BİZE DÜŞEN NE ?

Bize düşen ne ?

Bizler, bizlere sabrı, iyiliği, şükrü ve inancı yön olarak gösteren insanların, mükemmel bir yaşam sürdüğünü zannederiz. Öyle bakarız ki gülümsüyorlar hep, hiçbir zaman bizler gibi isyan sözleri dökülmez dillerinden. Neden ?

“Çünkü mutlular. Ne bir hüzün taşırlar yüreklerinde ne de ağır gelen bir şeyler var kalplerine” diye düşünerek bir önyargının ve nankörlüğün bağrına yapışıyoruz. Neden böyle bir düşünceye sarılıyoruz ki hemen ?

Halbuki onlar da insan, onların da dertleri, sıkıntıları vardır. Peki ya onların da bizim gibi dert ve sıkıntıları varsa bu metanet ve hal yönünden sakinlik, ferahlık ve  daha umutlu olmaları konusunda bizden daha ilerde hatta çok farklı olmalarının sebebi, aramızdaki bu fark ve bu farkın sebebi ne ? Kendimiz düşünüp biraz fikir üretirsek; “Biz hüzün ve sıkıntıda isyana, isyan dolu şarkılara davranıp bedenlerimizi yorar, kalplerimizi kül ederiz. Onlar ise hüzünde de, dertte de, sıkıntıda da sabırla şükre ve huzur veren dualara davranırlar. Sığınırlar bu dert ve sıkıntıların, derman ve şifaların sahibi olan Allah’a”. Bu cümleyi, biz isyan eden ve onlar şükreden olarak aramızdaki farklardan biri olarak görebiliriz.

Neden hakkında olumlu ya da olumsuz düşünce yürüttüğümüz insanlara, bu konudaki düşüncelerimizi onlara aktarmadan önce, kalplerini kırmadan, gönüllerini hoş tutarak sormuyoruz ki ? Zira hüzünümüzün, bedenimizi sarıp sarmaladığı anda bizlere yakınlaşıp, teselliyet sözleri kurup, bedenimizi ve ruhumuzu huzursuzluğa ören bu zehir gibi ağlardan kurtarmak için çaba sarf eden insanlara; ” Çektiklerimi çekseydin, yaşadıklarımı yaşasaydın, halimi bilseydin, geçmişte ve şuan da içinde bulunduğum bataklığı bilseydin şuan da böyle mutlu, huzurlu, rahat, sakin olup ve bu sakinlikle bana masal anlatmaya kalkmazdın” dersek o anda bilmeden, anlamadan isteyerek veya istemeyerek bir gönül yıkmış, kalp kırmış, hayal kırıklığına uğratmış ve içinde bulunduğu durumu, bir yanılgı içerisinde kötüleştirmeye devam eden birileri olarak kalırız. En kötüsü de bu ya; bize ziya olabilmek için yanımıza yaklaşan huzur kelebeklerine, bize yaklaştıkları anda onlara zehirli bir duman savurup onları yok ediyoruz.

İnsan yaratılırken büyüdükçe yapabileceği birçok şey bahşedilmiştir kendisine. Mesela; bebekken bir şey istemek için kullanamadığı sözleri çocukluğa doğru büyüdükçe kullandırmak, çocukken düşünüp akıl edemeyeceği şeyleri biraz daha büyüyünce düşündürüp, akıl sahibi etmek;  bileğinin ve belinin iş tutamadığı gücü, onu yetiştirdikten sonra vermek gibi…

Zamanı geldiğinde ise imtihanıyla temalanacak bir hayat verilir kendisine.

 Bize düşen ne peki ?

Bize düşen; İmtihan temasının çizeri olan ALLAH’ın, bizlere o temanın sadece çerçevesini çizip, gölgelendirdiği içini de şekillendirmek üzere 2 renk verdiğini ve bu renkleri nasıl ve nerede kullanacağımıza dair kılavuzu verip, üstünden geçmemizi istediği gölgeli temayı şekillendirmemiz…

                                           TDE-ADE/ Harun ALMA

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.