Hermeneutik (Yorumbilgisi): Kısa Bir Tarihçe

Hermeneutik (Yorumbilgisi): Kısa Bir Tarihçe

Son yıllarda düşünce/felsefe dünyasında sıkça duyduğumuz kavramlardan biri de hermeneutik (yorumbilgisi) dir. Batı kültüründe köklü bir geleneğe sahip olan bu düşünce akımı, özellikle pozitivist bilgi kuramının ve bilim anlayışının dayattığı bilimsel aklın egemenliğine karşı insanın yaşam biçimlerinin ürünlerine ve bilginin anlam-anlama, tarih, yorum, öznellik v.b gibi kategorilerine vurgu yapan bir anlayıştır.

Bu yazının amacı, hermeneutik geleneğin tarihsel gelişimini serimlemek bunu yaparken ayırt edici özellikleri nedeniyle Schleiermacher, Dilthey, Heidegger, ve Gadamer başta olmak üzere bazı temsilcilerin düşüncelerini kısaca özetlemek olacaktır.

Hermeneutik (yorumsama) kavramı, etimolojik olarak Hermes’e kadar gerilere götürülür. Tanrıların mesajlarını anlaşılması için insanların kullandığı dile çeviren Hermes’in bu edimi, Yunanlılar için “açıklama-açık kılma-açımlama ve yorumlama” ( Palmer, 2002: 41) gibi anlamlara gelmekteydi. Bu hermeneutiğin antikçağ anlayışı temelinde kullanımının ilk aşamasıdır. Kavram, daha sonraları 17.yy kutsal metin yorumlarında, tanrı mesajlarındaki örtülü anlamların kaldırılmasını amaçlayan bir disiplin olarak kullanılmıştır. Bu anlayışı da hermeneutik geleneğin ikinci aşaması olarak belirlemek mümkündür.

Çağdaş hermeneutiğin önemli temsilcilerinin de zeminini oluşturan bu kavramsal köken, ilk kez Schleiermacher tarafından yöntemsel bir şekilde epistemolojik değerlendirmeler yapabilmek için ele alınmıştır. 19.yy’ın başlarında kaleme aldığı ”Hermeneutik Üzerine Dersler” adlı eserinde hermeneutiği, tüm metinlere uygulanabilecek bir anlama yöntemi olarak tasarlayan Schleirmacher, böylelikle anlama sorununu evrenselleştirmiştir. Schleiermacher’in anlama kavramını ciddiyetle ele alışı, kendisinden sonra gelen hermeneutik düşünürlerin çalışmalarını da büyük oranda karakterize etmiştir.

