Çıkar İlişkisine Bir Göz Atalım

HERKESİN VARDIR ASLINDA:

Eğri oturup doğru konuşalım, neredeyse herkesin, yalnızca çıkarı olduğunda, işi düştüğünde yazdığı bir arkadaşı vardır.

Onları el üstünde tutmaktan ziyade, çevresinde sabit bir yerde tutmayı tercih eder çoğu insan, yani hep selamdan ötedir çıkar dostlarımız bizim için. Biliriz ki eğer yapabileceği bir şeyse eğer muhakkak yapacak ve bize yardımcı olacaklardır. 

Zaten bu yüzden halen daha karşılıklı olarak birbirimizin çevresindeyiz ya. Güvenimiz olduğu için, sırf çıkardan ziyade yardımseverliği benimsediğimiz için.

KARŞILIKLI OLUNCA DAHA BİR HOŞ GELİYOR:

Bizden bir istekte bulunan dostumuzdan, yeri geldiğinde biz de istekte bulunabiliyorsak, bu büyük bir lütuftur bizim için. Göz kapalı ve karşılıklı güvene bu devirde sahip olmak özellikle çok ama çok zor. Kazanılması uzun zaman alır, kaybetmesi saniyeler.

İnsanlar aslında çıkar ilişkilerine hep kötü bakarlar “Bir insanı çıkar uğruna kullanmak kötüdür, mideniz nasıl kaldırıyor?” gibi serzenişleri sık sık duyarız hayatımız boyunca.

Aslında, ortada kullanma yok, en azından, gerçek çıkar ilişkilerinde kullanma yok. 

Onlar biraz daha sadakat ve güvene dayalı “Ben yapamadım ama senin, benim için yapabileceğini düşünüyorum.” Düşünce yapısındaki ilişkilerdir. Kimse güvenmediği bir insandan böyle kolay kolay istekte bulunamaz, hiçbir şekilde ona kendi görevini veyahut kargosunu emanet edemez.

Bu tarz ilişkilerin kötü olan versiyonları o kadar popülerdir ki insanlar sırf o tarz ilişkilerden ötürü aldanışa düşer ve çıkar ilişkisinin her türlüsüne karşı çıkar. Gelin şimdi onlardan bahsedeyim size biraz.

ÇIKARIN KARANLIK BÖLÜMLERİ:

Flörtten, Sevgiliden çıkar beklentisi içinde olmak, bunlar arasında insana en çok zarar veren ve insanı da en çabuk, kesin şekilde etkisi altına alan türdür.

Eğer ki bir lise veyahut üniversitedeki sınıf arkadaşınız ile kalpleriniz bir çarpmaya başladıysa ve adına aşk deyip de bir yola çıktıysanız, onun size karşı tutumu ve isteklerini iyi izleyip, ona göre yaklaşımınızı belirleyin.

Sizden sürekli bir beklenti ve arzu içerisindeyse, bu beklentiler özellikle akademik görev veyahut bilgi ağırlıklıysa eğer muhtemelen kız arkadaşınız sizi değil, beyninizi sevmiş olsa gerek ki bir insan, sevdiği insandan bu denli, geleceğe, mezuniyete veya başarı notuna etki edecek isteklerde bulunduğunda, aradakinin aşk değil de menfaat olduğu anlaşılıyor çabucak.

Tamam, sevdiğiniz kişi sizden bu tarz isteklerde bulunabilir, bu normal. Lakin bulunduktan sonraki tavırları nasıl, davranışları ne durumda, sizi darlama seviyesi yüzde kaç, bunları anlamanız lazım sizin.

Atıyorum sizden bir ödev konusunda yardım isteyip, 30 dakika içerisinde 7-8 defa “Ne yaptın ne durumda?” diye soran kişi mi sizi gerçekten seviyordur, yoksa sizden ödev konusunda yardım isteyip de o konuya, siz ödevi bitirip ona teslim edene kadar bir daha girmeyen, siz sorduğunuz vakit de size “Güveniyorum sen en iyisini yapar, bana teslim edersin vaktinde.” Gibi, hem motive edici hem moral yükseltici sözler eden insan mı?

Cevabınızı tahmin ediyorum, kimse, sözümona sevdiği insandan bir şey istediğinde onu bu kadar daraltmamalı diyerekten de size katıldığımı söylemek istiyorum.

Günümüzde birçok ilişkinin temeli aslında buna dayanıyor ve taraflar birbirinden yalnızca bir istek ve beklenti içerisinde oluyor. Bu beklenti kimi zaman cinsel, kimi zaman beceri, kimi zamansa popülarite yönünden oluyor.

Cinsel beklenti konusunda bir şey söylemeye gerek yok, iki tarafında rızası olmadığı sürece yapılan her türlü girişim doğrudan tacizden farksız olmakla birlikte, ister uzun yıllardır birlikte olduğunuz kişi olsun, ister aylar, isterse günler önce tanıştığınız bir partner olsun, size zerre avantaj sağlamaz ve her şekilde sonucuna katlanmak zorunda kalırsınız ve bu birkaç dakikalık zevk arzusuna sebep insanlar tarafından hayıflanmanız anlamına gelir. 

Dediğim gibi, beklenti karşılıklı olduğu ve fazla ileriye gidilmediği sürece kimsenin söz etme hakkı olmamalı, yaşlar o olgunluğa eriyorsa özellikle.

Beceri yönündense zaten genelde liseye gidip de üniversitede okuyan bir sevgili edinen gençler, onların birikimlerinden faydalanmayı doğal olarak istiyorlar, buna da pek sözüm yok. Yapamadıkları ya da denemeye korktukları, belki de hocaları tarafından gereksiz düzeyde ağır bir ödev verilmesi sebebiyle tabi ki üniversiteli sevgiliye yaptırmak en mantıklısı oluyor.

Popülariteye sebep olandan ise açık konuşmak gerekirse tiksinmekle beraber, bir insanın konum ve mertebesine karşı ne kadar ağızının suyu akan bir milletin içinde olduğumuzu da söylemem gerekir.

Zira okulun gezi kulübü başkanı ile bir ilişkiye başlayıp ta her geziye en ön sıradan yer kapanlar mı dersiniz yoksa üst sınıftan sevgili edinip, birinci sınıflar arasında en havalı takılanlar mı?

Ya da daha kötüsü, sevgilisinin çevresine dahil olup, onu saf dışı bırakanlar, o ortamda susturanlar.

“Ben x kişisinin sevgilisiyim” demek yerine “X kişisi benim sevgilim” diyerekten bütün kapıları açmaya yeltenenler.

Yani uzun lafın kısası, kendi benliğinden geçip, partnerlerinin CV si üzerine çevre kasanlar.

Bunları gençlerin birlikte olduğu bütün eğitim, eğlence yerlerinde görmemiz çok olası. Keşke görmesek demeyi isterdim lakin bilinçli neslin yanı sıra daha manipülatif bir nesil yetişmekte.

Ne dersem diyeyim, yetişmeye de devam etmekte.

BAZEN AYAKTA TUTAR:

Uzun yıllar süren ilişkilerde, evliliklerde ve dostluklarda, üslubunca ve adabınca gerçekleşen çıkar alışverişlerinin, bağı güçlendirdiğini ve ayakta tuttuğunu söyleyebiliriz.

Örneğin, bir baba, evine giderken ekmek alır, oğlan yoğurt alır, kız ise süt, bunları gören bir anne ise;

Oğlunun istediği yemeğin yanına, babanın istediği tatlıyı ve kızının istediği içeceği hazırlar. Bu sayede de bir evin tüm bireylerinin istekleri yerine getirilmiş olur.

Arkadaşlar arasında da yine benzer ilişkiler görülebilir. 

Lale’nin ceketi o gün Arzu’dadır ve Arzu’nun gömleğini iki saat önce Lale giymiştir mesela.

Bunu açabiliriz de bence yeterince anlaşıldı.

Basit ve hayır denmeyecek bir istekte bulunduğunuzda karşınızdaki insan onu gerçekleştiriyorsa, size gerçekten değer veriyordur diye bir söz var. 

O söz gerçekten doğru bir söz.

Çünkü en basit bir sakız istemini bile yerine getirmeyecek kadar, değeri öylesine ve baştan salma veren insanlar var. 

Biz yardım da etsek, kılı kırk da yarsak onlar uğruna, hiçbir isteğimizi hiçbir şekilde yaptıramayız, malum söz de bu yüzden doğru ya işte.

ÇIKARSIZ BİR DÜNYA DÜŞÜNÜLEBİLİR Mİ?

Evet, düşünebilir, filmlerde veya kitaplarda vardır böyle dünyalar, herkesin huzur ve barış içinde olduğu, pembe panjurlu evlerde saadet kahvesini içerken en sevdiği dizisini izlediği dünyalarda çıkara gerek kalmaz.

Ama gerçek hayatta, çıkar ve çıkarcılık kavramı hep olacak. Çünkü bir insan, istekte bulunmadan hayatını sürdüremez. Bazen muhakkak yorulduğu ve ufak bir işini insanlara yaptırdığı anı olacak, olmalı da.

Omzundaki ufak yüklerden birini, arkadaşına devretmek isteyebilir. O sayede belki bir köşeye geçip az da olsa soluk alır. Zaten kimseye haddinden ağır bir yükünü devretmek istemez ki insan. İsteyenler olur ama onlara da insan demeye içim el vermez.

YAĞCI BALCI KESİM:

Çıkarın en beteri menfaat kuyusudur kesinlikle, derinlerine indikçe insan kendisini alakasız bir insanı allayıp pullarken bulur. 

Bu konuya farklı bir yazıda ciddi manada giydireceğimden burada kısa kesmek istiyorum, nefretim hep ilk günkü gibi, basamakları bal vesilesiyle çıkanlara diyeyim, o yetsin şimdilik.

BALTAYA SAP, KAPIYA MANDAL OLAMAYANLAR:

En basit bir işi bile yapmaktan yoksun olup, yalnızca insanlara iş vermeyi seven, emrivaki ve bir o kadar da kibirli.

Veya

Tam tersi, aşırı derecede beceriksiz, hiçbir işin altından kalkamayan, her iş için insanlardan yardım dilenen, çaylak literatürüne cuk oturan insanlar. Hadi bu tip insanlar bir yere kadar kabul edilebilir olsa da o işi yapmayı bilen ve buna rağmen milleti uğraştıran insanlardan benim zerre kadar umudum yok.

TERS ORANTI KAÇINILMAZ:

Zaten hayatta acemiye hatalarından ders çıkarmayı, ustaya hata yapma olasılığının olduğunu öğretmenin zor olduğu, aceminin hatadan ders çıkarmak yerine sıfır hata yapmaya odaklandığı, ustanın ise kendini yükseklerde görüp hiçbir konuda hata yapmayacağını düşündüğü bir iş kavramı var ülkemizde.

Asla ama asla kimse asıl yapması gerekenleri yapmıyor, burada da ihale bize patlıyor, patlamalı da!

Çünkü insanı bu hale biz getiriyoruz. Bizim dengesiz tepkilerimiz doğrultusunda insanlar kendilerini belli başlı konularda kasıp, hata yapmayayım derken 36 hatayı aynı anda yapabiliyor.

Çoğu sorunun çözümü bu aslında, kasmamak.

Neden doğru çalışamıyor acemiler? Veya ustalar sütten çıkmış ak, tecrübeli kaşık mı ki?

Hayır efendim hayır, yer gelecek, acemi denilenlerin en en acemisi bile yılların ustasından daha temiz ve profesyonel bir çalışma gerçekleştirecek.

Ama kastığı sürece, kendini hatayı kapatmaya değil de hata yapmamaya adadığı sürece, bir amatör asla ustaya dönemeyecek, usta ise kibri sebebiyle hep çuvallarca inciri berbat edecek.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.