in

İstanbul’un Bu Kalabalığında Yaşanır Mı?

Bu metni hazırlarken hali hazırda İstanbul’da yaşıyor olmak belki de beni bu konu hakkında konuşmak ile alakalı daha yetkili kılacak. İstanbul bence yalnızca Türkiye’nin değil tüm dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Bunu bir körlük ve inkar içinde olduğumdan söylemiyorum. İstanbul bence her ne kadar şu anki haliyle bir nebze de olsa yüreğimizi acıtıyor olsa da dünyadaki en etkileyici tarihlerden birine sahip. Dünyanın en güçlü uygarlıklarına ev sahipliği yapmış ve onlarca farklı kültürü topraklarında barındırmış ve huzur içinde yaşatmış eşsiz bir şehir. Ama elbette dünya üzerindeki her şeyde olduğu gibi şehirler de kaderleri itibariyle değişmeye ve bambaşka şeylere evrilmeye mahkumlar.

İstanbul da evrimini ne yazık ki oldukça kalabalık ve kaosla dolu bir şehire dönüşerek gerçekleştirdi. Bunun elbette pek çok sebebi var ama bizim inceleyeceğimiz bu kalabalıkla yaşamaya devam edilip edilemeyeceği. Cevabın evet olması ve insanların bıkmadan keyifle İstanbul’da yaşamasına temenni ediyoruz.

Günlük Yaşamın Kaosunda İstanbul

Sanırım kalabalığın insanı en çok zorladığı an günlük yaşamın içindeki telaşı tecrübe ettiğimiz an. Her ne yapıyor olursak olalım İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşıyorsak sokağa çıktığımız andan itibaren işimizin kolaylaşması pek de mümkün değil. En basiti evinizden çıktınız okula veya işe veya gezmeye gidiyorsun, nereye gittiğinizi hiç önemli değil önemli olan oraya nasıl gideceğiz. Büyük bir çoğunluk gibi eğer siz de toplu taşıma aracı kullanacaksınız işte günün çıldırması yaklaşmakta. Hangi vasıta olduğu hiç önemli değil, eğer bir de yoğun bir hat ise insanlarla temas etmeden seyahat edebilmeniz pek de mümkün değil.  

İstanbul’un Bu Kalabalığında Yaşanır Mı?

Otobüslere binmek için orta veya arka kapıyı kullanmak, tutunacak bir yer bulabilmek için de insanlarla resmen köşe kapmaca oynamak mecburiyetindesiniz üstelik yalnızca insan kalabalığı değil araç kalabalığı da olduğu için kalabalık bir aracın içinde kalabalık bir trafikte, gitmeye çalıştığınız yere ite kaka kendi yolumuza açarak ulaşmak zorundasınız. Elbette bir de bu esnada akıl sağlığınızı korumak ve akıl sağlığını korumaya çalışan diğer insanlara da saygı göstermek mecburiyetindesiniz. Siz ne kadar gergin ve sinirliyseniz inanın şoför de diğer yolcular da en az o kadar sinirli.

Temel İhtiyaçlar Söz Konusu Olduğunda İstanbul

Ulaşım elbette başlı başına en büyük sıkıntılarımızdan biri. Ama bunun dışında da kalabalığın bize yaşattığı pek çok zorluk var. Bunlardan en önemlisi temel ihtiyaçlarımız söz konusu olduğunda devletten veya özel kurumlardan beklediğimiz hizmetin ne yazık ki bize yeterli olmaması. Elbette hizmet dendiğinde akla ilk önce eğitim ve sağlık hizmetleri gelecek. Bir hastaneye randevu almaya çalıştığımızda altyapının veya hizmet sağlayıcılarının yeterli olmaması sebebiyle haftalar sonraya hatta bazen aylar sonraya randevu almak zorunda kalabiliyoruz. Eğitim dendiğinde ise akla ne yazık ki ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın öğrenci sayısı düşürülemeyen sınıflar geliyor. Elbette prestijli, özel eğitim veren okullarda az öğrenci sınıflarda eğitim almak mümkün. Ama bu hakkımızı devlet okullarından yana kullanırsanız, ne yazık ki insan kalabalığını  kabul etmiş oluyorsun.

İstanbul’un Bu Kalabalığında Yaşanır Mı?

Yani kalabalığın aklınıza insanların karınca sürüleri gibi olduğu meydanlar getirmesi gerekmiyor. Kalabalık fiziksel olarak insanların yoğun olduğu ortamlardan uzak da olsanız etkisini daima gösteriyor. Bir marketten alışveriş yapmaya çalıştığınızda bile kısa kuyruğu beklememe ihtimaliniz oldukça düşük. Evinizin alışverişini yapmaya pazara gittiğinizde tezgahları görmek için insanları hiç itip kakmak mecburiyetindesiniz. Yani İstanbul’da herhangi bir işinizde kolaylıklar halletmeniz ne yazık ki mümkün değil. Hastanelerde, devlet dairelerinde, otobüs kuyruklarında, metro vagonlarında geçiyor ömrünüz. Ve ne yazık ki bunu değiştirmek için elimizden bir şey gelmiyor.

Bazen İstanbul düşündüğümde onu eski heybetli haliyle değil de yaşlı yorgun bir insan gibi görüyorum. Omuzunda kaldıracağından fazla yük olmasına rağmen hala ayakta durduğu için ona imreniyorum. Dileriz onun bu yükünü birazcık olsun hafifletmek için elinden bir şey gelen herkes çekinmeden ve canı gönülden yerine getirir bu görevi.

kooplogger

Yazar: İdil Ceren Yılmaz

Gezegendeki yolculuğunun 24'üncü yılında. Atmosferde başıboş gezen hikayeleri yakalayıp insanlara anlatmak en büyük tutkusu.

Blog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?