Bireysel ve Kolektif Hakların Olgunlaşma Süreci

insan hakları

İnsan hakları bireylerin doğuştan sahip olduğu herhangi bir sosyal statü ve özelliğin etkisinde olmayan haklardır. Bireysel ve kolektif hakların engellenmesi hiçbir durumda kabul edilemez. Sahip olunan bir din, dil, ırk yahut yaşanılan coğrafyanın bir diğerine üstünlüğü kesinlikle yoktur. İnsanlar sosyal yaşantılarında ve temel haklarına ulaşmada özgürdürler. Hiçbir koşulda insanların bu haklarına engelleme uygulanamaz. İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkileri bu haklara göre şekillenmektedir. Bu haklar evrensel kurallar ve yasalar ile koruma altına alınmış ve zaman içinde geçirdiği değişimlerle olgunlaşma sürecine girmiştir. Zaman içerisinde yaşanan teknolojik ve sosyal değişimler yeni haklar oluşturmuştur. İnsan haklarına müdahale kişi hak ve özgürlüklerine ve insan onuruna yapılmış sayılır ve bu hakları gasp edenlerin cezalandırılması gerekmektedir.

insan hakları

Bireysel ve Kolektif Hakların Ayrımı

İnsan hakları bireysel ve kolektif haklar olarak ikiye ayrılır.

Bireysel Haklar

İnsan hakları bireylerin tekil olarak diğer insanlara ve tabi olduğu devlete karşı sahip olduğu temel haklardan oluşmaktadır. İnsanlar bu haklara herhangi bir sözleşmeye yahut koşula bağlı olmaksızın sahip olurlar bu durumda bu hakları hukuk ötesi bir boyuta çevirir. İnsan haklarının ihlali, insanlığın ve ahlaki değerlerin reddi anlamına gelmektedir ki, bu durumda oldukça kuşku vericidir. Mülkiyet hakları, yaşam hakkı, hukuk önünde eşitlik, politik katılım hakkı, eğitim hakkı bireysel haklar kapsamına girmektedir. Bireysel haklar olarak nitelendirilen Sivil ve Politik haklar, Burjuva Devrimi sonrasında kralların otoriter yapılarına karşı olarak ortaya çıkmıştır. Birinci kuşak haklar olarak bilinen bu hakların özelliği Negatif haklar olmasıdır. Bu haklara negatif haklar denmesinin sebebi ise yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlamamak dışında hiçbir yükümlülük yüklenmemesi olmuştur.

Bireysel ve kolektif hakların tarihi insanlık tarihi kadar eskidir ve doğal hukuk öğretisine dayanır. Bunca yıllık mücadele birikimi şüphesiz beraberinde farklı yorumlamaları da getirmektedir. Günümüzde birinci kuşak haklar olarak da bilinen bu haklar bireysel içerikli olmakla beraber liberal niteliklidir. Bu haklar devletin baskıcı tutumlarına karşı, kişinin (yaşam, mülkiyet, eğitim hakkı vs.) haklarını korumayı hedefleyen yorumlar içerir.

Bireysel hakların kökeni olarak kabul edilen John Locke ve Thomas Hobbes insan hakları ile ilgili görüşleri şu şekildedir: John Locke: “İnsanın bazı haklarının, sırf insan olmasından dolayı var olduğunu, toplumsal sözleşme öncesinde içinde yaşadığı doğal durumda da bu haklara sahiptir.”
Hobbes’e göre ise “İnsan, yaşamla kazandığı doğal hakka sahiptir.” Doğal hak (jus naturale), “her insanın kendi doğasını, yani yaşamını korumak için kendi gücünü kullanma özgürlüğüdür.

Geçmişten Günümüze İnsan Hakları Mücadeleleri

İnsan hakları mücadelesi köleliğe karşı mücadeleden, çevre hakkı için, vicdani retçiler için mücadeleye gelene dek aradan 2500 yıl geçmiştir. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda farklı isimlerde hazırlanıp yayınlanmış olan birden çok insan haklarını savunan metinlere ulaşabiliriz. MÖ 451 On iki Levha Kanunları, 622 Medine Vesikası, 1215 Magna Carta, 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi, 1789 Fransa Devrimi ve İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi bu metinlere örnek verilebilir.
Fakat bunların neredeyse tamamına yakını bölgesel olarak kalmış ve genel manada insanlık üzerinde bir bağlayıcılıkları olmamıştır.

