Espri Gibi

En güzel yaşınız genç çağlarınız derler hep, duyarız sağdan soldan, büyüklerden. Derler de, genç çağını yaşayan nereden bilsin en güzeli mi?, Ondan önceleri çocuk, sonrası zaten henüz yok.

Fark etmezsin, yaşarsın geçer o çağ yetişkin olursun onu deneyimlersin sonra yaşlılık, onu da deneyimleyince artık dönüp de bakma zamanı gelir yaşadıklarına, o küçücük ömrüne sığdırdıklarına, bakarsın da, peki ya gördüklerin mutlu eder mi ki? Heyt be, ne de güzel dolu dolu yaşamışım diyebilir misin?

O genç çağlarımız nasıl geçer?

Sağ sol ne der,şunu yaparsam toplum içinde yargılanır mıyım, ayıp mı olur, utanırım, cesaret edemem diyerek mi? Yoksa, her gün bir çılgınlık, her an yeni bir deneyim, sınırlarımı zorlamalıyım neler yapabilirim diyerek mi? yoksa her iki uçtan da mı?

Neler yaptık ve, ya da neler yapıyoruz kim bilir, ama yeter mi, biter mi hiç yeni zevkler yeni heyecanlar bitmez. Keşke deriz keşke şunu da yapsaydım veya keşke benim zamanımda da olsaydı. Ah ben neler yapardım. Dediklerimiz bitmez elbette her zaman vardır, her şeyin dahası daha, daha ,daha…bir sürü daha. Bitmez. Bu sebeple ki, çılgınlıklar, yeni başlangıçlar sadece genç yaşlarda değil her yaşta yapılabilecek olan şeyler olduğuna inanlardanım.

Ben yaş bilmem gençlik, yaşlılık bunlar zihinde ikna edilerek oluşur. Kabul etmezsen oluşmaz, veya kabul et oluşssun istediğin yaşa, çağa, güne konumlandır kendini. İsteklerini  yapabileceğini bi kabul etsen, olur neden olmasın ki? Ama istemezsen eğer olayı zihinde kitleyip boğarsın. En iyisi serbest bırakmaktır deneyimlerim bu yönde sizde deneyin, sağlamasını yapalım.

 Bir de, eğlence gerek her yaşa. 

‘Yaşlanınca kitap okunur, televizyon seyredilir, hayat hızlı akmaz onlar hep gençken olur.’ Yargısı, yine hep kulaklarımıza fısıldananlardır. İnsanlar ister ki, yapmaya cesaret edemediklerini bir başkası da yapmasın, herkes otursun oturduğu yerde, herkesin içindeki yanan ışık sayısı aynı olsun, birisi de sivrilip sıyrılmasın aman, aman herkes bir örek olsun. Kapa, kapa kulakları şöylede savur ellerini, nefesine karışmasın soluma bile öyle uzak olmalı bu düşüncesizlikler. Ne renkler var kim bilir, ne güzellikler var görülmemiş, keşfedilmemiş neden keşfeden ilk kişi olmayalım, imkansız değil hatta zor bile değil, hepimiz bakmıyor muyuz her gün gökyüzüne? Ya yeni doğmuş bir yıldızı ilk biz gördüysek? espiri gibi geliyor değil mi? Ama asla imkansız değil.

Yapmak istediğimiz veya yapmak istediklerimiz ne kadar kolay olsa da yapamayacak gibi olmamız bizdendir. Hep yokuşları bir bir biz dizeriz önümüze bununla da bitmez daha. Bahaneler üreten iç sesimiz, sonrasında oluşan kaygılar, anksiyete, söylenenlere kulak asma ve en son her şeyi boş verip uykuya dalma yani erteleme, bunun kaygıyı azalttığını düşünürüz işe yarıyor gibi gelir tedavi bulundu dersiniz fakat ertelemeler bitmez o tarihler hep uzar. En son bi bakmışız elde bir şey yok, onca kaçan fırsat hep ertelemelere takılmış.

‘En doğrusu en yakın olandır kalbe en yakın olanı  seçin size eşsiz bir yaşam verecektir.’

okur

Yazar: zulal

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.