Schleiermacher’e göre anlama, metnin dehalar-arasılık temelinde üretken tekrarıdır. Bu tanım çevresinde metni anlamanın iki şartı vardır. Schleiermacher bu iki şartı dilsel ve psikolojik anlama olarak belirler. Yani metni anlamanın ilk yolu, yazarın dilini anlamaktan sonra da yazarın bireysel kimliğini anlamak geçer. Schleirmacher’in hermeneutiğin özgün bağlamı üzerine yaptığı katkılardan biri de psikolojik anlama düşüncesiyle “Dilthey’in anlamanın ön koşulu gördüğü yazarla duygudaşlık (empati) kurma düşüncesini öncelemeyi”(Güçlü, 1995:128) başarmış olmasıdır. Hermeneutik gelenek içinde önemli bir yere sahip olan ve tarihsellik fikrini ısrarla vurgulayan Dilthey;“hermeneutiği bugün anladığımız anlamda doğa bilimlerinin yöntemine göre alternatif olarak tin (insan) bilimlerinin hizmetine sunan bir kişidir.” ( Göka, Topçooğlu, Aktay, 1999: 32) Alman Tarih Okulu içinde yetişen Dilthey, dünyanın nesnel bir şekilde bilinebileceğini öne süren pozitivist-empirist geleneğe karşı çıkarak doğa bilimlerinin egemenliği karşısında tin bilimlerine özerk bir olan sağlamayı amaçlamaktadır. Çünkü “açıklamayı” temele olan doğa bilimlerinin karşısında tin bilimleri “ anlamayı” erek edinerek, bir başka deyişle, hermeneutik, tin bilimlerinin yöntemi olarak belirlenerek tin bilimlerinin bir sistemi oluşturulmalıdır. Oluşturulacak bu sistematiğin temeli de “yaşama felsefesi”ne dayanmalıdır. Çünkü insan bilincinin tarihselliği, tin bilimlerinin temellendirilmesi çabası içinde” (Misch,1994:78) tanımlanabilir ve ancak “tarihsel bilinç” kendini aşarak genel bir tarih betimini açığa çıkarabilir.Dilthey’in bu anlamda “hermeneutiğe yaptığı en büyük katkı, onun yaşam-deneyimi ve yaşam ifadesini kavramlarında yatmaktadır.” (Güçlü,1995:129) çünkü bu kavram çiftiyle Dilthey, hermeneutiğin hedefini, metinde yazarın yaşadığı deneyimi bir yaşam-ifadesi olarak sunmasını yeniden üretmek olarak tanımlar. Dilthey’in “yaşam” vurgusu, yaşanılanı bireysel yaşam olmaktan çıkarır ve ortak ereklere bağlar.(1) Bu anlamıyla yaşantı, herhangi bir kavram değil, deneyimi ve insanın tinsel bütünlüğünü kucaklayan bir kavramdır ve yaşam felsefesi, yaşamın bütününü kavrama girişimi olmalıdır. Kısaca Dilthey’in yaşama felsefesi, “yaşama kavramıyla çalışan bir epistemoloji geliştirmek ister” (Misch, 1994: 79); yaşamın özünün zamansallık,tarihsellik olduğunu unutmadan. Dilthey’in düşünce çizgisinde bir yöntem imgesine karşılık gelen anlama ise ,dinsel ve tarihsel yaşamın içerdiği olgu, ifade ve süreçlerin kavranılmasında merkezi bir yol üstlenir. Çünkü Dilthey’e göre insan, yaşadığı müddetçe anlar ve insanların ortaklaşa paylaştıkları dünya anlaşılmayı zorunlu kılar. Bu durum da “anlama , kendi varlığımızın sübjektif sınırları içinden dışarı taşmak, başkalarına ait ruh durumlarını içten yaşamak, insanlık dünyasının bilgisini yaşayarak kavramaktır.”(Birand , 1998: 49 ). Dilthey böylesi bir anlamayı gerçekleştirecek olan varlığın (yani insanın) tarihselliğini ısrarla vurgular. Ona göre tarihsellik , insanın ve kültürün var oluş biçimidir. Bu nedenle Dilthey , tarih bilimini tin bilimlerinin en köklüsü sayar. Tarih, insan tininin doğasını tanımlamaya çalışır.Çünkü tarih tek tek bireylerin deneyimlerini içeren ereksel bir yapıdır . Tarihçi de bu belirleme çerçevesinde,her çağda varolan ilkeleri keşfederken geçmişi kendi zihninde yeniden canlandırır ve “tarihçi , tarihçi olacaksa yeniden canlandırdığı geçmişi anlamalıdır”(Collingwood, 1996: 212). Sonuçta anlam (düşünme ve bilinç) yaşamının ve tarihin ürünüdür.

Bir çok hermeneutik tarihçisine göre , çağdaş hermeneutik çalışmalarına yön veren en önemli isim Heidegger’dir. “Hatta hermeneutik geleneği Heidegger ve Heidegger sonrası diye ayırmanın kullanışlı bir sınıflanma olduğu düşünülmektedir.”(Güçlü, 1995 : 132) .Gerçekten de hermeneutik, Heidegger’le yepyeni bir boyut kazanmıştır. Çünkü Heidegger, geleneksel hermeneutikçiler gibi bir yaşam felsefesi kurma ya da yöntemsel bir arayışın çabasında değildir. Onun ontolojik temelli anlayışında hermeneutik, “ne metin yorum kurallarına ne de din bilimlerine ait bir yönteme işaret eder. Hermeneutik burada fenomelojik açıdan insan varlığının açıklanması anlatılmaktadır.”( Palmer,1992 : 41).