Rönesans ile başlayan akıl ve bilim alanında ki gelişmeler sosyal yaşamı baştan aşağı etkisi altına almış ve türlü yenilik ve değişim getirmiştir. Hümanizm anlayışı da bu değişim rüzgarını itekleyen olgulardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan hakları, Hümanizm ve Aydınlanma Çağı ile birlikte günümüzdeki modern halinin temeline kavuşmuştur.

1215 Magna Carta ile birlikte ilk kez bir kralın yetkileri, toplum karşısında sınırlandırılmış olsa da insan hakları açısından tam bir kazanım olarak görülmemektedir. İnsan hakları kavramı ilk kez hükümetlerce yayınlanmış olan 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve 1789 tarihli Fransız Devrimi sonrasında yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile birlikte bağlayıcı nitelik kazanmıştır. Nihayetinde 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilen Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ile insan hakları mücadelesi küresel bir yapıya kavuşmuş ve yaşanılan hadiselerde bu belge referans alınmıştır.

Sosyalistler de bireysel haklar için mücadele etmişler, ekonomik, sosyal ve kültürel hakları güvence altına almaya çalışırken, sivil ve politik hakların gelişmesine de katkı bulunmuşlardır. Haklar arasında diyalektik ilişkinin bilinci içerisinde olan sosyalistler, bugünkü demokratik yaşamın, sivil hakların önemli bir parçası olan herkese eşit oy hakkı ve kadın haklarının gelişiminde önemli katkılar sağlamışlardır. Sosyalistler, kölelik ve sömürge karşıtı hareketlere de katkı sağlamışlardır.

kolektif haklarKolektif Haklar

Kolektif haklar bireylerin ancak topluluk halinde kullanabileceği ve sosyal yaşamın bir getirisi gereği sahip olabileceği haklardır. Kolektif haklar ikinci kuşak haklar olarak anlamlandırılmaktadır. Toplum yapısının oluşmadığı yer de kolektif haklardan bahsetmek beyhude olmaktadır. Siyasi parti kurma, dernek kurma gibi örgütlenme düşüncesi içerisinde ortaya çıkan haklar kolektif haklar içerisinde sayılmaktadır. Bir bölgede yaşayan azınlıkları ilgilendiren kadın ve çocuk hakları, azınlık hakları ve LGBTİ hakları da bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Feodalite ve monarşilerin gücünü yitirdiği bireycilik üzerine konuşmaların yapılmaya başlandığı dönemde aklın egemenliği daha da ön plana çıkmıştır. Coğrafi keşifler ile yeni yerler keşfeden insanoğlu bu bölgelerde kolonileşme faaliyetlerinde bulunmuştur. Zaman içerisinde bu kolonilerde yerleşik olarak bulunan nüfus üzerilerinde bulunan ağır baskılara karşı ayaklanmış ve insan olmalarının bir getirisi olarak hak mücadelesine girmişlerdir. Ardından 18.yüzyılda gerçekleşen Endüstri Devrimi sonucunda makineleşme ve kitlesel üretim başlamıştır. Sanayileşmeye başlayana Avrupa’da el atölyelerin yerini fabrikalar almıştır. Bu durum toplumda yeni bir sınıf olan işçi sınıfını doğurmuştur. Yeni dönemde daha önceden şikayet edilen feodal yapı yerini kapital düzene bırakmış ve hakim sınıf burjuvalar olmuştur. Kolektif bir hareket sayılan işçi eylemlerinin tarihi de bu dönemlere uzanmaktadır. Ağır şartlar altında düşük ücretlere çalıştırılan işçiler haklarını elde etmek için örgütlenme faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

Kolektif haklar yapısına göre Mülksüzlerin insan hakları olarak da değerlendirilir. Komünizm’in kurucu Karl Marx olmak üzere sosyalistler bu yaklaşımı savunmuşlardır. Ekonomik, sosyal ve kültürel hakların ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında sosyalist düşüncenin, Marksist yaklaşımın etkisi vardır.  Kolektif haklar özünde işçi sınıfının haklarını, çıkarlarını korumayı amaçlamaktadır. Ayrıca kolektif haklarda çoğunlukla kültür olgusu üzerinden yorumlar yapılmaktadır.  Bireysel hakların haklarda böyle bir bakış açısı yoktur.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.