Az düşünen mi az düşen mi?

Yalandan Ölmeyeceğim

İçinde ne çok hücre olduğu ile ilgilenmezken çoğu zaman insan, küçücük beyninde neler döndüğüne ne çok takılıp durur. Oradaki sesler, anılar ve gereksizce ekran görüntüsü alınmış zamanlar. Insan ne çok sever Tanrıcılık oynamayı ve gereksizce her seyi görmeyi bilmeyi. Oysa at gözlüğü ile bakmak lazım bazen hayata. Önünde o an olup bitenler dışında başka bir şey ile ilgilenmeden. Ama budur ya zaten insanı insan yapan. Düşünmek, düşünmek, düşünmek. Düşündükçe daha çok büyüyormuş gibi beyni. Gelecek ile ilgili en büyük hayalim daha az düşünen bir insan olmak bu nedenle. Bu sayede daha az incinen, daha az kaybeden ve daha çok seven her şeyi. Çünkü durmadan tekrar eden, hatırlatan, aynı anı milyon kez yaşatan o küçük et parçası bana sevmemeyi öğretti. Oysa ben sırf kaşının  üstünde gözü var diye severdim herkesi. 

Bizi insan yapan, hayvandan ve diğer tüm varolanlardan ayıran düşünme gücümüz öyle sandığımız kadar masum ve iyi değil artık biliyorum. Her şeyin azı özü iyidir. Az düşünen mı az düşen mi diye sorsalar ben çok düşen derim. Düşünce acıyan yaralar öpünce değil ama zamanla geçer bilirim. Oysa düşünmekten doğan yamalar kapanmaz hiç bir zamanda. Zamansızdır o acılar. Hep zihninin en pis olduğu zamanlarda çalar kapıyı, sen delikten bakar ve o hiç istemediğin misafiri görürsün, içeri buyur etmeden hemen ne var ne yok halının  altına süpürürsün. Saçlarını tarar, yüzüne bir tebessüm koyar açarsın üstü başı dağınık hayatının kapısını. O senin gibi değildir. Bilir halınınn altında biriktirdiklerini. Ve hep ayakkabı ile girer içeri, senin temiz kalma çabana rağmen. Şimdi açmışsındır ya kapıyı, ne yapsan arındıramadığın kirin pisliğin yetmezmiş gibi dışarıdan yenisi o ayaklar ile gelir. 

İstenmeyen misafirler ile doludur hayat. Bu nedenle en çok pisliğini sevmeli insan. Sevmiyorsa da o kapı  çalmadan yok etmeli. Halının altında biriken ne var ne yoksa o istenmeyen gecerken üzerinden pis ayaklarıyla daha çok acıtır. Kimse için değil kendin için süpürmek lazım yaralarını.

okur

Yazar: Birdünyamelodi

Gezegeni gezip keşfetmeyi ve her durakta farklı etkileşimler, birikimlerle evime dönmeyi seviyorum. Bu yüzden oğlumun adı Dünya, kızımın adı ise Melodi. Eşsiz bir dünyada kendi melodimle yaşamak ve evrene minnet duymak ruhumu besleyen en etkili gerçek.Yürümeyi öğrenmeden koşmak isteyenlerden olmam her zaman başıma büyük dertler açsa da heybemde hep sayısız tecrübe ile dolaştım. Tabi ki hepsi olumlu değildi ama ölümlü de olmadı. Öyleyse devam etmeliyim dedim bildiğim şekliyle yaşamaya. Çünkü bana akıl verenler, en çok elestirenler mutsuzdu hep. Bense tüm kaşınan yaralarıma rağmen mutluydum. Hâlâ da öyleyim. Babam ölmeden önce ona daha uçağa bile binmedin nereye gidiyorsun demiştim. Ben ise daha dünyayı gezmedim nereye gideceğim. Elimde bir makine içine sayısız anı doldurma arsızlığındayım. Kimseler görsün diye değil, anlarım kalıcı anı olsun diye. Çocuklarıma bırakabileceğim en büyük miras tüm bu anılardaki arsız gülüşlerim olacak. Belki çoğu kimse yaralarıma bakacak ama onlar hep gülüşlerimle ısınacak. Biliyorum...

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.