BÜYÜMEK HAYALLERİ ÖLDÜRÜR MÜ?

‘’Doğmak ve ölmek kolaydı. Zor olan hayatın kendisiydi.”

Ne zaman büyür insan? Bu sorunun tek bir cevabının olmadığını hepimiz biliyoruz. Kimi on yaşında, kimi kırk; kimi ergenliğinde, kimi yaşlılığında; kimi on sekizinde, mutlu bir kutlamadan sonra, kimi en yakınını kaybettiği an büyür. Tabi bunu kabul etmek istemeyip tam tersini savunan bir kesim de var: benim gibi. Bu kesim büyümekten korkar, yaşlanmaktan veya ölmekten değil; hayallerinin, gülüşlerinin, çocukluğunun kaybolmasından korkar. Beşerî faaliyetlerin ruhun önüne geçmesinden korkar. Her daim çocuk kalmak isteyen taraf olarak da adlandırılabilir.

Hayal kurmak nedir? ‘Düş kurmak.’ Tanımın kısa olması kadar barındırdığı derin anlam da tam aksine sınırsız. Hayal kurmak özgürlüktür, mutluluktur, umutla yaşayabilmektir. Çünkü kimsenin müdahale edemediği tek şeydir. ‘’Hayal kurmadan hiçbir şeyin anlamı yok. Uyumanın da, uyanmanın da. Yaşamanın da ölmenin de.’’

Büyümek hayalleri öldürür mü?

Burada sıkça karşılaştığım cevaplardan yola çıkmak istiyorum:

‘’Evet, öldürür. Çünkü büyüdükçe sorumlulukların hayallerin önüne geçer.’’

  • Büyürken sorumlulukların arttığına bende katılırım fakat bu cümleyi kabullenemiyorum. Hayat kısacık bir ömürden oluşurken bu sorumluluklar neden hayalleri gerçekleştirmek uğruna alınan sorumluluklar değil?

‘’Küçükken kafamızda büyüttüğümüz hayalleri, büyüyünce değersiz ya da anlık istek olduğunu anlayıp zihnimizden atmak isteriz. Sonra da yeni hedefler yeni hayaller belirleriz ama bu sefer, hayatın gerçekleriyle harmanlayarak.’’

  • Yani, hayaller ölmüyor; dönüşüyor. Umutlandıran bir cümle olduğu kadar aynı zamanda üzücü. Hayaller hiçbir zaman yok olmaz ancak ve ancak kendi içinde değişimlere uğrar. Fakat önceden kurulan hayallerinde önemsenmesi değer verilmesi gerekiyor. Onları kötü olarak nitelendirmek, bugün kuracağımız hayallere hakaret etmektir. Hayallerinize her daim sahip çıkın, saygı duyun. Zira onlar bizim ‘öz’ümüzdür.

‘’Evet, büyümek hayalleri öldürür. Çünkü büyüdükçe gerçekler ağır basar.’’

  • Beni en çok düşündüren bu cümle… ‘Gerçek’ nedir? TDK de ki anlamı: kendisi gibi olan, aslına uygun bulunan, yapay olmayan. Bu tanıma katılmamak elde değil. Ama, acaba biz toplum olarak bu tanımı kendimize göre yeniden oluşturuyor olabilir miyiz? Gerçek olan, toplumun veya çevrenin sunduğu tek düze şeyler mi? Yoksa, yalnızca kendin olarak yaşamak mıdır? Evet cevabı birinci soruya ise sıradanlaşmaya mahkumsunuzdur ve burada hayallerin bir önemi kalır mı bilmiyorum. Fakat evet cevabı ikinci soruya ise ‘öz’ünü aramak, bulmak bile birçok hayal kurmaktan, sıra dışı düşünmekten geçiyor ve burada istesen de hayal kurmaktan kaçamazsın.

‘’Gerçek hayatı gördükten sonra hayallerin olamayacağını anlayıp onlardan kurtulmak isteriz.’’

  • Peki hayallerimiz neden gerçek hayata uymuyor? Veya uymak zorunda mı? Hayal ve hedef arasındaki farkı çoğu zaman karıştırıyoruz. İnsan hayal kurmadıkça yaşama sevincini yitirir, bu onun sıradanlaşıp mutsuz olmasına yol açar. Fakat şunu unutmayalım ki; hayaller mutlu olmak için hedefler ise hayattaki konumumuzu belirlememiz için vardır. Hayaller gerçekleşmek zorunda değildir. Sadece bulunduğumuz anın özgürce tadını çıkarmamızı sağlar.

‘’ Büyüdüğün zaman içindeki çocuğu geri plana atarsın ve bu yüzden hayaller ölür.’’

  • İnsanın fiziksel ve ruhsal olarak belli dönemleri vardır. Yaşanılan dönem diğer dönemlerden ağır basar. Buna katılıyorum fakat yine de hayallerin yok olması konusunda bu kadar umutsuz olunmamalı. İnsan yaşadığı dönem içerisinde diğer dönemlere de geçiş yapıp ruhsal açıdan o dönemi yaşayabilir. Burada denge çok önemlidir. Dengeyi koruduktan sonra kırk yaşında çocuk ruhlu, yirmi yaşında olgun tavırlı olabilirsin. Ve istenilen dönemde yaşayabiliyor olmak hayallerinin hala canlı olduğunun en büyük kanıtıdır.

‘’ Hayır hayaller değil, onları kurarken bizler ölürüz.’’

  • Hayallerin her zaman büyüdükçe, sorumluluk aldıkça yok olacağı gösterildi bana. Oysa öyle değil; ‘hayallerle büyür insan’. Onlar için sorumluluk alır. Gerçekleşmeyen hayaller üstünde çok durmaz çünkü onların hedef olmadığının bilincindedir, olmayan hedeflerde ise teslimiyet duygusu ağır basar. Hangi dönemde yaşamak isterse o dönemde kalır. Çünkü hayaller değil, bizler onları kurarken ömrü bitiririz. Yaşama sevinci olan herkesin normalin aksine hayallerinin değil bedenlerinin öldüklerini açıkça görebiliriz.

Bu kadar kısa olan bir yaşamı genel kurallara göre yaşamak çok üzücü değil mi? Kendin olmak ve hayal kurmak var iken.

‘’Ömür dediğin üç gündür; Dün geldi geçti, Yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin Bir gündür; o da bugündür.’’ (Can Yücel)

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

10 yorum

Yorum Yazın
  1. Senin bu yazdıkların bundan 10 sene önce gördüm yani bunlar çerez daha en sevdiklerini kaybedecen ölümler görecen tek kalacan kimsesizlik duygusu var bide en kötüsü kimsesizlik o çok zor işte zamanı gelince hayalleri bırakacan çünkü gerçekler in verdiği acıyla hayal kurmaya zaman bile olmiyacak

  2. Önce hayaller ölür sonra insanlar!
    Bu hayaller ne kadar değerli ve temiz Olursa insanda hayalleri kadar temiz olacak masum kalacak tir..

    Yazıyı anlayarak okudum sicak ve masumca cok begendim emegine ve yuregine saglik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.