuyor ve sinkaflı sözcükler kurmaktan kendimizi alamıyoruz. Cinsiyete dayalı toplumsal parçalanmanın örneklerinden olan; kadına-kız çocuğuna taciz, tecavüz ve şiddet, toplu halde yaşamanın gerektirdiği yazılı ve yazısız kuralların yetersizliğinin en büyük ispatı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geçmişten günümüze geleneksel ve modern aile yapısında erkeğin kadın üzerinde iddia ettiği hak, kurduğu tahakküm, insan hakları ihlaline apaçık bir örnek teşkil etmektedir.

Cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçebilmek ve toplumsal-siyasal mücadelenin etkinliğini ve verimliliğini sağlayabilmek için, her bireye ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Küçük yaşlardan itibaren kazandırılması gerekli davranışların sorumluluğunda gösterilen yanlış tutumlar, çığ gibi büyüyerek, kim olduğunu ve ne olmadığını ayırt edemeyen bireyler yetişmesine sebebiyet vermektedir.

Erkek çocuklarının takdir edilen kavgacı davranışları, onaylanmış, kadınlara değersiz ve eşitliksiz yaklaşımlar ve cesaretlendirilmiş tahakküm kurma düşüncesi karşısında nerede duruyoruz mesela?

Ya da öğretip, benimsettik mi kız çocuklarımıza değerli ve özel olduklarını,  özgürlüklerinin ve tercihte bulunma haklarının olduğunu?

Bu zihniyetle büyümeye devam edecek ve kadınları öldürecek çocukları doğurmaya devam mı edelim yani?

Peki, neydi kadın?

Bedeni üzerinde edilen küfürlerde en sık anılan, erkek çocuk doğuramadığı için üstüne kuma getirilen, koruma talebinde bulunan, sığınma evlerinde yaşama tutunmaya çalışan, boşanma ya da ayrılık sürecinde özellikle en yakınları tarafından vahşice katledilen, takım elbise giyerek, iyi hal indirimi alanların her türlü tacizine uğrayan mı?

Yoksa canın, kanın, gönül bağın mı? Tüm dağınıklıkları toparlayanın, bulunduğu yeri güzelleştirenin, kapıda güler yüzle karşılayanın, yastığında ikinci bir nefesin, peşine düşen kız kardeşin, seni dünyaya getirip, ölene dek sorumluluğu bitmeyenin mi?

Peki, ne oldu o kadınlarımıza?

Gülüşü bahane edildi, giyimi tahrik ediyor denildi, yaşam şekli ölüm sebebine gerekçeydi! Suçluların mağdur ilan edilişi ile her bir uzvu başka yerde, vücut bütünlüğü bozulmuş halde, bir yerlerde bulundu…

Bir erkeğin kadına, bir kadının kadına, bir toplumun kadına bakış açısındaki yanlışların kurbanı oldular. Adları değişti, yaşları değişti, ölüm saatleri değişti; ama gördükleri muamele değişmedi…

 Yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi sürecinde her gün sayımız azalırken, bireysel sorumluluklarımızı olsun üstlenmeliyiz artık!

Hz. Muhammed ( S.A.V ) kadın ile ilgili hadis-i şeriflerinden birinde şöyle buyuruyordu: “ Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.”

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.