Ayrılık aynılaşınca

” Bir kitap okudum tüm hayatım değişti” ” Tecrübe, yediğin kazıkların toplamıdır” 

Burada söze stoopp! diyerek girmek istedim. Arkadaş , ne oluyoruz? Bilir kişi olmak veya başka bir insanın yaşamına dair kendimizden bir genelleme falan, iyi hissettirsin tamam. Ama bir dakika teselliye ihtiyacımız yok. Ne oluyoruz cidden ? Biyolojik yaşınızdan yaşamanız gereken olguları yaşanmamış sayarak, eksi hanenizde tuttuğunuzda, zaman denilen boyutun bizim onu nasıl adlandırmamız gerektiğine dair ipucu vereceği hususunda ne düşünüyorsunuz?

Hayatın belli bir sistematik içerisinde var olduğu hususunda hem fikiriz. Fakat acaba bunu var olduğu noktada bir gidişatın temeli olabileceği hakkında yeterince emin miyiz ?  

Gerek yakın çevresinden, arkadaşından, iş arkadaşından, dahası akrabalarından zarar görmeyen hemen hemen yok gibidir. Tıpkı evlilikler gibi belli bir rutine kayan yaklaşımların bir son hazırladığını izlediğim filmlerden çok daha evvel fark etmiştim. Zarar verme dürtüsündeki geçmişteki bu pek değerli (!) insanın bizim güvene dayalı rutinliğimizde olmadığının göstergesi pusuya yatmasından belli olmuştur. Size uzaktan birinin zarar verme potansiyelini düşünün. Bunun için dahi siz veya birilerine yaklaşmak zorunda. Oysa yalnızlığın bir de onur kırıcı bir yanı var tuzağına sıklıkla düştüğümüz. Kabul edilme, değer görme duygularının tescillenmesi gibi, zorlayıcı birtakım nedenler…

Sevmekle başlar her şey… Evet, sev. Hani bir tilkinin yavrusunu sevdiği gibi 🙂 Tek gözün açık uyu, ama acı çekeceğim diye de korkma! Çünkü, milyarlarca insan içinde binlerce karakter arasından savaş veriyor tüm frekanslar salt bir uyum için. Kolay değil elbet, ama bizim onu zorlaştırdığımız kadar olamaz.Kıyas içeren her cümle bir eksiklikle yüzleşmek için adeta zihnimizde mekik dokuyor. Sonra fark etmeye başlıyoruz, yahu say say bitmiyor. Hallaç pamuğu gibi at at bitmiyor.  Ne çok insan!. 

İşte, bu noktada farklılaşma beklentimizin sayılar çoğaldıkça aynılaşmak için bir depar olduğu anlaşılmaya başlanıyor. Popüler müziğimizin büyük ustalarından rahmetli Cem Karaca’ nin o muazzam eseri ” Bence artık sen de herkes gibisin” parçası aklıma geldi. İnsanda zerre dahi olsa vazgeçilemeyen bir özelliğin mutlaka doğallık anlamında genlerinde bulunduğunu birçok kişisel gelişim uzmanı da dile getirmiş. Ve hiç düşündünüz mü sizdeki bu eksikliğin sizi doğal gösteren o parçanız olabileceğini ? İnsanların çok farklı olduğunu düşünme yanılgısı, onların gardını indirmesine kadar bizi meşgul edebiliyor. Buna çok kez tanık oldum, eminim bu yazıyı okuyan birçok kişi aynı görüştedir.  Bir derdimizi açtığımızda, bir esprisine katıldığımızda, yardım istediğimizde ve hatta rezil olduğumuzda. Evet, rezil olduğumuzda. Biz insana mahsus aksilikleri bazen çok abartıyoruz. Bunun nedeni aynılaşma çabası içindeki özümüzden ayrı düşünmemiz olabilir. Zamanında aşık olduğum biri tarafından terk edilmiştim. Etrafımdakilere anlaşamadık diyordum. O da siz de terk etseniz bu ayrılığı yaşayan iki kişi sonuçta. Haliyle içimden teşekkür edip uğurlamadım pozitif enerjiyle bu ziyaretçiyi 🙂 Ama kendime ettim. Çünkü aynılaşmak için ayrılmıştı benden. Ben kendimde tüm aynılığımla özümle beraberdim… Bazı sıkıldığım gecelerde gökyüzüne bakarım. Yüksek bir tepeden cılız şekilde yanan sokak lambalarını izlemek iyi gelir. Bir mumun , büyük aydınlanmaları beraberinde getirmesi gibi bir his yaşatır bazen küçücük ayrıntılar. Niceliğin anlamsızlığına açılır bazı sabahlar ağır göz kapakları. Bizi, bize ulaştırmayan bir sayı, etkisiz eleman oluşumuzdan değildir istediği her şeyi yutan, boşboğaz beklentilerimizdendir. Yaşam yörüngesini takip ederken, işaretlerini aklımızın pusulasına, dileklerini kalbimize gün içinde kaydederiz defalarca. Bir hatıra defteri dolduruyoruz hayatta. Onu karalamaktan korkma kendini, hatalarını, seni sen yapan her şeyi. Yarın, hepsine gülümseyeceksin. Zaman, seni değiştirdikçe, acemiliğini, yine yeniden hata yapmayı özleyeceksin…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.