Düşümdeki İçsel Atıklar

          Bugünlerde tanıyorum kendimi, anlıyorum içimdeki kimseyi. Kim ise bundan bir haber yaşamışım dünlerde. Bugüne gelince ise şaşkınlıkla karşılıyorum dünyamı. Var olmayı dilediğimi düşlemiştim evvelinde, asla var olamamışım günlerimde. Basit metaforlar üzerinde dalgalanıp durmuşum ve büyük resmin önünde kapamışım gözlerimi sessizce. Açılmayı hedeflediğim her dakika daha da gömmüşüm kendimi karanlığıma. Ne kadar korksam da karanlıktan asla ışığı kabul etmemişim göz bebeklerime. Onlar da ışıksızlıktan büyümüş içeride, aynı kaygılarım gibi. Küçük bir alana sığdırmaya çalıştım kendimi ve kaçınılmaz son olarak taştım kendimden. Kendimden taştığım yetse bir de, bulaşmışım sağa sola. İnatçı bir kir gibi yapışmışım insan bedenlerine, zihinlerine ve yaşamlarına.

            Bugünlerde tanıyorum kendimi, beklentilerim var olmuş sağa sola. Bekledikçe tekmelendim. Tekmelendikçe keyif aldım çukurumdan ve çıkamadım aydınlığıma. Tekrar çıkarıyorum maskemi, tekmeleyenlerin ablak suratlarına bir tokat gibi görünsün isterim yüzüm. Asla kabul edilmeyi beklemedim toplumdan, belki bir zaman ben kabul ederim onları. Hayati gündemimde pek bulunmadı zaten toplum. Bütün sancım var olabilmekle alakalıydı hep, belki düşlerde belki de dünlerde. Eskilerde olduğu gibi, günlerimde var olmaya çabalıyorum artık kaygısızca. Mürekkebim taşsın kağıtlara.

            Bugünlerde tanıyacağım kendimi, kim olduğumu soracağım her anımda. Sordukça bulacağım günlük yolumu, çözeceğim anlamsız dertlerimi. Sonuca varmak değil hedefim, yolculuğumda geçen sürenin değerini anlamak. Hep sonuçtan çok süreci değerli olduğunu söyledim kendime, bazı zamanlarda dinlesem de bazı zamanlarda pek sikleyemedim kendimi. Bu da beni anlamsız beklentilere sürükledi hep. Bu beklentilerimin sonucunda insanlığın aşağılık hallerine şahit oldum sürekli. Düşündükçe yazıklıyorum hepsini.

Bugünlerde tanıdım kendimi, kaygısızca var oluyorum küçük bedenimde.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.