Depresyondayım Unutuldum #denedim

#denedim serisi ile adı üstünde deneyeceğiz gari, okuyuverin bari  ツ

İklim´in Dora´n

Enkâzın, yıkıntıların, can kırıklarının arasında dolanıyorum.

Eserine bakıyorum, inceliyorum uzun uzun. Bir bomba patlamış sanki ve dağıtmış, parçalamış ne kadar canlı hücre varsa.

“Nasıl bu kadar tahribat yaratabilir ki buncacık acı?” diye düşünüyorum. Gerçi ‘buncacık’ dediğime de bakma, kolay mı dayanması?!. Dolu dolu geçen koskoca, devâsa, ‘anlatılmaz yaşanır’ zamanlar! Kolay değil hakikaten.

Enkâzı kaldıracak, kırıkları aldıracak, yaraları onaracak ve yenisini inşâ edecek biri ya da bir şey lâzım. Çünkü ben yapamam. Ama aynı zamanda da sadece ben yapabilirim.

Gözüme minik bir kırlent takılıyor dışarıya bakarken. Hayret, sapasağlam duruyor. Krem rengi minnoş bir inekcik bu. Kahverengi benekleri var. Tatlış bir inek surat ve sarkık kulaklar. Kumaştan da hiç anlamam ama pamukluyla yünlü karışımı mı ne? Aman, neyse ne! Giden, parçalanan, yok olan her bir şeyin ardından gülümseyerek bana bakıyor sanki; “Hayattayım, ne olur beni burada bırakma. Acı bana. Al da yanına, yârenlik edeyim sana.” der gibi bakıyor mahzun mahzun.

Oysa ben geride hiçbir şey kalmadığını sanıyordum. “Sana acırsam ve bırakmazsam, seni görüp her günü kendime acıyarak geçiririm yoksa.” diyor ve basıyorum tekmeyi. Canı da çok acımıştır ama benim acıyan canım ne olacak? Daha sonra fırlattığım yerden gider alır, atarım çöpe. Şimdilik gözüme görünmesin de.

İçerime dönüyorum bakmaya. Çok zor olacak toplanması, çok.

Yarım ekmek arası yediğim bol malzemeli sandviç kesmemiş olacak ki, kırdığım altı yumurtalı omleti hüpletiyorum bir yandan, aldığım on beş kiloya aldırmadan. Gözüme fer gelsin ki, daha iyi görebileyim içeriyi de dışarıyı da. Tabii canım.

Bir yangın yeri içerisi. İs’ten kapkara olmuş zihnimin duvarları. Al’al, mor’u mor yanaklarım, şişmiş göz kapaklarım, dermansız bacaklarım, gelse mi gitse mi kararsızlığında ayaklarım, ölü balıktan hallice bakışlarım ile dalıp gidiyorum içerime.

Hatıralar da dal istiyor kuşlar gibi konacak ama kırılmış dallarım, kalmamış sağlam bir yerim tutunacak.

Yanımda yöremde birileri olaydı keşke bana lâyıkıyla acıyacak?!. Ne güzel bir acınası haldeyim kimbilir? Aynaya da küstüm ne zamandır. Saçımı en son ne zaman taradımdı, hatırlamıyorum. Aynı pantolon ve tişörtleyim nicedir. Kokuyor muyumdur acaba? Kendi kokumu alamıyorum çünkü, bilemiyorum o yüzden. Bu yüz’den de bıktım ayrıca, yıkamıyorum bile sabah neyin etraflıca. Göz çapaklarımı aldırıveriyorum şöyle üstün körü, birikip kuruyup canımı acıtmasınlar diye. Gerçi canımı daha ne acıtabilir ki şu halimden başka? Düşünebiliyorum da demek ki bak arada. Bu iyiye işaret aslında. Sersem gibi, Leyla gibi, derbeder gibi, evsiz barksız yersiz yurtsuz gibi dolanıyorum oysaki.

İçime dönüp de ne yapacaksam? Bir bok yaptığım, elle tutulur bir adım attığım ya da söz ettiğim de yok. Beni benden başkası da anlamaz ki kendim gibi! Tamam da… Daha söz geçiremezken kendime, neremi neyimi nasıl anlatacağım ki içime?.. De… Silkelenip kalkacağım bir de üstüne?… Piii… Yaş o iş! Yaş tabii. İş de yaş, eş de yaş, göz’de yaş… Ne olacak böyle? Haydi söyle!

“Haydi söyleee, seniii nasıl sevdigimi, haydi söyleee…”  Hah, arabeske de bağladığıma göre, gelsin depresyon sıtayla!..  Neyse en azından gülebiliyorum. Yani gülüyorumdur herhalde? Gözümden yaş geldiğine göre, başka bir taraflarımla gülüyorum sanırım halime.

Bir şeyler yedim mi acaba ben, hiç hatırlamıyorum. Zira bunca şeyi hissetmek kurt gibi acıktırdı bünyeyi. Kurt nasıl acıkıyor acaba?  Niye ‘kurt gibi’ de, ‘aslan kaplan dana gibi’ değil? Gerçi kurt hayvanının günde bir koyunu çerezden saydığını okumuştum, doğru ya?!. 

Çerez deyince, şuralarda bir yerlerde abur cuburum olacaktı benim? Hah… İşte burdasınız canlarım. Dört paket kalmış ama cips! Hay Allah! Antepler de bitmiş yaaa!?. Of… Neyse ki ekmek var, yutella var! Ne duruyorum, hüpletsem yaaa, hüpletsem ya!..

Ne ara daldım ki ben? Etraf da kalbim gibi kapkaranlık. Aa.. Perdeler kapalı, ondan mı ki? Evet, bak işte güpegündüzmüş halbuki.

Kapı mı o? Anahtar sesi? Kim geldi ki? Birinde evimin anahtarı mı vardı ki?.. Ay, kafam çok bulanık…

♡ “Abla?”

□ “Ne abla, ne? Ne var, bakıyosun bön bön? Beni ellemen, kendime kalıcam acık dedin, ellemedik. İki ay oldu ama kuzucum ya. Yeter gari. Dayanamaycam dedim, geldim. Olaya el atmanın vaktidir. Aldattı diye ayrılınıp, bu derece karalar bağlanmaz bi’ şerefsizin ardından. Yeter ya kuzum, yeter.”

♡ “İyiyim ben böyle. Hiçbi’ şey yapasım, depreşesim yok. Mis gibi yiyom içiyom şişiyom. Kimseye bir zararım yok. Elleme!”

□ “Aaa… Başlarım ellemen’ine de dokunman’ına da ha. Tepemin tasını attırma benim. Hadi toparlan. Önce hamama, sonra kuaföre, ondan sonra da güzel bir yemeğe gidiyoruz. Üstüne başına da bir şeyler almak lazım senin. Bu nedir ya homlıs’lar gibi?!”

♡ “Yapamam abla, kıpraşamam. Hâlim, canım yok. Can’ım yok! “

□ “Ay şiştim, çıkıcam şindik hanımefendi kimliğimden, Can’ına da sana da diyerekten. Dellendirme beni. Gerekirse sürüne sürüne çıkacaksın bu evden, ben anlamam. Hadi hadi hadi…”

♡ “Ooofff… Koluma gir, tut beni. Görmüyor gözlerim, işitmiyor kulaklarım… Oyyy ben Can’sız n’aparım?.. Neden ya, neden? Benim neyim eksikti o şırfıntıdan? Oyyy, tutman beni, yanıyor içimmm…”

□ “Oh, şiştim inan ki şiştim. Okkalı küfürler geliyo bak, az kaldı ha! Ay… Ne ilksin ne de son. Böyleyken böyle anacım. Gidene ‘güle güle’ deyip hem onu hem kendini affetmezsen, bu zaman döngüsünün içinde sıkışıp kalırsın. Bedenin de ruhun da hasta olur maazallah. Ruh eşini, ikizini bulduğunda bu haline gülüp; “Ne salakmışım ya?” diyceksin. Hem illaki birinin olması gerekmiyor hayatında. Sen önce kendi hayatını bi’ güzelleştir. Gerisi gelir. Hadi bakayım ablasının kaplumbağası. Hadi benim gerizekalı saftiriğim, hadi. Birlikte başarıcaz, hadi!”

… … …

Başardık. Başardım!

Hayatım sona ermiş gibi hissetmemin, içimdeki yangının, kaldıramadığım enkâzın normal ve bu sürecin bir parçası olduğunu idrak ettiğimde başardım.

Hiçkimse ve hiçbir şey için kendimi hasta etmeye değmeyeceğini anladığımda başardım.

İnsan, beynine hükmedemezse ve söz geçiremezse, dışarıdan hiçkimse ya da hiçbir şey yardım edemez diye farkına vardığımda başardım.

Kendini ve varsa sebep olan kişiyi affetmezsen iyileşemezsin diye öğrendiğimde başardım!

Sen de başarabilirsin!!!

kooplogger

Yazar: iklim dora

Yazıyorum, Paylaşıyorum. Hayatın Sevmek, Inanmak Ve Paylaşmak Olduğunu Düşünüyorum. Az Öz Dostum, Ruh Ikizim Ve Kitaplarım Olduğu Sürece Benden Mutlusu Yok. Dünyalıyım. İçi Dışı, Özü Sözü Bir Olmak; Istediğim. Hadi O Zaman, Okuyalım Güzelleşelim. ツ

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum

  1. Ne kadar acı varsa o kadar da güzelik vardır,aslında nedir biliyor musunuz? acıları yok edecek güzellikler yemyeşil bir bahçeye benzer, Bulut’un arkasında gizli kalmış güneş e benzer, işte sorun şu ki güneşi görmeye çalışmamak,halbuiki güzellikler Yanı başımızda duruyor