Bakalım Neler Olacak 3: Yine mi Birisi Geldi?

Bakalım Neler Olacak 3: Yine mi Birisi Geldi?

 

Bakalım Neler Olacak 3: Yine mi Birisi Geldi?

Ben yalnız olmak, dinlenmek istedikçe kapının önünde birileri oluyor. Bir rahat bırakmadılar şu güzel odanın keyfine varayım. Kimsin arkadaşım kimsin? Biraz önce hiç bilmediğim bir benle konuştum şimdi de bambaşka bir ben misin? -Yoooo Uşak ben! -Uşak??? -Evet bir şeye ihtiyacınız var mı diye sormaya geldim. -Aslında yalnız kalmaya ihtiyacım var. Tam bu sırada kapının orada başka bir siluet gördüm. Kim geldi yine derken bir baktım Ömer! İlk aşkım! Aaa Ömer nereden çıktın sen? Seni çoktan unutmuştum. Hatta ilk aşkım olduğunu bile hatırlamıyorum. Öyle miydin gerçekten? Aslında o yazı hiç unutamadım. Hayatımın en sıcacık, özgür ve mutlu yazlarıydı. Gençlik başımızda duman dediğimiz zamanlar. 3 kız arkadaş üniversite sınavına girdiğimizin ertesi günü sırt çantalarımızı alıp düşmüştük yollara. Tıp fakültesini kazanacağım neredeyse yüzde yüz gibiydi ve babam sanki son özgür ve kendime ayırabileceğim yazım olduğunu bilirmişçesine hiç zorlamadan bu tatil için izin vermişti. İkiletmemişti bile ki babam hep zorlamayı severdi. Haklıymış adam! Hayatım hep çalışmakla geçti ama doktor olduğum için çok mutluyum.

-İçeri gelsene Ömer, seni dışarda görsem tanımam galiba… Biraz değişmiş misin? Yaşlanmışsın sanki, yıllar sana pek iyi davranmamış. Hala karizmatiksin aslında, saçların biraz seyrelmiş ama yaşına göre gayet iyi, gözlerinin etrafında ve alnında çizgiler oluşmuş. Ellerinde ne kadar kavruk. Okulu bıraktığını çiftçi olduğunu duymuştum, doğruymuş demek? Hep cesurdun zaten. Hala öyle misin? Ne ekip biçiyorsun tarlanda, para kazanabiliyor musun, evlenmişsin, her halde köylü bir kızla evlendin, zira şehirli kadınlar tarla hayatını pek tercih etmezler. Hele de okumuş olanları… Kaç çocuğun var Ömer? Neeee 5 mi? Ordu kursaydın. Benim yok. Çalışmaktan çocuk yapmaya vakit bulamadım. Olmadığı da iyi oldu yoksa ona vakit ayırmaktan cerrahlık yapamazdım. Hastalarıma vakit ayıramaz, onları kurtarmaya çalışamazdım.

Kocamdan da bu yüzden ayrıldım biliyor musun? Aslında o benden bu yüzden ayrıldı. Sen kendi hayatını değil, hastalarının hayatını yaşamaya mahkumsun dedi bir gün ve gitti. Aman iyi ki de gitti, sıkılmıştım ondan zaten. 40 yaşımdan sonra nerde akşam orada sabah yaşamaya başladım bende. Daha doğrusu öyle yaşadığımı sandım. Kandırdım kendimi. Biliyor musun, senden önce kendimle karşılaştım o hayatını yaşıyormuş, benim gibi kaygıları yokmuş, o yüzden de benden mutlu ve benden çok genç duruyor. Saçlarıma baksana beyazlarım ne çok. Aklıma takıldı bak, eğer seninle kalsaydım, 5 çocuğum olsaydı, elleri kuruluktan çatlamış, güneşin altında tarlada çalışsaydım ama sana çok aşık olsaydım yine de böyle yaşlanır mıydım? Aşkın insanı diri tuttuğu söylenir zira. Hani en başta seni hiç hatırlamıyorum dedim ya, aslında yalan söyledim.

