BİNBİR DOKUNUŞUN RENGİ: TABLOLAR DÜNYASI

Tablolar zihnin en biçimli yansımasıdır. Renklerin binlerce ışığını ruhun hissiyle birleştiren, ufacık bir hissi tüm duygularla bütünleştiren tabloların dünyasına kapılarını araladın mı sen? Atılan her bir fırça darbesi bir hayalin resmi olabilir mi?
En ufak bir davranış biçimin senin zihninde bir çiziktir aslında. Duyduğun ufacık bir his ruhun çağrışımlarına kulak verendir. Gördüğün bir nesne beyninde onlarca fırça darbesinin esiri olur.

Bu yazımda binlerce dokunuşun rengini yansıtan ve benim çokça ilgi duyduğum sanatçıların, beğendiğim çalışmalarından bahsedeceğim.

Çünkü atılan her bir fırça darbesi peşinden onlarca güzel hayalin hikayesini sürükler.

Onlarca sanatçı günümüze kadar birçok farklı eserin sahibi olmuştur. Sanatçının zihinlere ulaştığı bu dokunuşlar bazen insanların aklında binlerce soruyu cevapsız bırakır. Sanatçı burada ne anlatmak istiyor? En klasik ve sıkça yöneltilen sorudur bu. Genelde bu sorunun yanıtını doğrudan vermek oldukça zordur aslında. Çünkü sanatçı kendi düşüncelerinin doğurduğu eserinde yanıtını çoğu zaman toplum ile paylaşmak istemez. İnsanlardan, bu sorunun yanıtını zihinlerindeki karmaşıklığı bir bir çözerek yorumlamalarını ister.

Bana oldukça farklı gelen ve çoğu kişinin kendine göre yorumlayabileceği Vincent Van Gogh’un, ”Cafe Terrace At Night” adlı eseri, üzerine şiirler yazıp donatılan ve bir hikayeyi resmeden huzur dolu tablo oldukça etkileyicidir.

Cafe Terrace At Night (Kafe Terasta Gece)- Vincent Van Gogh

Van Gogh, yıldızlı gökyüzü temasını ilk kez bu eserinde kullanmıştır. Sıcak renklerin kullanıldığı ve oldukça perspektif bir derinliği olan bu eser, bana göre sıcak ve huzur dolu bir yaz akşamının resmidir. Gecenin zifiriliğine rağmen oldukça aydınlığı yansıtan ve yaşamın insanlar üzerindeki samimi iletişimin resmi olan bu eser, benim şiirlerimin ilk konusu olmuştur.
Zamanın sonsuzluğa aktığı, geçen zamanın gözler önüne serildiği ve yıldızların yolumuzu çizdiği bu tabloda samimiyeti ve sıcaklığı hissetmek ne güzel bir lütuf…

Onlarca ışıltılı rengin aynı tabloda yer aldığı ve ruhumuza bir hikayenin başlangıç düğümünü attığı bir resim mümkün  mü? Bunun en güzel hislerini Rus sanatçı Leonid Afremov çalışmalarında oldukça güzel bir şekilde belirtmiştir.
”The Melody Of The Night” adlı eseri bana parlak ışıkların içinde dans eden duyguların en güzel hissini tattırmıştır.

The Melody Of The Night (Gecenin Melodisi)- Leonid Afremov

Gecenin karanlığının sessizliğe karışarak ışıkları ortaya çıkardığı ve iki insanın birbirlerine duyduğu tarifsiz hissin izlerini yansıtan bu eser, umutsuzluğun içindeki umut ışıklarının en güzel yansımasıdır.
Işıkların bir melodi ile geceye karıştığı ve aydınlığın yansımasında duyguları ve düşüncelerin karmaşıklığını yansıtan sanatçı, fırça darbelerinin güçlü ruhunu bu eserde biçimsiz tarifiyle göstermiştir.

Sessizliğin ve doğanın ıssızlığının resmedildiği bir tablo düşündüğünüzde gözlerinizin önünde nasıl bir resim beliriyor? Bana göre bu tarifin en güzel temsilcisi, empresyonizm akımının en iyi izlerini eserlerinde çarpıcı bir şekilde yansıtan Fransız sanatçı Paul Cezénne’dir.
Her bir tablosu izlenim ve yorumlamanın izlerini taşımasının yanı sıra oldukça düşündürücüdür. Bunun en güzel örenğini de, “The Hanged Man’s House Auvers” adlı eserinde veriyor.

The Hanged Man's House Auvers (Asılmış Adamın Evi)- Paul Cézenne

Eser akla ilk geldiği üzere asılan bir adamın evini anlatmıyor. Resmin ana temasını oluşturan ev Penndu adlı birine aittir. Bu isim fransızcada asılan adam anlamına benzediğinden dolayı sanatçımız tabloya bu ismi vermiştir.
Tabloda yıkık dökük duvarlar arasında arkada kalan ve önü kuru dallarla kapatılmış bir ev resmediliyor. Gökyüzü tabloda oldukça küçük bir alan kaplıyor. İleride kalan evlerde ise bir yaşamın olduğu fakat bu evin diğerlerinden oldukça uzaklaşarak sessizliğe büründüğü görülüyor.

Doğaya dönüşün, medeniyetten kaçışın ve sessizliğin tanımının en güzel biçimde verildiği bu eser duru bir zihnin izlenimini gözler önüne seriyor.

Tablolar kendi dünyalarının çığır açan ve üzerinde düşünülmeye ihtiyaç duyulan zihinlerin aynalarıdır. Bir sanatçı hiçbir zaman eserinin anlamını doğrudan vermez. Eserinde insan duygularını ön plana alacak şekilde farklı izlere yol açar. Bir sanatçının eserinde acının büyüklüğünü, aşkın tanımını, umudun haykırışını, hayal kırıklıklarının çırpınışlarını fırça darbelerinin vuruşlarında görmek mümkündür.

Bir tablo, görselliğin, renklerin ve dokunuşların birbiriyle ahenk içerisinde dans edişini hissettiren bir hikayenin ardına saklanan gömülerdir.
Onlar çıkarılmayı bekler. Onlar anlaşılmayı ve konuşturulmayı ister.

Resim, kelimeleri olmayan bir şiirdir.
                                                       -HORATIUS

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

4 yorum

Yorum Yazın
  1. Anlatımınız gerçekten güçlü, tablolar kadar sözlerinizin üzerinde de durup düşünme gereği duyduğum çok oluyor. Aynı zamanda tabloya baktıktan sonra düşündüğüm şeylerin sizin sözlerinizde hayat bulması da yazının en çok hoşuma giden yönlerinden birisi oldu. Adeta tablolar hakkındaki düşüncelerimi benden önce duyup yazıya dökmüşsünüz hissiyatı veriyor. Bu güzel yazı için teşekkür ederim.

  2. @byfilozof çok teşekkür ederim böyle güzel yorumlar görmek gerçekten çok gurur verici 🙂 Ayrıca ben de sizi takip ediyorum ve yazılarınızı oldukça beğeniyorum, başarılarınız daim olsun 🙂

  3. Sizi birkaç gündür takip ediyorum ve yazılarınızı çok beğeniyorum. Bu yazıda da çok etkileyici bir anlatım yapmışsınız. Sanatsal yönünüz çok etkileyici ve bunu yazılarınıza çok güzel aktarıyorsunuz. Emeğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.