Heidegger’e göre, tin/insan bilimleri için ortaya konabilecek yöntemin meşrulaştırılmasında Diltey’in yaptığı gibi, açıklamayı anlamadan ayırmanın gereği yoktur. Çünkü anlama daima benim diyen varlık (varolan) olarak Dasein’ın var oluş biçimidir. Bir başka deyişle anlama, varoluşsal bir olaydır ve dünyanın daha ilk anlamlandırılmasından itibaren vardır. Heideggr’e göre Dasein, tarihsellikle beraber dil tarafından da kurulmuştur. Çünkü dil sadece bir iletişim aracı değil aynı zamanda dünyanın oluşumunun bir öğesidir. “Dil varlığın evidir… Dil, açıktır ki, hakikatten ayrılmaz; çünkü varlığın üzerindeki örtüyü kaldıran ya da açık hale getiren şey dildir.” (West, 1998: 147). Gadamer’e göre, Heidegger anlamayı bu şekilde algılayarak “hermeneutiğin en temel öğesini yakalamıştır” (Gadamer, 1990:88).Hermeneutik deneyimin ve anlamanın Heidegger tarafından farklı bir geniş bir çerçevede kullanılışı, hermeneutiğin alanını, tek tek yapıtları anlamaktan tüm tarihsel varlıklara ve oradan varlığın anlaşılmasına kadar genişletmişlerdir.

Geleneksel hermeneutiği eleştirerek bir anlamda çağdaş hermeneutiğin kurucusu sayılan Gadamer, Heidegger’i takip ederek hermeneutiği ontolojik bir zemine yerleştirmeye ve evrenselleştirmeye çalışmıştır. Gadamer’e göre hermeneutik, yaşam terimiyle kapsanan bütün alanlarda kendini gösterir” (Özlem, 1998:118) ve bilimsellik iddiası (kaygısı) taşımaz. Ona göre hermeneutik, tin bilimlerine yardımcı bir disiplin (yöntem) olmanın ötesinde etkin– işlevsel bir tarih bilincidir.

Gadamer hermeneutiğinin önemli katkılarından biri de, Wittgenstein’in “dile dönüş” düşüncesinin merkezi bir tema olarak işlenmesidir. Buna göre anlama, dilde ve dil ile olanaklıdır… Anlaşılabilen varlık ancak dildir ve dil anlamayı olanaklı kılan evrensel araçtır. Bu bağlamda Gadamer, Heiddegger’in varlığa dönüş anlayışının yönünü dile ve dolayısıyla anlam sorununa çevirir. Gadamer’in dil analizi, anlamı yeniden inşa etme sürecinin doğal sonucudur ve bu yeniden inşa geleneksel hermeneutikle hesaplaşmayı beraberinde getirir. Çünkü geleneksel hermeneutik, anlamada, bir nesneyi ve anlamayı amaçlayan kendinde bir özneyi varsayar. Bu varsayım beraberinde öznenin nesneye mümkün olduğunca önyargısız yaklaşımını beraberinde getirir. Gadamer ise bu anlayışın tam tersini önerir ve anlamayı olanaklı kılan şeyin “önyargılar” olduğunu savunur.Çünkü “hermeneutik tutumun tek koşulu vardır: Kendi görüşlerimizin ve önyargılarımızın bilincinde olmak ve böylece onların aşırılıklarını yontmak. Ancak bu yolladır ki, bir metne, bize gerçekten değişik, otantik bir varlık olarak görünebilme fırsatını tanıyabiliriz…[ve böylece olmaksızın] tarih bilinci ne olanaklıdır, ne de anlamlı ” (Gadamer, 1990: 81–102). Ona göre, anlamayı anlama yapan ve hermeneutiğe işlevsel bir ivme kazandıran önyargılardır. Gadamer’in önyargı kuramı onu, bağlantılı olarak akıl ve otorite kavramlarını tartışmaya ( eleştirmeye ) yöneltir. Gadamer otorite ve akıl karşıtlığının, Aydınlanma düşüncesinin kaynağını oluşturduğunu ve bu anlayışın yanlışlığını vurgular. Çünkü Aydınlanmanın benimsendiği akıl ve mantık kavramlarını öyle zaman — mekan üstü mutlaklıklar olarak kabul edilemezler. Bu noktada Aydınlanma,doğa bilimlerince önerilen yöntemler ışığında önyargı kavramının olumsuzlanıp gözden düşmesine neden olmuştur.

Gadamer’in hermeneutikçe anlama kavramının bir başka merkezi imgesi de “ufukların kaynaşması”dır. Ufuk kavramı Nietzsche ve Husserl’den devralan Gadamer, kavramı, “ belirli bir bakış açısından görülebilen her şeyi içine alan görüş sahası ” ( Hekman, 1999: 141 ) olarak tanımlanır. Gadamer’e göre tarihsel bilincin genişlemesi ve şimdiden tarihsel zamana yayılması ufkun genişlemesine işaret eder. Ufkun genişlemesinde, şimdi ile tarihsel zaman arasında bir örtüşme meydana gelir. Bir başka deyişle, şimdinin ufku ile yaşanmış tarihsel bir ufuk bütünleşir. Bu açıklamayı anlamaya uyarlarsak, anlama, insanın içinde yaşadığı şimdi bilincini tarihe aktarması olarak karşımıza çıkar.

Gademer’in tüm çalışmalarının, düşüncelerinin bağlandığı temel nokta, hermeneutiğin evrenselliği fikridir. Ona göre hermeneutiğin evrenselliği, “bugün ile dün arasında dil dolayımında kurulan bağın yorumlama bağı olmasındaki evrensellikten kaynaklanmaktadır” (Özlem, 1998:120)

Genel olarak pozitivist yönteme alternatif bir akım olarak gelişen geleneksel hermeneutik ile hermeneutiği ontolojik- varoluşsal bir zemine oturtmaya çalışan felsefi hermeneutiğin temel düşüncelerini özetlemeye çalıştık.(2) Batı kültüründe kimi farklılıklara rağmen yeni katkı ve açılımlarla gelişime devam eden hermeneutik gelenek, edebiyattan hukuka, edebiyattan teolojiye kadar bir çok alanda etkisini arttırmaktadır. Bu anlamda hermeneutiğin yeni adlarından kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Bu isimlerden ilki Ricoeur’dur. Ricoeur’un fenomenlojik hermeneutiği, Heidegger’in açtığı yoldan ilerler ve daha çok yorum -anlama sorunu üzerinde durur. Ricoeur’a göre her yorumun amacı “metin ait olduğu kültürel dönem ile yorumcu arasındaki mesafeyi kaldırmaktır” (Göka,Yopçuoğlu, Aktay, 1996: 68). Hermeneutik ile felsefe arasındaki ilişkiyi sorunsallaştıran ve hermeneutiğin İngilizce konuşulan ülkelerde (özellikle Amerika’da) tanınmasını sağlayan diğer bir felsefeci de Rorty’dir. Rorty’ye göre hermeneutik, epistemolojik özelliğe sahip bir disiplin değildir; tersine epistemolojinin reddiyle kendine dışa vuran, açığa çıkaran kültürel bir birliktir. Anlaşılacağı üzere Rorty’nin postmodernizmle temas halinde bulunan anlayışında, hermeneutik epistemoloji karşıtlığı belirleyici bir rol üstlenmektedir. Rorty’nin temel itirazı, felsefeyle epistemolojinin özdeşleştirilmesi ve hermeneutiğin epistemolojik bir alana çekilmek istenmesidir.

Hermeneutiğe yeni anlamlar kazandırma çabalarında, Almanya’da hermeneutiği toplum kuramı çalışmalarıyla ( özellikle ideoloji eleştirisinde) ele alıp verimli bir senteze ulaşmaya çalışan K.O. Apel ve J. Habermas “eleştirel hermeneutik” anlayışının en önemli temsilcieridir. Eleştirel hermeneutik anlayış genel olarak insan varlığında, yaşamında maddi-ekonomik ve toplumsal koşulların belirleyici olduğu fikrini temele alır. Örneğin Habermas, hermeneutiğin anlam, yorum ve iletişim konusundaki kavramları netleştirdiği için yararlı bir olanak görürken, toplumsalın eleştirisinde/yapılandırılmasında önemli sınırlılıkları bünyesinde barındırıldığını ifade etmekten geri kalmaz.