O yazın her saniyesi aklımda. Elele deniz kıyısında, sıcak kumlarda yürümelerimiz, arka arkaya biraları içip sarhoş olmalarımız, çılgınlar gibi, kimselere aldırmadan ettiğimiz danslar, saydığımız yıldızlar, nefesin, ilk öpüşmemiz, gençliğimize rağmen tabularımızı yıkıp beraber olamayışımız, ayrılırken bana kal demen, benimse asla kalamam ben doktor olacağım deyip arkama bakmadan senden ayrılmam hep ama hep aklımda. 25 OCAK: DIŞARIDA HAVA NASIL? HANGİ MEVSİM? SAAT KAÇ? SAHNEYİ KURUN? Hava ne kadar yumuşak böyle. Bahçede ki tüm papatyalar yüzünü sapsarı güneşe dönmüşler. Çiçeklerin üzerinde arılar uçuşuyor, bal arıları! Vızıltıları nasılda tınılı.

Oldum olası severim arıları, korksam da bilirim onlar yok olursa dünya yok olur. Baharın güzel kokusu geliyor burnuma. Freş, taze, kendimi çok dingin hissediyorum. Gökyüzünün mavisini beyaz bulutlar süslemiş. Bulut değil de pamuk sanki. İnsana kendini hissettiriyor bu güzel hava. Leylaklar, papatyalar, güller tam bir renk cümbüşü. O da ne ileride minik bir süs havuzu var. İçinde kırmızı Japon balıkları, tatlı tatlı kıvrıla kıvrıla yüzüyorlar. Kelebekler arılara arkadaşlık ediyor çiçeklerin üzerinde. Odanın büyük camını açtığıma ise tüm bu güzellikler neredeyse tam içerde. Gerçekten bayıldım buraya. Hele şu tavandan sarkan tek kişilik sallanan koltuk beni benden aldı. Oradaki plaklardan en eskisini seçtim, açtım pikapı, şu an herşey tam… Öyle hissediyorum. Buraya iyi ki gelmişim. Garip karşılaşmalar yaşadım ama olsun, güzel bir maceradayım.

yazar

Yazar: ZENDALA MANIA

Kendimi seviyorum, böyle başladım çünkü bunu geç farkettim... 25 senedir durmadan çalışıyorum, çok şükür hep sevdiğim şirketler de çalıştım. Artık emekliliğine gün sayan bir beyaz yakayım desemde gün değil yıl sayıyorum... genç sayılırım. Hayattan zevk almayı istiyorum, ailemi çok seviyorum. Yazmayı, okumayı ve paylaşmayı seviyorum...2020 de ki hayalim aktif bir yazma blogu açmak ve yazdıklarımı burada toplamaktı. Yeşim Cimcöz’ün Sanalyazı atölyesine bayılıyorum. Yazmak isteyen herkese tavsiye ediyorum...çok seveceğim yazılarım olması dileğiyle...

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

  1. Önce tebrikler diyorum. Yaklaşık iki aydır RESİM çalışmalarına yogunlaştım. Bu süre içerisinde gerçekten zevkle okuduğum yazılarınızı okuyamadım. Kaldığım yerden devam ediyorum. İnsanı hayalleri, umutları genç tutar. İçimizdeki çocuk sürekli canlı kalır. Hele birde aşk varya ;Deme : müthiş bir canlanma ve üretme gücü verir insana. Tabiki meslegi seçmek sizin için daha önemli. Bu bir bedeldir. Ama Ben insanın kariyeri ne olursa olsun özünden ayrıldınmı, kendine yabancılaştınmı ruhen mutsuz olacagını düşünendenlerim. İnsan çöp toplayıcısı olsa dahi kendini gerçekleştirmişse mutlu olmayı hak etmiştir. Bakın halen aşık oldugunu insan size ilk sıcaklıgını içinizde tutmasını saglamış. Bu çok güzel bir duygu. Toplamda baktıgınızda duygu olarak halen ilk aşkınız aşamasındasınız. Ne yaşarsanız yaşayın bundan sonra o duygu üzerine eklemeler yaparak ruhunuzu kaldığınız noktadan yeniden yaratacaksınız. Affınıza sıgınarak yorumlar yapıyorum. Diger yazılarınızı da okuyacağım. İçerik olarak çok kaliteli, sosyolojik ve insan çözümlemesi içeriyor. Saygılar