Kaderimiz Kendi Ellerimizde

Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi hissederek , ölmemeyi isteyerek bu dünyanın ilk tek ve son yaşam olduğuna inananların sayısının fazla olmasının sebeplerini , bi anda aklıma gelen rahatsız edici paranoya gibi düşünüyorum . Çünki bunun ne kadar gerçek olduğunu uzun zamandır anlamış değilim . Normal yolunda ilerleyen zihnime , o yolda yürürken çelme takan yada yola bariyerler koyan anlaşılması zor belirsizlikler sunan paranoyalar , eğer yalnızca öldüğümde sona erecekse mecburen bu hayat boyunca devam edecek demektir . Ölümün tanımı ; sona ermek , yokolmak , hiçlik veya tebdili mekan , gerçek yurda dönüş , ait olunan yere gitmek mi ? Buna şahsen karar vermeden önce , insanın içinde ki yokolmamaya dair istekleri ve bu dünyada asla hiçbir zaman kalıcı huzur ile bitmeyen gönül ferahlığını elde edemeyişinin sebeplerini sorgulamak gereklidir . Nefes almaya , hissetmeye , tecrübe etmeye , düşünmeye , öğrenmeye ölünceye kadar devam ettiğime göre ; bütün bunlar gerçekleşirken gittiğim yol kendi oluşturduğum bir yol mu yoksa herhangi bir kimse yada kimselerce geçmişte veya şuan oluşturulmuş bir yol mu ? İnsanın hata yapma lüksü her zaman vardır . Kendine zararı dokunacak hataları yaparak , bu yolla isteyerek yada istemeden , faydalı – faydasız terazisi üzerinde , kalıcı huzur ile gönül ferahlığına yaklaşır . İçinde ki tatminsizliğe çözüm bulmaya çalışanlarla bu tatminsizliği kabullenenler olarak iki ye ayrılabilir ölmekle yokolacağını düşünenler ve ölümün sonsuzluğa açılan kapı olduğunu düşünenler …Kötü olumsuz hiçbir şey hissetmemenin – düşünmemenin bu dünyada mümkün olmadığının uzun zamandır farkındayım . Zaten bu dünyada ki soyut ve somut / maddesel yada metafizik herşey zıttıyla mevcut . Bunların varolmalarının en büyük sebeplerinden bir tanesi tam terslerinin yani zıtlarınında eşzamanda varolmuş olmalarıdır . Sebeplerin hepsini bilmek bir insan için asla mümkün olmayabilir . Ne olduklarının anlaşılabilmesi , etkileri ve doğaları bakımından insanlık tarihi boyunca bu zıtlıkların insan ile birlikte varolmaya devam etmesi , insanoğlunun hayatının bir parçası olması gösteriyor ki insanı bir bütün olarak ele alırsak ; iyi – kötü , haklı – haksız , güzel – çirkin , temiz – pis , bencil – fedakar ve nankör – vefalı gibi kavramları insandan / insanlardan / insanoğlundan bağımsız düşünmek – değerlendirmek mümkün değildir . Zaman işlemeye devam ettiğine göre zamanında bir başlangıcı vardır insanın olduğu gibi … bütün bu kavramlar , zaman ile insanoğlunun ilerlediği parelel çizgide , çizginin üzerindeki dolambaçlı bir sarmaşık misali o çizgiye bir tanesi dahi eksik olmaksızın bağlıdır . İşte bu başı ve sonu olan çizginin içinde ki insanoğulları tarihleri boyunca bütün bunlara yüzlerce farklı anlam yüklediler ve yüzlerce farklı inanç sistemi oluşturdular . Eski bir deyişe göre , ” insan ” kelimesi ” isyan ” kelimesinden gelmektedir . Adam kelimesi de ” Adem ” den geliyormuş . Yani adam olmak deyiminin kökeni adem olmaya dayanıyor . Peki insan , isyan eden demekse ve bunu hayatımız ve gözlemlediğimiz bütün herşey ile karşılaştırırsak görebiliriz ki insanların hemen hemen büyük çoğunluğu  istekler – beklentiler – zevkler – huzur isterler . Bütün bunların gerçekleşmesi için birşey yapar yada yapmaz bazıları ama hepside ister . Elde edenler görür ki bu elde ettikleri , huzur – zevk – beklenti – istek kalıcı değildir , öyle ki çoğu zaman bu kısa bir süre yaşanır ve biter / sona erer . Unutmayalım ki acı çekerken zaman yavaş , mutluyken hızlı geçer . Sonrasında bu beklentilerin – isteklerin süresi uzamaya başlar . Her kaybedilen yada sona eren zevk ve huzur sonrası bir daha kinin süresi uzar . Hernedense böyle . Bütün bunlar olurken tabiki bu insanlar acı çekerken yavaş geçen zamanın kendilerine daha çok şey kattığını kabul etsin yada etmesin , doyumsuzcasına ölümü unutarak büyük kitleye uyum sağlayarak o eski deyimlerdeki gibi isyan eden insan veya adem olan ( adam olan ) insan arasında ki kıldan ince kılıçtan keskin çizgi üzerinde yaşamaya devam ederler . Kim bilir belki de soyut ve somut olarak zıtlıklar ile varolmuş olan başka türlü varolamayacak olan bu dünya hayatında insanların doğalarının gereği budur , başka türlü olmuyordur , insanların kalplerinin zihinlerinin derinliklerine kadar herşeyleriyle birşeyler istemeye daha doğrusu elindekilerin farkına varamamaya , bu isteklerin bir sonu olmadığına ama hayatın bir sonunun olduğuna , başlayan herşeyin bir sonu varsa zamanın da bir sonu olduğuna , isyan ederek sadece kendi kendimize zarar verdiğimize olan inanç ve farkındalığın az olması ölümden sonra yokolunacağına olan inancın oluşmasını sağlıyordur . Reddetmek , unutmak , unutmaya çalışmak bazı konularda işe yarar fakat hernedense bizler çoğu zaman eylemlerimiz sonucu rahatlamaya – huzura yaklaşacağımız eylemleri unutur – reddeder – hiçe saymaya çalışırız . Sonuçlarının , felaket denilebilecek ( ruhsal – psikolojik rahatsızlıklar – bunalım ) eylemlerden doğduğu davranışlarımızıda sanki ders almazcasına bir ömür boyu sürekli sergileriz , özellikle kendi kendimize karşı hep böyle yaparız . Bilinçaltında ve kalbin derinliklerinde saklıdır yokolmama – varolma isteği , farkında olanlar ve olmayanlar için . Gitmeye çalıştığım yola gelince ; insanlık tarihi boyunca haberimin , biraz olsun bilgimin olduğu birçok inançtan kendime faydalı gördüğüm ne varsa harmanlayarak – birleştirerek şu ilk nasıl geldiğimi bile hatırlamadığım dünya yaşamında en az olumsuzluk , en az kötülüğün olduğu , en az kederin olduğu bir çizgide ilerliyorum . Sebeplerinden bir tanesi de ; ” deneme – yanılma yoluyla öğrenme en iyi öğrenmedir ” sözüne inanarak ve uygulayarak her öğrendiğim yeni bilgiyi bu yolda giderken tek bir kişi olan kendime katıyorum . Unutulmamalıdır ki sizin düşündüğünüz gibi düşünmeyen , inandığınız gibi inanmayan insanlara karşı yaptığınız her haksız eleştiri aslında kendi inancınız çerçevesi içerisinde kendinize karşı yaptığınız bir yanlıştır . Madem doğru olduğuna inanıyorsunuz o halde kendiniz bu inancınızı en az hata ile son nefese kadar yaşamak için elinizden geleni yapın . Bir başkasına dayatmaya çalışmak veya müdahale etmek hem o kimsenin hemde inandığı sistemin yanlışlarının olduğunu yada direkt olarak yanlış olduğunu gösterir . İnsana , insan olduğu için değer vermek , insanı sevmek , insanlara karşı önyargısız olmak bütün inançlar ötesi bir değer olduğunda görülebiliyor ki bu dünya hayatı da neye inanıyorsa inansın çok daha dertsiz , beklentilerin uzamadığı , insanların ellerindekilerin değerinin farkında olduğu ve nefretin – kıskançlığın – egoizmin her türlü fanatikliğin olmadığı bir yer hayat olucak . Yani dolambaçsız yoldan , kestirmeden , kısaca ve çok sağlam olarak birçok inancın vadettiği – olmasını istediği – öğütlediği – doğru olduğunu söylediği ortak insanlık değerleri / birleşik insanlık realitesi , hatalarından ders almış deneme yanılma yoluyla en sağlam şekilde öğrenmiş insanlar tarafından oluşturulacaktır . Hemde çok farklı inançlardan çok farklı kültürlerden , birçok farklı ırklardan olan insanlar tarafından …Bunun gerçekleşmesi için mevcut insani olmayan düzenin tamamıyla yıkılıp ondan geriye hiçbirşey kalmaması gerekiyor ve bu gerçekleşecektir . Unutmayalım başlayan her şeyin sonu olduğu ve zıttıyla varolduğu için bu insan fıtratına ve insaniyete aykırı insanoğullarını köleleştiren sistem / dünya düzeni de yıkılıp yerle bir olacaktır . Kendinin farkında olan , yaşama ve dünyaya karşı farkındalığı olan her insan o zaman gelip çattığında ; ” isyan eden insan ” olmaktan sıyrılıp ; ” adem olan insan ” frekansına geçecektir .Adeta her gün güneşin doğduğu gibi , doğaya zarar verildiği halde akarsuların akmaya , çiçeklerin güzel kokmaya devam ettiği gibi …Onun için şöyle söylemekte fayda var ; ” geleceği tam anlamıyla bilmediğim için , geçmişten ders alarak ve şuan ı değerlendirerek yola devam edeceğim ” ve ” kimsenin geçmişinde ne yaşadığını ve gelecekte nası olacağını öngöremeyeceğim için kimse hakkında yargıya varmayıp , elimden geldiğince herkese yardım edeceğim ” . Bunları yapmakta zor değil , gözler kalbin aynasıdır deyimini rehber alarak bakışlarımıza kadar bütün hissettiklerimizi ve davranışlarımızı düşünerek yapmak , ani heyecanla – ihtirasla şahsi menfaatten gelen duygular ile hareket  etmemek çok önemli gerçekten . Kimsenin kendisine gereğinden fazla değer vermediği ama herkesin birbirine değer verdiği bir dünyada yaşamak herkesin eşit anlamda kendi elindedir .

     Güzel bir sözle bitireyim ; 

          ( Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu! / William Shakespeare )

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.