NOTLAR:

1: Artık yaşanılan, yazarın elinden çıkmış ve “yaşam deneyimi” olarak bütün insanlığa (özelde okurlara) bağlanmıştır.

2: Bunu yaparken yazımızın başında belirttiğimiz gibi hermeneutik gelenekte dönüm/ kırılma noktalarına karşılık gelen dört büyük kuramcıyı temele aldık. Bu isimlerin yanında geleneği besleyen, destekleyen bir çok isimden söz edilebilir. Örneğin, hem Schlerermacher’i öncellemeleri hem de filolojik hermeneutik çalışmalarıyla F.Ast ve F.A.Volf; anlama edimi ile yazarın niyeti üzerinde oldukça önemli düşünceleri olan Hirsc gibi…

-KAYNAKLAR-

1- Birand, K (1998) “Kamuran Birand Külliyatı”, Akçağ Yayınları, Ankara.

2- Collıngwood, R.G. (1996) “Tarih Tasarımı”, çev.K.Dinçer, Gündoğan Yayınları, Ankara.

3- Göka, E.-Topcuoğlu,A.-Aktay.Y. (1996) “Önce Söz Vardı”, Vadi yayınları, Ankara.

4- Güçlü,A.B (1995) “Hermes’ten Günümnüze Felsefece Hermeneutik ya da Anlamayı Anlamak” Edebiyat Eleştiri, Güz, s. 124.136.

5- Heksan,S.(1999) “Bilgi Sosyoloji ve Hermeneutik” ,çev. H.Arslan-B.Balkız, Paradizma

Yayınları, İstanbul.

6- Misch,G (1994) “Tin Bilimleri Kuramı İçinde Yaşama Felsefesi Düşüncesi”, çev. D. . Özlem, Felsefesi Tartışmaları, 16. Kitap, İstanbul

7- Özlem.D (1998) “ Bilim Tarih ve Yorum” , İnkılap, İstanbul

8- Özlem D. (1986) “Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi”, Remzi kitabevi,İstanbul.

9- Polmer R. (2002) “Hermenötik”, çev. İ. Görener, Anka Yayınları, İstanbul.

10- Rabinow,P.-Sullivan. W. (derleyenler ), (1990) “Toplum Bilimlerinde Yorum Yaklaşım”,

çev. T.Parla, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul

11- Tatar, B. (1999) “Felsefi Hermeneutik ve Yazarın Niyeti:”. Vadi Yayınları, Ankara.

12- West D. (1998) “Kıta Avrupası Felsefesine Giriş”, çev. A.Cevizci, Paradigma Yayınları, İstanbul.

Rapor Et

okur

Yazar: Murat A.

Yüksek öğretimini Ankara Üniversitesi DTCF Felsefe ve Hacettepe Üniversitesi “Pedagoji” eğitimileriyle tamamlamış,"Marka İletişimi" alanında ise öğrenimi sürdürmektedir.

Üniversite adaylarına sınav ve performans koçluğu, üniversite öğrencilerine kariyer koçluğu ve eğitimcilere / öğretmenlere tercih danışmanlığı -öğrenci koçluğu olmak üzere bir çok alanda seminer ve eğitim vermeye devam ediyor. ve Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı görevini sürdürüyor.

Katıldığı eğitim-seminer ve sertifika programlarından bazıları;​Certified Coach (A’dan Z’ye Koçluk) ; Life Coach ( Yaşam Koçluğu); NLP Diploma; NLP Practitoner; Eğitim Koçluğu; Öğrenci Koçluğu; Hızlı Okuma Eğitmenliği; Temel / Genel Psikoloji; EFT; Kişilik Psikolojisi; Zihin Haritaları; Aile Koçluğu; Kariyer Koçluğu; Rehberlik Kursu (MEB); Tercih Danışmanlığı; Etkili ve Lider Öğretmenlik; Terapötik İletişim Becerileri; Başarı ve Motivasyon Stratejileri; Eğitimcinin Eğitimi; Teacher Training (Öğretmen Eğitimleri); Yönetim Sistemleri ve Değişim Yönetimi; Yalın Üretime Giriş; Kalite Yönetim Prensipleri

İlk YazımBlog Yazarı

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları