Aynaya Bakma Zamanı Geldi

Kendi ile savaşanlar, genelde kazanamaz bu hayatta.

 Çünkü her şeyini bildiğin bir insanı yenemezsin aynı şekilde o da seni biliyor sonuçta. 

Aynaya karşı gelmek gibi bir şey olsa gerek bu.

Yapamayacağı bir hareketi yapmak, onu şaşırtmayı denemek, sürekli seri ve alışılmışın dışında davranışlar sergilemek. Ayna karşısında kendimizi görsek dahi karşımızdaki biz değil o anda bizim için. Kopyamız, ikizimiz, tersimiz. Neyse ne ama biz değiliz o aynadaki. Aslında gayet farkındayız gerçeklerin. Biliyoruz kim olduğunu da kabul etmiyoruz işte.

Biz eşsiz olduğumuzu iddia ediyoruz belki ama her gün yüzümüzü karşımızda görüyoruz. 

Basit bir ayna, berrak bir cam yüzeyi bile bizim görselliğimizi taklit ediyor ise eğer, nasıl özel olduğumuzu iddia edebiliriz ki biz.

Düşünsenize, ne kadar çok isterdik aynanın bile taklit edemediği bir insan olmayı. Ben mesela sırf bu yüzden vampir olmayı istedim çocukken. Görülmemiş olmak, eşsiz sayılmak için.

Tabi hiç bir zaman bu isteğimin gerçek olabileceğini düşünemedim. Çünkü alışmıştım sıradan olmaya, aynada bile kopyası olan birisi olmaya. Bide vampirler gerçek değil diyorlar ya hani o düşüncenin de etkisi var bu isteğimden vazgeçmem de. 

Yine de böyle hissetmek üzüyor beni, çoğu insan özel hissettiğini aynaya bakarak söylüyor kendisine, evet aynadaki kopyasını bakarak. 

Peki size sormak istiyorum; Aynada kopyası olan bir insan ne kadar özeldir?

Mesele aynaya bakarak özel olduğumuzu düşünmek değil işte, asıl mesele aynaya bakmayacak düzeyde meşgul olmakta yatıyor. Her günü benzer geçen bir insanın, kendine has detayları olur hayatında. Belki bu bir oyuncak tır sürekli yanına aldığı. Yürüdüğü yoldur, karşı kaldırıma hiç mi hiç uğramadığı. Giydiği çorap, yaptığı tarif olur onu özel yapan. 

Aynada ise yalnızca “sıradan” hisseder bir insan kendini. Sadece fotoğraflarda gördüğü ve gerçekte hiç karşısına almadığı yüzüne baktığı için düşünür özel olduğunu. Unutur o an herkesin günde bilmem kaç defa onun yüzünü gördüklerini. Kendisi çünkü o gün ilk defa hisseder. 

Çok garip bir eylemdir aynaya bakmak. Tuhaf hissettirir kendimizi, baktığımız kişi biziz sonuçta. Belki bir ayrılık sonrası bakıyorsunuz, kavgadan sonra kanlar içinde göz göze geldiniz ya da kendinizle, şık bir kombin eşliğinde saç baş düzeltirken hiç bu kadar güzel olmadığınızı fark ettiniz veya. Bir şeyleri doğru yaptıktan sonra bakmak hele. O hissin, yüzlerce his arasından en iyisi olduğunu söylesem, bence kimse inkar etmez buna.

 Amacına ulaşan bir insan kadar kimse hak etmez aynaya bakmayı. 

Evet hak etmez. Çünkü o kadar utanç verici şey yaptıktan sonra hala nasıl aynaya baktığını boşuna sormayız biz insanlara. Çünkü aynaya bakabilmek cesaret ister. Ya da umursamazlık diyelim buna. Kimisi aynayı bile umursamaz çünkü. Saatlerce bakar, bir küfür patlatır yüzüne ve odasına döner. 

Böyle insanlar da var maalesef dünyada. Hani derler ya dünya yansa saçını tarar diye, o türden insanlar.

Kendi ile savaşanlar da bu yüzden kazanamaz ya zaten. İki şeyi aynı anda istediği için, fedakarlık yapmaktan korktuğu, birinden vazgeçemediği için. Kendinden taviz veremeyecek kadar cimri olan insanlar, neden hep ufak hedefler ile günü kazanmayı amaçlıyor sanıyorsunuz ki?

Kendini geliştirmeyi, denemekten bile aciz oldukları için işte. Belki iki saatlik oyun, üç saatlik antreman veya birkaç saatlik bir buluşma uğruna ne kitapları kaçırdık, ne konular gitti kalemimizden.

Tamam ben size eğlenmeyin demiyorum, “yalnızca eğlenmeyin.” Diyorum. Hayatta tek amacınız eğlenmek, cebinizin dolu olması olmasın. Sabah akşam gece kulübünde içki bardağı devirip, gece geç saatlerde uyuduktan sonra ertesi gün yine benzer etkinlikler yapmanız saçma olur bilmelisiniz.

Çünkü bir yerden sonra, yanınızdaki insanlar da sizi bırakacak. Sırf bu amaçsız eğlence anlayışınız yüzünden. Gidin bir aynaya bakın, işleri nasıl yoluna sokarım diye, parlak olsun geleceğiniz. 

Yoksa ölme eşeğim ölme misali uzun sürer hayata dönmeniz, aynaya gururla bakarak, yarını güvence altına aldığınızı hissetmeniz.

O yüzden bugün bir şeyleri değiştirmeyi denemelisiniz, erken falan değil. Geç kaldınız hatta, sonuçta bugün yalnızca denemiş olacak, yeni hayatınızın ilk tohumlarını ekmiş olacaksınız toprağa, belki bu tohumlar bugün sizi bambaşka yapmayacak ama yıllar sonraki o muhteşem insanın ilk adımları olmuş olacak.

Umarım bir gün kuşkusuz ve korkusuzca aynaya bakarak, hayatınızın ne kadar mükemmel olduğuna şaşırır kalırsınız.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.