İçimdekilerden

         Anahtarı yuvasına takıp döndürdükten sonra kapı açılmıştı. Anahtarı çekip içeriye doğru ilerledi. Bir iki adım atıp çok da çaba gerektirmeyen bir hareketle anahtarını etajer üzerindeki yerine bıraktı. Ve sonra kendine mesken edindiği koltuğuna yerleşti. O ve koltuğu… Gerçekten o koltuğun mühimmiyeti tartışılmazdı. Halbuki bit pazarından alınmış, insanların tahammülünün kalmadığı bir eşyaydı. Yoksa neden adının bit olduğu bir pazara düşsün ki! İçinden geçiriyordu. Canı bir şeyler söylemek istiyordu. Şu içindekini halletmeliydi. Karıştırıyordu zihin sözlüğünü ama eline hep kullanılmaktan pörsümüş kelimeler geliyordu. İşine yaramazdı. Tekrar karıştırdı sözlüğünü. Öyle bir kelime arıyordu ki şairler gibi aşk demeden aşkı anlatmalıydı. Sevgiyle süsleyen, nefes veren, belki biraz eğlendiren… Ya da içindeki olan biteni, bitmeyeni veya hiç gitmeyenleri anlatabilirdi. Vazgeçti. Sessiz harflerin sesi olması yeterdi. Evet evet sanırım bu onun için yeterli olandı.

okur

Yazar: ayçiçeği

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.