Bu Karafatma, Kafka’nın Değil!

Aynadaki yüzüme dokunuyorum. Bu ne böyle? Zımpara taşı gibi sert sakallar, pütürlü beyazlık. Saçlarımın tepe kısmı dökülerek beni kel bırakmış, yan kısımlarıysa kırlaşmış. Küçük yollu, patlıcana benzeyen bir burnum var. Ağzımda tek bir gerçek dişim kalmamış, damaklarıma porselenler çoktan dizilmiş. Gözlerimin hâlâ parladığı söylenir konuştuğumda. Ben de gördüm derinden parlayan o iki feneri!  

Kısa boylu olduğumdan, dünyaya aşağıdan bakmaya alışkınım. İçimde mermi gibi duruyor ses, bana ne zaman lazım olsa orada o ses. Yaptığım tonlamalarla şekil veriyorum sesime, bir heykel yontar gibi. Onunla soru soruyorum, onunla cevap veriyorum. Böyle bir alışveriş içindeyim kendi sesimle. Sesim olmasaydı, tiradın da hakkını veremezdim. Musluk sesinde yüzümü yıkıyorum. Paslanmış boruların içinden geçiyor su, haliyle de biraz kirli akıyor. 

Bu Karafatma, Kafka'nın Değil!

Odamın içinde gezinen böceklerle de dertleştiğimiz oluyor bazen. Sabaha kadar konuştum önceki gün biriyle. Tiyatronun sorunlarından bahsettik daha çok. Karafatmanın demesine göre; tiyatronun öyle uzun boylu bir sorunu yokmuş. Asıl sorunu olan benmişim… Odama yerleşik bir böceğin bile, beni sorun olarak gördüğü günler geldi anlaşılan. Ne yaptım bugünler için? Bu küçük odada, böcek böceğe yalnız kalmamak için ne yaptım? Hiçbir şey yapmadım, öylece bekledim bugünleri.   

Şimdi konuşabilir, gülebilir, istediğim sözcüğü seçebilirim. İstediğim tonlamayı bir sözcüğe yükleyebilirim. Buna yeteneğim olduğunu da düşünmüyor değilim. Şu sesime bak, ressamın paletinde bile bu kadar renk yok be… Hey, bekle beni karafatma!  

Önerilen İçerik: Kitapların Ateş Pahası Olduğu Bugünlerde İlaç Gibi Gelen Ücretsiz veya Uygun Fiyatlı Kitap İndirme Siteleri

Rapor Et

okur

Yazar: defter

xxxx

Blog Yazarıİlk Yazım

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları