İstanbul Seçimlerinin İptalinin Asıl Sebebi: FPTP Seçim Sistemi

İstanbul Seçimlerinin İptalinin Asıl Sebebi: FPTP Seçim Sistemi

FPTP Seçim Sistemi

Şurda bir seriye başlayalım, bir şeyler anlatalım dedik, yine beklenmedik olaylar cenneti Türkiye’m bütün planlarımı alt üst etti 🙂 Malumunuz, dün YSK İstanbul seçimlerinin tekrarına karar verdi. Ben de dünkü yazımda bahsettiğim Electoral College meselesini erteleyip, daha önemli bir şeyden bahsetmeye karar verdim. İstanbul’da seçimlerin neden iptal edildiğini anlatacağım.

İstanbul Seçimlerinin İptalinin Asıl Sebebi: FPTP Seçim Sistemi

Hayır, içeriden bilgi falan almadım. “O orada şöyle dedi, bunlar tutanaklarda şöyle yaptı” falan da demiyorum. Sorunun en temeline inip seçim sisteminin kaçınılmaz şekilde insanları nasıl bu noktaya getirdiğini anlatacağım.

Önce şu ayrımı yapalım, Türkiye’de üç tip seçim vardır: Genel seçimler, yerel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimleri. Gündemimiz yerel seçimler olduğu için yerel seçimlerde kullanılan sistemi konuşacağız. Neymiş bu sistem?

First Past the Post

Türkiye yerel seçimlerde First Past the Post (kısaca FPTP) ismi verilen seçim sistemini kullanıyor. Yani Türkçesi, en çok kişinin oyunu alan seçimi alır demek. Böyle söyleyince acayip mantıklı, acayip akla yatkın bir sistem gibi duruyor olması sizi yanıltmasın. Bir örnek üzerinden inceleyelim. Diyelim ki seçime beş parti girdi ve sonuçlar şu şekilde çıktı:

  • A: %24
  • B: %17
  • C: %28
  • D: %15
  • E: %16

Bu durumda seçimi C partisi kazanmış sayılır. Ama ortada bir terslik var. Seçmenin %28’inin oyunu alan C partisini halkın %72’si istemiyor. Bu nasıl adalet? Şimdi diyelim ki ideolojik olarak B partisi A partisine, D partisi de C partisine yakın. B parti seçmeni, “Aman C olmasın da kim olursa olsun” mantığıyla oyunu A’ya verdi, bunu gören D parti seçmeni de “A başımıza geçerse bizi yaşatmaz” diye gaza gelip C’yi destekledi diyelim. Yeni tablomuz şöyle oldu:

  • A: %41
  • C: %43
  • E: %16

Kaldı geriye ideolojik olarak orta yolcu %16’lık E partisi. Bunlar da %41 ve %43’lük iki partinin yanında şansları olmadığını anlayınca dağılıp 8-8 şeklinde A ve C’ye gittiler diyelim. Son tablo:

  • A: %49
  • C: %51

Bu partilerin en baştaki oyları kaçtı? 24 ve 28. Son oylarından çıkartalım:

  • A: 49-24 = 25
  • C: 51-28 = 23

Bu demek oluyor ki halkın %25’i normalde desteklemediği halde C’nin iktidarından korkarak A’ya, halkın %23’ü de normalde desteklemediği halde A’nın iktidarından korkarak C’ye oy attı. Bu saatten sonra bu iki tarafın liderinin tek yapması gereken, her seçim döneminde karşı tarafa çamur atmak ve onların iktidarının kendi seçmeni için ne kadar kötü olacağını anlatıp durmak. Fikir değiştirmeye en yatkın olan o orta yolcu E parti seçmenlerinin çoğunluğu her seçimde hangi tarafa kayarsa o taraf kazanır. Bu döngü de her seçimde böyle devam eder. Böylece kimsenin bütün seçmene hitap etme gibi bir derdi kalmaz, çünkü zaten seçmenler birbirini sevmiyor. Sonuç? Sonuç ortada.

Anlatılanlar tanıdık geldiyse, tebrikler, bir demokraside yaşıyorsunuz 🙂

Önerilen İçerik: Herkese Aylık 1000 Dolar Dağıtmak İsteyen Asyalı Adam: Andrew Yang

İlginizi Çekebilecek Faydalı Bağlantılar:


 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.